Basın Özgürlüğü

İlhan Taşçı: “Gazetecilik hakikatin avcısıdır”

Esra Koçak Mayda

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) üyesi İlhan Taşçı ile, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın istifasını takip eden sessizliği ve gazeteciliğin geldiği noktayı konuştuk. Taşçı, ifade özgürlüğünün yalnızca bir kişiye ait olduğu, sıradan bir Youtube kanalına röportaj verenin bile tutuklandığı ülkemizdeki durumu “Bir, 83 milyondan büyük” diyerek açıklıyor. Albayrak’ın istifasının medyanın büyük bölümü tarafından görülmemesinin nedenini sorduğumuzda ise şu yanıtı veriyor: 

Gazeteci kökenli bir Üst Kurul Üyesi olarak, meslek adına, kendilerine gazeteci diyerek ekranlarda yer alıp, tek kelime edemeyenler adına utanılacak bir yayıncılık söz konusuydu o gece.

1780 radyo ve televizyonu denetleyen RTÜK’ün üyesi olarak ise, bir o kadar da şaşkınım. Olayın duyulmasından itibaren bir saat içinde yabancı haber ajansları haberi teyit ederek tüm dünyaya duyururken, pek çoğu iktidarın kamu kaynaklarını kullanan, özel olarak değişik adlar altında fonlanan televizyonların tek satır haber geçememesi mesleki açıdan tarihsel önemdedir. Bir de konuya yurttaşların, halkın haber alma hakkı açısından baktığımızda ise durum daha da vahimleşiyor. 1’in 83 milyondan “büyük” olduğu gibi bir sonuç çıkıyor. O “bir” istemedikçe, Bakanının istifa ettiğini bile halkın duyması kendilerine gazeteci, televizyoncu diyenlerce engellenebiliyor.”

“Türkiye’ye sesini duyurabileceği kanallar o gece Bakan için bile kesildi”

“Gerekçesi ise bu haberi yayınlamak için Saray’dan izin alamamış olmaları. Zaten Bakanının da Instagramı tercih etmesinin altında yatan neden bu. Türkiye’ye sesini duyurabileceği kanallar, birileri istemeyince Bakan için bile kesildi. Güç zehirlenmesi yaşayanların görmesi gereken bir gerçek de o gece ortaya çıktı; Bakanın bile kendi kararını, istifasını duyurabileceği bir kanala gereksinimi vardı ve o gece ulaşamadı. Bir nevi belli çevreler tarafından nefesi kesildi. Bir iktidara methiyeler düzebilirsiniz. Buradaki tarafgirliğin çok ötesinde, doğrudan doğruya aile içi meselede taraf olması söz konusu televizyonların. Daha da vahim olan ise ilk bir saat içerisinde tüm haber merkezlerinin istifa haberini doğrulatmalarına karşın, halktan gizlemiş olmalarıdır. Bunun gazetecilik olmadığı çok açık.”

“Anaakım medyanın cenazesi kaldırılalı çok oldu”

“Tek manşetle çıkan gazeteler, aynı alt yazıyı hatta neredeyse aynı metni kullanan televizyonlar. Tek sesli, tek patronlu yayın kuruluşları ve patronların ihaleleri. ‘Anaakım diyoruz ama artık bir anaakım medya kaldı mı acaba?’ diye merak etmiyor değil insan. ‘Anaakım’ diye bir medya kalmamıştır, cenazesi kaldırılalı çok oldu. Bakanın istifa ettiği gece de son bir toprak atıldı üzerine” diyor Taşcı ve devam ediyor: 

“Yayıncılarla iktidar arasında bir ilişki olabilmesi için karşılıklı bir etkileşimin, iletişimin, değerlendirmenin, yeri geldiğinde eleştirebilmenin olmasına ihtiyaç var. Bugün Türkiye’deki yayıncılık ise Saray’da belirlenmiş manşetler, haber yapma izni alamayınca kafasını kuma gömenler, tek kalemden çıkmış KJ’ler (alt bant yazısı) ile sözde habercilik yapılıyor. Onlarca gazete ve televizyon aslında yalnızca bir kişi için çalışıyor; o da “Beyefendi!” Elbette eleştirel, özgün ve özgür yayıncılık yapmaya çalışan yayıncıların emeklerini göz ardı edemeyiz.”

