Yazarlar

İktidarın yeni sansür makinesi: ‘Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’

CANAN KAYA

Birkaç gün önce İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un tweeti ile İletişim Başkanlığı bünyesinde bir “Dezenformasyonla Mücadele Merkezi” kurulduğunu öğrendik. Altun, tweet’inde “Ülkemize yönelik yürütülen dezenformasyon kampanyalarına karşı” bu merkezin kurulduğunu söylüyor ve başına da Pelikan Grubu üyesi ve A Haber yazarı İdris Kardaş’ın getirildiğini açıklıyordu. Peki, ülkemiz Altun’un belirttiği gibi gerçekten tehdit altında mı? Yoksa merkezin asıl kurulma nedeni farklı mı? Bu sorulara en güzel yanıtı, yakın geçmişte bu başlık altında yapılan girişimler veriyor.

‘Twitter mivıtır hepsinin kökünü kazıyacağız’

Tarih 20 Mart 2014… O dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AKP’nin Bursa mitinginde kalabalığa şöyle sesleniyor: “Şimdi bakın uluslararası komplolar bu işin içinde. Çok ilginç. Bu Twitterlar falan var ya şimdi mahkeme kararı çıktı, Twitter mivıtır hepsinin kökünü kazıyacağız.” Erdoğan’ın bu konuşmasından sadece bir gün sonra Twitter’a erişim engeli getirildi.

2019 yılına geldiğimizde TBMM’ye sunulmasından kısa bir süre sonra yürürlüğe giren bir torba yasa ile Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’na (RTÜK), internet yayınlarını denetleme yetkisi verildi. Yasa, o tarihlerde ciddi tartışmalara neden olmuş ve YouTube, Twitter ve Facebook gibi platformlarda yayıncılık yapan kişilerin de denetim altına alınmak istenmesi büyük tepki toplamıştı. Tepkilerin ardından RTÜK üyesi Doç. Dr. Hamit Ersoy bir açıklama yaparak uygulamanın Netflix, Blue TV, Puhu TV ve Spotify gibi mecraları kapsadığını söylemişti. Kısa bir süre sonra da bu platformlar denetim altına alındı. Ancak tartışma bitmedi. Çünkü internet yayıncılığı yapan ve yazılı içerik üreten haber siteleri, yönetmeliğin denetim kapsamında yer almasa da haber sitelerinin sosyal medya hesaplarından yaptığı canlı video yayınlarının ya da belirli bir takvim dahilinde yapılan görsel yayınların da RTÜK denetimi kapsamına girme olasılığı vardı.

DW Türkçe ve Amerikanın Sesi Türkçe haber sitelerine erişim engellendi

Nitekim kısa bir süre sonra RTÜK, denetim yetkisini kullanarak yurt dışından yayın yapan Amerika’nın Sesi, DW Türkçe ve Euronews haber sitelerine lisans için 72 saat süre tanıdığını, lisans başvurusunda bulunmayanların ise erişimlerinin engelleneceğini söyledi. Geçtiğimiz temmuz ayında lisansa tabi bölümlerini, video kısımlarını ve yayın tekniğini değiştirdiği için Euronews ile ilgili alınan karar geri çekildi ancak lisans başvurusu yapmayan DW Türkçe ile VOA Türkçe sitelerine Türkiye’den erişim engeli getirildi.

Erdoğan, 2020’de daha ağır yaptırımlar istediğini açık açık söylemişti

Temmuz 2020’de Erdoğan yeni bir açıklama yaparak şöyle diyecekti: “Sosyal medya mecralarının tamamen kaldırılmasını, kontrol edilmesini istiyoruz. Hukuki düzenleme tamamlandığında erişim engeli ile adli ve mali yaptırımlar dahil her türlü yöntemi devreye sokacağız.”

Bu kez 1 Ekim 2020’de yürürlüğe giren Sosyal Medya Yasası ile günlük kullanıcı sayısı 1 milyon ve üzerinde olan sosyal medya şirketlerine Türkiye’de temsilcilik açması zorunluluğu getirildi. Temsilci atamayanlara reklam yasağı ve bant genişliği daraltma cezası verileceği duyuruldu. Mart 2021’de Facebook, Twitter, YouTube, Instagram ve WhatsApp, Türkiye’ye temsilci atayacağını açıkladı.

