Basın Özgürlüğüİfade Özgürlüğü

İdris Sayılğan: Karanlıkları aydınlattığımız için baskı altındayız

İDRİS YILMAZ

Türkiye’de gazetecilere yönelik hukuksuz baskılardan nasibini alan eski Dicle Haber Ajansı (DİHA) muhabiri İdris Sayılgan ile son yıllarda karşılaştığı hukuki baskıyı ve Kürt gazetecilere yönelik hak ihlallerini konuştuk. 

Sayılğan, 17 Ekim 2016 tarihinde evine yapılan bir baskınla gözaltına alınıp tutuklanmış, 3 yıl tutuklu kalmıştı. Kasım 2019’da tahliye olan Sayılğan, cezaevinden çıktıktan sonra İstanbul’da Mezopotamya Ajansı muhabiri olarak çalışmaya başladı. Sayılğan’ın 2015 – 2016 yıllarında Facebook hesabından yaptığı 7 paylaşım gerekçe gösterilerek “örgüt propagandası” iddiasıyla yargılandığı bir dava ise hâlâ sürüyor.

Bu süreçte sayısız hak ihlaline maruz kaldığını aktaran Sayılğan, Türkiye’de tutuklu gazetecilere uygulanan baskıların iktidarların ehlileştirme politikaları olduğunu ifade etti. Sayılğan, sözlerine şöyle devam etti: “Yıllardır Kürtlerin köyleri yakıldı, yıkıldı. Bunlar yazılmasın diye Kürt gazeteciler sokak ortasında infaz edildi. Buna rağmen Kürt basını karanlıktaki gerçekleri aydınlatmak için çalıştı, çabaladı ve ciddi bedeller ödedi. Buna rağmen susmadı, susturulmadı. Karanlıkların aydınlanması, Türkiye’nin aydınlanması demek. Özgür basın Türkiye’deki karanlıkları aydınlatmaya devam edecektir.”

‘Aynı haberler bir davada örgüt üyeliği, diğerinde propaganda için delil’

İlk olarak 17 Ekim 2016 tarihinde evine yapılan baskınla gözaltına alındığını söyleyen Sayılğan, yaşadığı süreci şu ifadelerle aktardı: “Gözaltına alındığım zaman bana ve aileme polisler tarafından işkence edildi. Yaptığım haberler ve sosyal medya paylaşımlarımdan ibaret uyduruk bir iddianame ile tutuklandım. Bu nedenle ‘örgüt üyesi olmak’ ile suçlandım ve bu davada 8 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldım. Yargılama sürecinde 3 yıl tutuklu kaldım. Daha sonra Erzurum İstinaf Mahkemesi, cezamı onaylayıp tutuklu kaldığım süreyi göz önünde bulundurarak tahliyeme karar verdi. Böylece cezaevinden çıktım. 

Bu süreçte, üniversitede bir etkinliğe katıldığım için hakkımda ‘örgüt propagandası’ yapmak iddiasıyla 1 yıl 8 ay hapis cezası verildi.  Cezaevinde bulunduğum süre boyunca da yaptığım haberler ve sosyal medya paylaşımlarım gerekçesiyle hakkımda çok sayıda soruşturma açıldı. Hakkımda biri cezaevindeyken, diğeri de çıktıktan sonra “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla açılan iki dava birleştirildi. Bu davanın bir sonraki duruşması 2 Aralık 2020 tarihinde Muş 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek. Bu davadan da büyük ihtimalle ceza çıkacak. Şöyle bir durum da söz konusu: yaptığım aynı haberler bir davada örgüt üyeliği için delil olarak gösterilirken, başka davada ise propaganda için delil olarak karşıma çıktı.”

‘Kürtlere karşı kirli bir savaş güdülüyor’

Türkiye’de muhalif kesimin susturulması için devlet ve yargı organlarının araca dönüştüğünü ifade eden Sayılğan, bu saldırıda en çok Kürt basının mağdur edildiğine dikkat çekti. Sayılğan, “AKP ve MHP, iktidarlarını koruyabilmek adına bütün muhalif kesimlere pervasızca saldırıyor. Kürt halkı yüz yıldır inkâr, imha ve asimilasyon politikalarına maruz kalıyor. Kürtler, soykırımın her türlüsünün yaşatıldığı nadir halklardan biri. Ve iktidar olan her hükümet, Kürtlere karşı kirli bir savaş güdüp, milliyetçiliği azdırarak iktidarını korumaya çalışıyor.”

