Basın ÖzgürlüğüManset

Haber takibi sırasında işkence ile gözaltına alınan gazeteci Yelda Çiçek’e verilen hapis cezası AYM’ye taşındı

DENİZ TEKİN*

Diyarbakır –  Anayasa Mahkemesinin ihlal kararlarına rağmen yerel mahkemeler haber takibi yaptığı sırada gözaltına alınan gazetecilere ceza vermeye devam ediyor. 2019 yılında Diyarbakır’daki belediyelere kayyum atanmasına karşı yapılan protesto eylemini takip ederken basın kartını göstermesine rağmen gözaltına alınarak hakkında açılan davada 5 ay hapis cezasına çarptırılan gazeteci Yelda Çiçek, basın ve ifade özgürlüklerinin ihlal edildiğini belirterek AYM’ye bireysel başvuru yaptı. Çiçek, “Basın kartımı göstermeme, sigortalı olarak çalıştığımı belgelememe rağmen gazeteci olduğumu kimseye inandıramadım. Mesleğimi yaptığım için hapis cezasına çarptırıldım” dedi.

AYM, protesto eylemi ve basın açıklamalarının haber takibini yapan gazetecilerin polisler tarafından engellenmesinin ve gazetecilerin kötü muameleye bırakılmasının İfade ve basın özgürlüğünün ihlali olduğu yönünde birçok karar vermesine rağmen gazeteciler kolluk kuvvetleri tarafından engellenmeye, mahkemeler ise söz konusu eylem ve protestolara karşı açılan davalarda gazetecilere ceza vermeye devam ediyor. Bu uygulamanın son mağdurlarından birisi de Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kazandığı belediyelere kayyum atanmasını protesto etmek amacıyla 21 Ağustos 2019’da Diyarbakır’da yapılan protesto eylemini gazeteci olarak takip eden gazeteci Yelda Çiçek oldu.

Çiçek’in, protestoculara yönelik polis müdahalesini çektiği sırada haber yapması engellendi. Basın kartını göstererek gazeteci olduğunu söylemesine rağmen kendisini gözaltına alan polislerin kötü muamelesine maruz kaldı. Yetmedi, çektiği görüntüler silindi. Emniyet ve savcılıkta verdiği ifadelerinde, haber takibi amacıyla olay yerinde olduğu söylemesine ve gazeteci olduğunu gösteren belgeleri sunmasına rağmen yurt dışına çıkış yasağı ve haftada bir karakola imza verme yükümlülüğü şeklindeki adli kontrol tedbirleri ile serbest bırakıldı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Çiçek ve 15 kişi hakkında “Kanuna Aykırı Toplantı ve Yürüyüşlere Silahsız Katılarak İhtara Rağmen Kendiliğinden Dağılmama” suçlamasıyla üç yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırladı. İddianame savcısı, Çiçek’in gazeteci olduğuna dair beyanlarına İddianamede yer vermedi.

AYM’nin benzer davalarda verdiği ihlal kararları, gazeteci olduğuna dair belgeler dikkate alınmadı

Diyarbakır 4. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen davada gazetecilik faaliyeti nedeniyle olay yerinde olduğunu yönündeki savunması ve gazeteci olduğuna dair sunduğu belgelere rağmen Çiçek 5’e ay hapis cezasına çarptırıldı, hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına (HAGB) karar verdi. Bu dava emsal olan AYM’nin Erdal İmrek ve Beyza Kural kararları itiraz dilekçesiyle birlikte sunulmasına rağmen Diyarbakır 11. Ağır Ceza Mahkemesi Çiçek’in avukatının HAGB karara yaptığı itirazı reddetti. Bunun üzerine gazeteci Çiçek ve Avukatı, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (AİHS) güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüğü, adil yargılanma ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundu. Başvuruda, Çiçek’in gazetecilik faaliyeti kapsamında protesto eylemini takip ettiğini hatırlatılarak, Çiçek’in gazeteci olduğunu belgeleyen basın kartını polise göstermesine rağmen basın ve ifade özgürlüğüne aykırı bir şekilde gözaltına alındığı, gazetecilik faaliyetinin engellendiği belirtildi. Çiçek’in, gözaltı, savcılık ve mahkemede gazeteci olduğuna dair yaptığı savunmalar ve sunulan belgelere rağmen bunun gerekçeli kararda tartışılmadığına işaret edildi. Çiçek’in polise karşı direndiği, eylemci olduğuna dair dava dosyasında hiçbir bilgi ve belge bulunmadığı vurgulanan başvuruda, bu orantısız müdahale ile başvurucunun İfade ve Basın Özgürlüğü hakkının ihlal edildiği vurgulandı.

