Karantinada Gazetecilik

Gazetecilik karantinadan nasıl çıkar?

Haluk Kalafat

Gazetecilerin yaşadığı birçok soruna karantinayla birlikte bir yenisi eklendi: Haberi evden takip etmek, üretmek ve yaymak zorunluluğu. Mesleğin son yıllardaki onulmaz sorunu basının muhabirsizleştirilmesiydi zaten. Piyasa baskısı, artan maliyetler, düşen gelirler nedeniyle gazeteciler ofislere, masalarına bağlanıyor, en iyi ihtimalle ajansların ya da başka yayınların haberlerine “takla attırmaya” zorlanıyordu; kötü ihtimalle ise kopyala yapıştır habercilik yaptırtılıyordu. Genel olarak sahada koşturan muhabirlerin sayısı gün geçtikçe azalıyor, basında özel haber nadirleşiyordu. Oysa mesleğin kuralı gereği gazeteci habere ne kadar yakınsa o kadar doğru haber yapardı.

Koronavirüs salgını bu kötü gidişin üzerine geldi. Gazeteciler bırakın sahaya çıkmayı ofislere dahi gidemez durumdalardı. Hal böyleyken gazeteciler yeni bir sınavla karşı karşıya kaldılar; habere uzak kalarak hatta evden hiç çıkmayarak işlerini yapmaya başladılar. 

Peki bu süreç nasıl işledi? Bu yeni deneyim gazetecilik mesleğine neler getirdi, neler götürdü? Karantinada gazetecilik serimizin ilkinde, çeşitli yayınlarda çalışan ve farklı haber üretme biçimleri içinde olan dört gazeteciye karantina döneminde yaptıkları haberciliği sorduk. İkinci bölümde ise barış akademisyenlerinden Mahmut Çınar’dan bu deneyimleri analiz etmesini istedik.

Özgür Topuz: “Evden çalışma esaslı modeller uygulanabilir”

Özgür Topuz, Gazete Duvar’da yazı işleri müdürü olarak çalışıyor. İnternetten yayın yapan haber sitelerinin evden çalışma sistemine geçmesinin, basılı yayınlara kıyasla nispeten daha kolay olduğunu belirtiyor:

“Çünkü altyapı olarak buna daha hazırlardı. Ayrıca internet gazeteciliğinde günlük işleyiş, basılı gazetelerden farklı olduğu için de bir avantaj söz konusu. Her gün yazı işleri ve manşet belirleme toplantıları yapılması, her sayfa üzerinde ekip çalışması gibi şeylerin gerekmemesi avantaj oldu. Tabii yine de gazetecilik denen iş her an görüş alışverişi, danışma ve ortak akılla yol almayı gerektirdiğinden ofiste bir arada olamamak genel anlamda bir zorluk yaşatıyor.”

“Daha yoğun ve dikkatli mesai”

Özgür Topuz da diğer meslektaşları gibi bu süreçte mesailerinin arttığını söylüyor: 

“Koronavirüs salgını herkesin haber alma ihtiyacını artırdığı için bu süreç gazeteciler için çok daha yoğun ve dikkatli bir mesai anlamına geldi. Mevcut okurlar her zamankinden dikkatli ve yoğun bir şekilde haberleri takip ederken, süreç yayın kuruluşları için çok sayıda yeni okur da getirdi. Evin ofise dönüşmesi çalışma saatleri konusunu belirsizleştirirken, her an yeni bir haberin ortaya çıkması gazeteciler için çok daha yorucu bir mesai doğurdu.

Özgür Topuz

“Yeni bir döneme girildiği söylenebilir”

“Gazeteciliğin esası, şartlar ne olursa olsun bellidir ama uygulama araçları ve bu araçların getirdiği yeni olanaklarla tabii ki pratikte yeni bir döneme girildiği söylenebilir. Sahadan haber alma imkanı azaldığı için dijital olanakların ağırlıkta olduğu bir pratik bu. Stüdyo ortamındaki profesyonel röportaj ve haber programları yerini görüntülü görüşmelere, sosyal medya hesaplarından konuk ağırlama gibi şeylere bıraktı. Sanal alemin dijital olanaklarını herkes daha iyi öğrenmeye başladı. 

“Karantina sonrasında da evden çalışma esaslı modellerin uygulanabileceğini düşünüyorum. Evden çıkamamanın getirdiği sıkıntı nedeniyle evden çalışmak çok bunaltıcı bir hal almış olsa da ‘normal’ döneme geçilmesiyle bunun daha cazip gelebileceğini tahmin ediyorum. Ofis maliyetlerinin azalması nedeniyle yayın sahiplerinin de bunu gündeme alması söz konusu olabilir.”