‘Gazete binaları bombalandı, Apê Musa gibi öncü isimler infaz edildi’

Faili meçhul olayların aydınlanmaması için de Kürt basını üzerinde ağır bir baskı olduğuna dikkat çeken Sayılğan, “Kürt özgür basını son 40 yılda çok büyük bedeller ödedi. Gazete binaları bombalandı, muhabirleri kaçırılarak öldürüldü, Apê Musa gibi öncü isimler sokak ortalarında infaz edildi, gönüllü gazete dağıtıcıları işkence edilerek katledildi. 1990’lı yıllarda yaklaşık 4 bin köy boşaltıldı, 5 milyon Kürt sürgün ve göçe maruz bırakıldı ve 17 bin 500 kişi devletin kurduğu bir çete olan JİTEM tarafından katledildi. 

Kürt dili, kültürü, müziği ve coğrafyası en büyük düşman ilan edildi ve soykırıma tabi tutuldu. Bu belki mevcut duruma ilişkin bir fikir verir. Bugünü anlayabilmek için öncelikle tarihi anlamak gerekiyor. Bu vahşet ortamı içerisinde Kürt gazeteciler olağanüstü cesaret ve fedakarlık göstererek yazmaya devam etti. Gerçekleşen her saldırı, geri çekilmeye sebep olmaktansa daha da fazla yazmak için gerekçe oldu.” 

‘Bir Kürt olarak eğer gazetecilik yapıyorsanız, vay halinize’

Kürt bir gazeteci olarak maruz kaldığı hak ihlallerinden en önemlisinin de memleketindeki cezaevinden Trabzon Cezaevine sürgün edilmesi olduğunun altını çizen Sayılğan, kendisi ve ailesi için zor geçen üç yılı şöyle özetledi:

“Ben 2014 yılının sonunda gazeteciliğe başladım. Meslekte tam 2 yılı doldurduğum zaman tutuklandım. 3 yıl cezaevinde kaldım. Toplamda 10 yıl hapis cezası aldım, halen devam eden bir davam daha var. Bir Kürt olarak eğer gazetecilik yapıyorsanız, vay halinize. Kürt olmanın en büyük suç sayıldığı bir ülkede bir de buna ek olarak muhalif bir gazeteci olduğunuzu düşünün. Sanılmasın ki cezaevine düşmekle de iş bitiyor. 

Tutuklandıktan iki hafta sonra memleketimdeki cezaevinden Trabzon Cezaevine sürgün edildim. Yeni cezaevi de yeni bir zulüm kapısıdır. İçerisi de dışarısı kadar katı. Sürgün, cezaevlerinde bir politika olarak uygulanır. Yasada ailenize en yakın ilde kalma hakkınız vardır, ama bu hak hukuk kitaplarında yazsa bile Kürt için yoktur. Ailenizle iletişiminizi kesmek, size tecrit uygulamak, ekonomik ve psikolojik olarak zor duruma sokmak için sistematik bir sürgün politikası uygulanır. 

Trabzon’da bulunduğum 3 yıl içerisinde ailem ziyaret için yalnızca 5 defa gelebildi. Ekonomik boyutu bir yana, gece konaklayacak yer bulmak ve uzak mesafe bir yana. Tüm bunları çektikten sonra yarım saatlik bir görüş sonrası geri dönüyorlardı. Kürt’e sınırsız ceza. Böylece ailelerimiz de cezalandırılmış oluyor. Elbette bunun farkındalar ve bundan büyük keyif alıyorlar. 