‘Basın kartımı göstermeme rağmen saçımdan 4-5 metre yerlerde sürüklendim’

Olay tarihinde medya ve yayıncılık şirketi olan Mori Prodüksiyon’da kameraman ve montaj görevlisi olarak çalışan gazeteci Yelda Çiçek, olay günü yaşadıklarını ve hakkında açılan davayi MLSA’ya anlattı.

Olay günü bir kameraman arkadaşıyla birlikte protesto eylemlerinin haber takibini yaptıklarını hatırlatan Çiçek, haber takibi sırasında sırtında tripot olduğunu, telefonla da görüntü çektiğini, herhangi bir polis müdahalesine karşı basın kartını sürekli elinde tuttuğunu söyledi. Ofis semtinde bir kadının orantısız şiddet kullanılarak yaka paça gözaltına alındığı anları telefonuyla çektiği sırada polisin kendisine de müdahale ettiğini söyleyen Çiçek,  “Bulunduğum yerin karşı tarafında polis müdahalesi olduğu için bütün gazeteciler o tarafa yönelmişti. O sırada yanımda hiçbir gazeteci yoktu. Ben de en azından bu görüntüyü ben çekmeliyim dedim. Görüntü çektiğim sırada arkamdan gelen bir polis saçımı tutup, beni yere düşürdü. Elimdeki basın kartımı gösterip ‘Ben gazeteciyim’ dedim. Bir polis, ‘Başlarım sana da gazeteciliğine de!’ diyerek bana hakaret etti. Beni saçımdan tutup 4-5 metre yerde sürükleyip gözaltı aracına götürdüler. Bu sırada biri saçımı çekiyor, gelen giden polisler de bana tekme ve yumruklarla vuruyordu. Bana yapılanlara tepki gösteren çevredeki iki esnaf da polislerinin şiddetine maruz kaldı ve gözaltına alındı” dedi.

‘Elleri ters kelepçelemek istediler, çektiğim görüntüleri sildiler’

Sürüklenerek götürüldüğü gözaltı aracında polislerin kendisine yönelik sözlü ve fiziki şiddetinin devam ettiğini söyleyen Çiçek, “Zırhlı araca bindirilmeme rağmen polis saçımı bırakmıyordu. Gözaltında olan bir kişinin ‘Ne yapıyorsunuz? Bırakın!’ diye tepki göstermesi üzerine başka bir polis onun burnuna yumruk attı. Bir anda burnundan kanlar fışkırdı. Çıkan kargaşada polis saçımı bıraktı. Daha önce çatlak oluşan sol elimin medikal bant ile sarılı olduğunu gösterip itiraz etmeme rağmen polisler ellerimi zorla arkaya çekerek beni tersten kelepçelemek istedi. Daha önce çatlamış olan elim şişti. Bir polis amirinin ‘Bırakın kelepçelemeyin’ demesi üzerine ellerimi kelepçelemekten vazgeçtiler. Polislere, ‘Ben gazeteciyim. Yaptığınız hukuka aykırı, şu anda haber takibinde olan bir gazeteciyim, işimi yapıyorum’ dedim. Elimdeki basın kartını gösterdim. Bu sırada bir polis telefonumu alarak çektiğimi görüntüleri sildi. Yol boyunca aracın içerisinde bize ‘Hepiniz teröristsiniz. Şunun bunun şeyleri…’ şeklinde küfür ve hakaretlerde bulunuyorlardı. Gözaltı muayenesine götürüldüğümüz hastanede doktora yaşadıklarımı anlatmama rağmen yüzüme bile bakmadı” dedi.