Büşra Cebeci: “Evden iş kovalamakla tanıştım”

Gazeteci Büşra Cebeci, salgın nedeniyle evden çalışmak zorunda kalışını şu esprili cümleyle özetliyor: “Kanalıma hoşgeldiniz, bugün evdeki malzemelerle gazeteci yapacağız.”

Gazeteciliğe bianet’te başlayan Büşra Cebeci, yakın zamana kadar Medyascope’ta çalışıyordu. Karantinanın başladığı günlerde işinden yeni ayrılmıştı. 

“Gazetecinin işi bitmez” kuralı gereği ofiste yetiştiremediği video montajı yapmak, haber yazmak, ses kaydı çözmek gibi işlerini evde devam ettiği için, evde çalışmaya yabancı olmadığını söylüyor:

“Salgın sürecinde işimden yeni ayrılmıştım ve bu süreçte birkaç yere telifli olarak içerik üretmek zorundaydım. Aslında ben sadece evden çalışmakla değil, evden iş kovalamakla da tanışmış oldum. Başta işlerin kesat gitmesiyle başlayan süreç, bir süre sonra 24 saatin yetmemesine, sabahlara kadar çalışmama, sonrasında da istemsizce gece çalışıp gündüz uyuduğum bir mesaiye geçmeme sebep oldu.”

“Ofistekinden fazla çalıştık”

Cebeci sadece kendisinin değil, diğer gazeteci arkadaşlarının da bu süreçte daha çok çalışır hale geldiğini söylüyor:

“Bu süreçte birçok gazeteci evdeki şartlarla olabildiğince profesyonel işler çıkarmaya çalıştı ve belki de ofistekinden çok daha fazla çalışarak yaptılar bunu. Beni bu noktada düşündüren şey, işverenlerin bu durumu ileride kullanması. Yani, zaten esnek olan çalışma saatlerine bir de evdeki maharetleriniz eklenince ortaya çıkan iş tadından yenmez ama sarf edilen enerjiyi ne yapacağız? Benim şimdiye dek gördüğüm, fazladan yaptığınız işin bir süre sonra göreviniz gibi algılandığı oldu. Bu durum da ileride işteki mesaiye ek olarak karşımıza çıkabilir. Sonuçta aynı işi evden de yapabiliyorsunuz, ofisin yanı sıra bazı işleri de niye evden yapmayasınız ki?”

“İleride hayat kurtarıcı etkileri olabilir”

Peki karantina sürecinde evden çalışmanın hiç mi olumlu yanı yok? 

“Bunun bireysel olarak gazeteciye yarayan noktaları da var, evden de olsa habere ulaşmak, teyit etmek, görüntü almak, yayın yapmak üzerine yeni yöntemler edindik. Bunların ileride hayat kurtarıcı etkileri olabilir. İsteğimiz dışında evde kaldığımız bu süreçte, sıkıştığımız yerlerden bir şeyler üretebiliyor olmanın hepimize kattığı bir tecrübe var neticede.

Büşra Cebeci

Diğer yandan, bu süreç bu işin çok da karmaşık olmadığını gösterdiği için gazetecilik faaliyetlerinin de artacağına işaret ediyor olabilir. Halihazırda gazeteci olmak isteyen pek çok insan, amatörce ve evdeki çok da profesyonel olmayan ekipmanla bu işin yapıldığını görmüş oldu. Bu sistem, bir kuruma bağlı olmadan da bu faaliyetin yürütülebilmesinin yolunu açabilir. Yani bir süre sonra farklı mecralarda daha çok yayın, analiz, haber yapan kişiler görmek şaşırtıcı olmaz.”

Nilüfer Türkoğlu: “Bir masa ve bilgisayar yeterli olacak”

Nilüfer Türkoğlu, kurucusu olduğu kültür sanat haberciliği yapan Ajandakolik adlı haber sitesi için çalışıyor. Karantina sürecinde işini ofis yerine evinden sürdüren gazetecilerden biri değil, çünkü yaklaşık bir buçuk yıldır evden çalışıyor.

“Karantina sürecinde evde kalıp haberciliğe devam etmek benim açımdan çok farklı olmadı. Ancak normalde yüz yüze yapmayı tercih ettiğim söyleşiler, bu defa telefonla ya da e-posta yoluyla gerçekleşti” diyor. 

Karantina sürecinde Instagram, Periscope gibi mecralarda sayısı daha da artan “canlı söyleşi” yapma akımına ise girmemiş. Türkoğlu yazılı söyleşilerin daha kalıcı olduğunu düşünüyor. 

