Basın Özgürlüğü

Gazetecilerin turkuaz basın kartı bahanesiyle engellenmesi devam ediyor

BURCU ÖZKAYA GÜNAYDIN

Büşra Taşkıran

Gazeteci Büşra Taşkıran, Kızılay’da sokak röportajı yaparken polis tarafından kimlik kontrolüne tabi tutuldu ve sorduğu sorular not edildi. Fotoğrafları çekilip bir WhatsApp grubuna gönderilen Taşkıran, sokak röportajını yarıda bırakmak zorunda kaldı. Yaşadıklarını sosyal medya hesabından paylaşan Taşkıran, “Yasak demeseler de sokak röportajlarına artık izin verilmeyeceğini ima eder şekilde konuştular” dedi. Taşkıran, yalnızca kendisinin değil, diğer basın mensuplarının da fotoğraflanarak kayıt altına alındığını ve sokak röportajları için de turkuaz basın kartına sahip olması gerektiğinin kendisine iletildiğini paylaştı.

Öznur Değer: ’Turkuaz kartımız olmadığı için gazeteci olmadığımız söyleniyor’

Büşra Taşkıran’ın karşılaştığı engellemeye benzer bir engellemeyi aynı hafta Jinnews Muhabiri Öznur Değer de yaşadı. Değer, Kızılay’daki Sakarya Caddesinde halka, Halkların Demokratik Partisinin açıkladığı tutum belgesine dair görüşlerini sormak için mikrofon uzattıkları sırada maruz kaldıkları engellemeyi aktardı: “Ankara’da sokak röportajları daha önce tanık olmadığım bir noktaya evrildi. Gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine onlarca yurttaş, iktidara olan öfkesini adeta kusmak istercesine mikrofona konuşmak istiyordu. Fakat, kamera başındayken etrafımız birden sivil polisler tarafından sarıldı. İnsanlara rahatsızlık verdiğimizi ve yurttaşların şikayetçi olduğunu iddia ederek kamerayı kapatıp gitmemiz gerektiğini söylediler.”

Öznur Değer

Değer, gitmeyi kabul etmedikleri için polisle aralarında bir tartışma çıktığını ve polisin sokak röportajında iktidarı eleştirenleri tehditle uzaklaştırıldığını söyleyerek, “Polisler, yalnızca olayı ve röportajı provoke etmek isteyen birkaç kişiyi orada bıraktı ve bize GBT uyguladı. Bunun bir hak ihlali olduğunu ve şikâyetçi olacağımızı söylememize rağmen dakikalarca orada bekletildik. Haber yapma hakkımızın bu şekilde engellenemeyeceğini ısrarla dile getirdik fakat bizi zor kullanarak uzaklaştırmaya çalıştılar” dedi.

Engellemelerin devam etmesi üzerine röportaj yaptıkları noktadan uzaklaşıp başka yerde röportaja devam etmek istediklerini fakat polisler tarafından takip edildiklerini ve çalışmalarının engellenmeye devam ettiğini ve polislerin Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından verilen turkuaz basın kartları olmadığı için gazeteci olmadıklarını ve dolayısıyla haber yapamayacaklarının söylediğini aktardı.

Maruz kaldıkları bu engellemenin bu bahanenin kullanıldığı ilk engelleme olmadığını belirten gazeteci Değer, “Uzun süredir turkuaz basın kartımız olmadığı için gazeteci olmadığımız öne sürülüyor. Bizim gazeteci kimliğimiz kartların rengi ile belirlenebilecek bir durum değil. Kaldı ki gazetecilik, kart renkleri ile sınırlandırılabilecek bir meslek değil. Durduğumuz yerde, halkın sesi olmaya ve hakikati yansıtma çabamızı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

TGS Eş Başkanı Durmuş: ‘Basın kartı gazetecilik ruhsatı değildir’

Gökhan Durmuş

Gazetecilerin sokakta yaşadıkları engellemeleri ve  gazetecilik için turkuaz kart şartını Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Eş Başkanı Gökhan Durmuş ile konuştuk. Gazeteci Büşra Taşkıran ve Öznur Değer’in sokakta işlerini yaparken karşılaştıkları engellemelerin hiçbir hukuki dayanağı olmadığını belirten Durmuş, gazetecilerin sokakta işini yapmasının engellenemeyeceğini ve İletişim Başkanlığından verilen basın kartının da bunun dayanağı yapılamayacağının altını çizdi.

Durmuş, basın kartlarının gazetecilik mesleğini yapabilmek için gazetecilere verilen bir ruhsat olmadığını, aksine gazetecilerin mesleklerini yapmasını kolaylaştıracak bir araç olduğunu söyledi ve TGS’nin bu konuda açtığı davalarda İletişim Başkanlığının mahkemeye verdiği savunmada bunu açıkça kabul ettiğini ve dolayısıyla kolluk kuvvetlerinin basın kartını bahane ederek gazetecileri engellemesinin hiçbir hukuksal dayanağı olmadığını vurguladı. Durmuş, buna rağmen gazetecilerin mesleklerini yapmasını engelleyen kolluk kuvveti mensuplarının görevlerini kötüye kullanarak suç işlediklerini belirtti.

Emniyet Genel Müdürlüğünün 27 Nisan 2021 tarihli toplumsal olaylarda ses ve görüntü alınmasını yasaklayan genelgesini kolluk müdahalesini hukuki bir zemine oturtma çabası olarak yorumlayan Durmuş, “Bu genelgenin hiçbir hukuki dayanağı yok, tamamen keyfi bir uygulama. Amaç ise basın özgürlüğünü, halkın haber alma hakkını ortadan kaldırmak. Bu yönde gelen tepkiler üzerine İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, bu genelgenin gazetecilere yönelik olmadığını iddia etse de genelgenin yayınlandığı ilk günden itibaren gazetecilere yönelik uygulandığını görüyoruz. Üstelik, İletişim Başkanlığı tarafından turkuaz basın kartı verilen gazeteciler de bu engellemelere maruz kalıyor. Bu da bir kere daha bu genelgenin amacının gazetecilerin halkın haber alma hakkı doğrultusundaki faaliyetlerini engellemek olduğu tezimizi doğruluyor” dedi ve bu genelgenin Anayasa ve Basın Kanununda güvence altına alınan “Basın hürdür, sansürlenemez” hükmünün açık ihlali olduğunu söyledi.

Bu tür genelgelerin hazırlanma süreçlerinde basın meslek örgütlerinin görüşünün alınmadığını, Türkiye’de katılımcı demokrasi anlayışı olmadığından dolayı kararların tepeden inme şekilde alınıp dayatıldığını söyleyen Durmuş, bu uygulamalara karşı örgütlü bir mücadeleden başka çözüm yolu olmadığını belirtti.