Poliste, savcılıkta ve hakimlikte gazeteci olduğumu ısrarla vurguladım, dikkate alınmadı’

Gözaltı işlemleri için götürüldüğü Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü’ndeki polislerin kendisine “Sen gazeteci değil misin, burada ne işin var?” dediğini aktaran Çiçek, polisteki ifadesinde de gazeteci olduğunu haber takibi amacıyla olay yerinde olduğunu söylediğini belirtti. Polislerin, basın kartının fotokopisini de çekerek soruşturma dosyasına koyduğu bilgisini veren Çiçek, ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılacağını düşünürken adliyeye götürüldüğünü, savcılıkta ve sulh ceza hâkimliğinde verdiği ifadelerde de gazeteci olduğunu, haberi takibi amacıyla olay yerinde olduğunu ısrarla vurgulamasına rağmen bunun dikkate alınmadığını vurguladı. Çiçek, avukatının gazeteci olduğuna ve sigortalı çalıştığına dair belgeleri dosyaya sunmasına rağmen ancak adli kontrol kararıyla serbest bırakıldığını söyledi.

‘Basın kartı ve sigortam olmasına rağmen gazeteci olduğumu kimseye inandıramadım’ 

Çiçek, toplumsal olayları takip eden gazetecilerin sürekli kolluk şiddetine maruz kaldığı için mesleklerini yapamadığını belirterek, polis şiddetinin haberini yaparken polis şiddetine maruz kaldığını dile getirdi. Çiçek, “Basın kartımı göstermeme, sigortalı olarak çalıştığımı belgelememe rağmen gazeteci olduğumu kimseye inandıramadım. Mesleğimi yaptığım için hapis cezasına çarptırıldım” dedi.  Çiçek, gazetecilerin görevini yapmasını engelleyenler hakkında gerekli yasal yaptırımların uygulanması gerektiğini vurguladı. Hak ihlaline maruz kalan, mesleklerini yapması engellenen ve tutuklananlar Kürt basınındaki gazeteciler olunca kamuoyunda yeterli destek ve dayanışmayı göremediğini söyleyen Çiçek, bunun gazetecileri saldırılara karşı daha da savunmasız hale getirdiğine işaret etti.

 Arta: Yerel mahkemeler, AYM kararlarını hiçe sayan kararlar veriyor

Çiçek’in avukatı Burhan Arta ise bölgedeki muhalif gazetecilerin ciddi tehdit ve baskı altında olduğunu, özgürce haber yapmalarına tahammül edilmediğini vurgulayarak, gerçeklerin halka ulaşmasını engellemek amacıyla bu tehdit ve baskıların devam ettiğini söyledi.

Yaptıkları tüm savunmalarda Çiçek’in haber takibi amacıyla olay yerinde olduğunu söylemelerine ve gazeteci olarak çalıştığına dair SGK hizmet dökümü belgesi ve basın kartını sunmalarına rağmen Çiçek’in gazetecilik faaliyetleri görmezden gelinerek bir eylemci gibi cezalandırılma yoluna gidildiğine dikkat çekti. Yerel mahkemelerin AYM ve Yargıtay kararlarını hiçe sayan kararlar verdiğini vurgulayan Arta, “Yazılı ve sözlü savunmalarımızda AYM’nin Beyza Kural ve Erdal İmrek kararları dahil emsal birçok kararı dosyaya sunmamıza rağmen mahkeme hiçbirini dikkate almadı. Müvekkilin yürütmüş olduğu basın faaliyeti kriminalize edilip, görmezden gelinerek ceza verildi. Yanlış ve hukuka aykırı bir şekilde verilen bu kararın AYM’den dönmesini bekliyoruz” dedi.

*Bu işin hakları, Atıf-Gayriticari (CC BY-NC) Lisans ile kısmen saklıdır. Bu iş, MLSA’ya atıf ile ve ticari olmayan amaçlar ile kullanılıp dağıtılabilir.