Kitap yasağı, gazete yasağı, muhalif yayınlara erişimin engellenmesi, sürekli oda baskınları, oda değişimlerinin engellenmesi gibi baskılar bizim için rutin haline gelmişti. Cezaevine girdiğimde çıplak aramaya maruz bırakıldım ve kabul etmeyince darp edildim. Bunu daha sonra defalarca yaşadım. Çıplak arama ile amaçlanan şey kişiyi onursuzlaştırmak, kişiliksizleştirmek ve kimliksizleştirmek.”

‘Yunanistan sınırında yeniden tutuklandım’

Cezaevinden çıkar çıkmaz özlem duyduğu mesleğine sarıldığını dile getiren Sayılğan, Yunanistan sınırında mültecilere yönelik hak ihlallerini haberleştirmek istediği sırada yeniden gözaltına alındığını ve ağır hakaretlere maruz kaldığını anlattı:

“Cezaevinden çıktıktan sonra gazeteciliğe devam ettim. Türkiye, Yunanistan sınırını mültecilere açtıktan sonra 2 Mart tarihinde bir arkadaşım ile oradaki gelişmeleri takip etmek için sınıra gittik. Çekimler sırasında gözaltına alındık. Gözaltı sürecinde olmadık küfürlere ve hakaretlere maruz kaldım. 2 günlük gözaltının ardından tutuklanarak Edirne F Tipi Kapalı Cezaevine götürüldüm. Burada da çıplak arama dayatmasına maruz kaldım, kabul etmeyince gardiyanlar tarafından darp edildim. Avukatların yaptığı itiraz üzerine bir gün sonra cezaevinden tahliye edildim.”

‘Gazetecilik bir meslekten daha fazlası’

Karanlıkları aydınlatma mücadelesi veren Kürt basınının sürekli baskı altında olduğunu ifade eden Sayılğan, şöyle konuştu:

“Kürt gazeteciler olarak cezaevi, soruşturma, dava, baskı ve şantaj kıskacında mesleğimizi icra etmeye devam ediyoruz. Şartlar zor olsa da hepimiz yaptığımız işi çok seviyoruz. Bunu bir kamu görevi olarak görüyoruz. Halkın iktidarlar üzerindeki gözüyüz. Sırtımızı iktidarlara, koltuklarda oturanlara, para sahiplerine değil, halka dayıyoruz. En büyük destekçimiz de yine halk oluyor. Gazeteciliği bir meslekten, bir işten daha ziyade halkın kendini ifade edebileceği bir mecra olarak görüyoruz. 

Halkın sorunlarına, sevincine ortak olmak çok güzel bir duygu. Çok zorlu ve yorucu olsa da gazetecilik en büyük mutluluk kaynağımız. İktidar medyası ile aramızdaki fark sokağa çıktığımız zaman açığa çıkar. Onlara hep şüpheyle yaklaşılırken, bizler bir dost gibi, kardeş gibi, evlat gibi karşılanırız. Analar bizi kendi çocuklarından ayırmaz. Evlerinde, sofralarında yer açar. Ve öyle güzel bakarlar ki… Bundan daha büyük bir mutluluk olamaz. 

‘Sorunları dile getirenler bölücü, terörist ilan ediliyor’

Tarihin her döneminde iktidarlar muhalif gazetecileri hedef haline getirmiştir. Türkiye bunun çok ağır bir şekilde yaşandığı yerlerden biri. İktidarlarını devam ettirebilmek için medyaya yönelik yoğun saldırılar gerçekleştirildi. Muhalif bazı mecralar dışında neredeyse bütün medyayı ele geçirdiler. Tüm TV kanallarını, gazeteleri, radyoları tek sesli hale getirdiler, yaptıkları tek şey iktidar propagandası. Türkiye, tarihinin en derin ekonomik, sosyal ve siyasi  krizlerini yaşarken tüm bu medya organları her şeyi toz pembe göstermeye devam ediyor. Bu sorunları dile getirenler ise hedef gösterilerek, bölücü, terörist ilan ediliyor. 

Bizler özgür basın emekçileri olarak tüm zorluklara katlanarak yazmaya devam edeceğiz. Halkın mutluluğu bizim de mutluluğumuzdur. Onlar mutluysa biz de mutluyuz. Tekrar ediyoruz: Özgür basın susturulamaz.”