Yetmedi, iktidar daha ağır yaptırımlar istiyordu. Tarihler 27 Mayıs 2022’yi gösterdiğinde, bu kez hapis cezasını da içeren bir torba yasa teklifi Meclis’e sunuldu. AKP ve MHP milletvekillerinin imzasıyla “Dezenformasyon ve yalan haberle mücadele” iddiası ile hazırlanan “sansür yasası,” önce TBMM Dijital Mecralar Komisyonu’ndan, ardından da Adalet Komisyonu’ndan geçti. Sadece gazetecileri değil, sosyal medya kullanıcılarını da yakından ilgilendiren bu yasada, teklifin yürürlüğe girmesi halinde “dezenformasyon ve yalan haber” yayan kişiler hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilmesi öngörülüyordu. Yasa teklifi, tam TBMM Genel Kurulu’na gelecekti ki gazetecilerin ve sosyal medyanın tepkisiyle görüşülmesi adli yıl tatilinin bitimine bırakıldı.

Yasa ertelendi ama iktidar boş durmadı

Yasa ertelendiğinde yine MLSA için kaleme aldığım yazımda, özellikle de muhalefete çağrı yaparak rehavete kapılmamaları gerektiğini vurgulamıştım. Nitekim de dediğim gibi oldu. Şimdi İletişim Başkanlığı bünyesinde kurulan  “Dezenformasyonla Mücadele Merkezi”ni, Ekim ayından sonra  Meclis’te görüşülecek olan “dezenformasyon yasasının” alt zemini olarak düşünebiliriz. İktidar, yasanın çıkacağından ya çok emin, ya da geçmeme ihtimaline karşı hiçbir yasal zemini olmayan bir yapı kurarak gözdağı vermeye devam etmek istiyor. Bu arada Altun, açıklamasında “Ülkemize yönelik yürütülen dezenformasyon” ifadesiyle bu merkezin sadece dış kaynaklı haber, paylaşım ya da açıklamayı kapsadığı algısı yaratmak istiyor ama ben böyle olacağını düşünmüyorum. Yukarıda tarihsel süreciyle anlattığım gibi, iktidarın bu tür girişimleri nasıl istediği yöne doğru çekebileceğini geçmişteki örnekleriyle defalarca yaşadık.

Altun’un paylaşımından bir gün önce Sabah gazetesi haber yaptı

Ancak bu noktada gözden kaçtığını düşündüğüm bir detayı da eklemek istiyorum. Altun, bu paylaşımı yapmadan sadece bir gün önce, Sabah gazetesinde dikkat çeken bir haber yer aldı. Harun Sekmen imzasıyla yayımlanan haberde, yalan habere en fazla maruz kalan ülkenin Türkiye olduğu iddia edilirken, CNN International, New York Times, Amerikan FOX TV, The Associated Press, BBC, The Guardian, BBC Türkçe, Euronews Türkçe, DW Türkçe, Russia Today, Independent Türkçe’nin de aralarında bulunduğu medya kuruluşlarının Türkiye’yi hedef alan, algı yaratmaya yönelik yalan haberler yaptığı öne sürülüyordu. Bu haberden sadece bir gün sonra, Fahrettin Altun’un böyle bir paylaşım yapması tesadüf olmasa gerek! Ağustos 2021’de günlerce süren orman yangınları hatırlayın. Tüm dünyada “Help Turkey – Global Call” (Türkiye’ye yardım et – Küresel çağrı) etiketiyle paylaşımlar yapılmasının ardından Altun, “Sözde yardım kampanyası devletimizi aciz göstermek amacıyla başlatıldı. Şu anda sosyal iletişim platformlarında, anlık mesajlaşma gruplarında, forumlarda yayılan bilgilerin büyük çoğunluğu yalan haberdir. Bugün böyle bir doğal afet durumunda dahi bu türden yalanları yayanların tuzağına düşmeyelim. Lütfen resmi mercilerin açıklamalarına itimat edelim” demişti. Dolayısıyla, bu merkezin hem gazetecilik, hem de sosyal medya için özel oluşturulmuş bir sansür makinesi olduğunu söylemek mümkün. Ancak bu hazırlık karşısında muhalefetin nasıl bir önlemi var veya var mı en çok bunu merak ediyorum.