Nilüfer Türkoğlu

Karantinada yaşanan süreci ise şöyle değerlendiriyor:

“Her gazetecinin çalışma sistemi üzerinde farklı etkisi olduğuna inanıyorum. Ama şunu kesinlikle söyleyebilirim ki bu dönem, benim gibi masa başında çalışan ve özellikle internet haberciliği yapan gazetecilerin ofise gitmeden de bu işi yapabilmesine vesile oldu. Bugün yaşadığım bir deneyimi anlatayım. İlk defa online bir basın davetine katıldım. İlginçti. Evet, bir davette bulunmuş kadar olmadık ama kişilerle ve markayla bir araya gelmiş olduk.”

“Ünlü isimlere ulaşmak da kolaylaştı”

Türkoğlu’na göre karantina sürecinin bir takım olumlu yanları oldu:

“Bu süreçte ‘Karantina Söyleşileri’ başlığında çok fazla canlı yayından ünlü isimlerle bir araya gelen gazeteci arkadaşlarımız oldu. ‘Online olmanın’, gazeteciliğin pratiğinde tam anlamıyla yeni yaklaşım olduğunu söylememiz gerek. Hem herkes evde olduğu için ünlü isimlere ulaşmak da kolaylaştı.”

Bu sürecin kısa zamanda eski “normal”e döneceğini de düşünmüyor ama ekliyor: “Ancak yazı çiziyle uğraşacak insanlar için her zaman bir masa ve bilgisayar yeterli olacak. Elbette eski düzeni arayacağız. Çünkü sosyalleşmek, etkinliklerin havasını solumak işimizin olmazsa olmaz parçası. Hikâye nasıl ilerleyecek, hep birlikte göreceğiz.”

Tunca Öğreten: “Karantina, demeç odaklı gazeteciliği besledi”

Gazeteci Tunca Öğreten uluslararası ve yerli pek çok basın kuruluşu için haber, röportaj ve söyleşiler kaleme aldı. Bir buçuk yıldır DW Türkçe için çalışıyor.

Öğreten, karantina döneminin olumsuz bir yönüne işaret ediyor: Demeç odaklı gazetecilik. Ona göre eve kapanan gazeteciler, işlerini daha çok demeç alarak yapmak durumunda kaldılar ve bu zaten süregelen bir sorundu:

“Ne yazık ki Türkiye’de uzun bir süredir araştırma odaklı haber ile gözlem ve yerinde, anında, hissetmeye dayalı hikaye anlatıcılığı pek tercih edilmiyor. Bu elbette meslek üzerindeki baskı, kutuplaşma, korku ve açık kaynaktan veri elde edememe hali ile de doğrudan ilintili. Dolayısıyla gazetecilerin çoğu demeç almaya odaklanmış bir gazetecilik formülü yardımıyla kolaya kaçıyor. Pandeminin de, işte bu eve kapanmış gazeteciyi demeç odaklı, yaratıcı olmayan gazeteciliğe biraz daha mecbur bıraktığını düşünüyorum. Umarım pandemi krizi hafifledikçe bu yeni ve köreltici sistemi daha da benimsemiş bir gazetecilik anlayışıyla karşı karşıya kalmayız.”

Tunca Öğreten

Karantinadan Kapsül çıktı

Ancak Öğreten meslek için olumsuzluklara neden olabileceğini düşündüğü dönemi, avantaja çevirmiş. Kafasında tasarladığı ama zamansızlık nedeniyle bir türlü fırsat bulamadığı projesini hayata geçirmiş:

“Karantina günleri, hayalim olan ancak vakitsizlikten bir türlü hayata geçiremediğim bir format üzerine odaklanmama vesile oldu. İnternet medyası büyük bir zenginlik olsa da, aynı zamanda doğru haberi ararken içerisinde kaybolduğumuz bir kalabalığa benziyor. Hadi biz gündem takibi yapmaya mecburuz, peki okur bu işin içinden nasıl çıkıyor diye düşünürken, birkaç arkadaşımın da yardımıyla Kapsül’ü kurduk. Gün içerisinde yayınlanmış haber, köşe yazısı, podcast, söyleşi gibi içerikleri takip ediyor ve bir özet çıkarıyoruz. O özeti de Kapsül’ün abonelerine bir e-posta bülteni olarak gönderiyoruz. Bu ritüel hafta içi her akşam 22’de tekrarlanıyor. Kısa sürede 1.500 aboneye yaklaştık ve çok olumlu tepkiler aldık. İnsanlar da laf kalabalığı edilmeyen, ağda gibi uzatılmayan cümlelerle gündemden haberdar olmayı özlemişler belli ki. Bu bülten aynı zamanda podcast olarak da kaydediliyor ve Kısa Dalga üzerinden yayınlanıyor. Böylece 7-8 dakika gibi bir sürede o gün içerisinde ne gibi önemli gelişmeler yaşanmış, haberdar olabiliyorsunuz.”