“18 yılda inşa ettikleri medyanın bir hiç olduğunu biliyorlar”

“Zira, bu gazetecilerin yaptığı ülke açısından o kadar kıymetli ki, 18 yıllık iktidarına karşın Cumhurbaşkanı, 18 yıl boyunca kurdukları, inşa ettikleri medyanın bir hiç olduğunu ‘medya bizim sesimizi, nefesimizi yansıtmıyor’ sözleriyle itiraf etti. Aslında kast ettiği şu, Saray ve eşrafı biliyor ki, onlarca televizyonu fonlasalar da, baskıyla susturmaya çalışsalar da hâlâ gerçek anlamda gazetecilik yapabilenler var. Sayıları az gibi görünse de etki alanları, izlenirlikleri iktidarı bile rahatsız edecek düzeyde.”

O büyük kanalların sıradan bir Youtuber’ın izlenmesine bile artık ulaşmadığını “Bu ayıp da onlara yeter” diyerek eleştiriyor Taşçı: “Geçmişte insanların ekranlardan gözünü alamadığı, ülkenin yetişmiş değerlerinin çıktığı ve toplumu aydınlattığı televizyon kanalları onca para desteği, teknolojik alt yapıları, insan kaynaklarına karşı emin olun pek çok Youtuber’dan, internet üzerinden gazetecilik yapanlardan bile daha az izleniyor. İnternet fenomeni gençler kendi odalarından bu kanalları geçebilecek yayınlara imza atıyorlar. Bu ayıp da koca koca kanallara yeter!”

“Şahin ‘kutlu davamız’ diyerek bir pozisyon belirlemeye çalışıyor”

Bakanın istifasına ilişkin kriz ilk patlak verdiğinde, RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, Albayrak’a övgülerde bulunarak “kutlu davamız” hatırlatmasında bulunmuştu. Taşçı’ya soruyoruz: “Bizim adımıza medyayı bağımsızca denetlediğini söyleyen RTÜK’ü ‘kutlu davamız’ söylemiyle nasıl bağdaştıralım?” Buna karşılık, “Bu destek mesajı tarafgirliğin ilanıdır” diyor Taşçı: 

“RTÜK Başkanı’nın daha istifanın ilk saatlerinde ortalıktaki sis bulutu kalkmamışken aceleci bir şekilde o akşam tweet atması belli ki bir pozisyon belirleme çabasıydı. Siyasetçi olsa bunu anlarım bir yere kadar. Ancak Anayasal özerk bir üst kurulun başkanı olarak “kutlu dava” gibi siyasi bir söylemle destek mesajı yayınlaması tarafgirliğinin ilanıdır. Bu doğrudan doğruya Bakandan taraf olmanın, Bakanın temsil ettiği siyasi iktidarın, AKP’nin yanında olduğunu, kendisinden de tarafsızlık beklenmeyeceğinin itirafıdır. Yanlış anlaşılmasın ben bireysel olarak zaten bir tarafsızlık beklemiyorum da en azından insan bunu bu kadar insanların gözüne soka soka yapmaz. Yoksa üst kurula getirdiği dosyalar, verilen cezalar, ceza verilen kanallara baktığınızda ben yalnızca ve yalnızca Sarayın, iktidarın tarafıyım diye her kurul toplantısında alınan kararlarla ilan ediyor. Onu hem RTÜK’e, hem de Halk Bankası’na getiren irade ne derse o onu yapar. Öyle de yapıyor.”

“Durum vahim ama umutsuz değil”

Taşçı’ya Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Medyada virüs var” lafı üzerine, RTÜK’ün bunu görev bilip TELE 1, Halk TV gibi kanallara cezalar yağdırdığını hatırlatıyoruz ve soruyoruz: “Daha öncesinde de SETA’nın raporuyla meslektaşlarımız fişlenmişti hatırlarsınız. Zaten zor ayakta duran muhalif basın ve gazeteciler bundan sonra ne yapacak?”

“En iyi bildikleri işi yapacaklar, gazetecilik! Gazeteciler hakikatin avcısıdır” diyerek cesaret veriyor İlhan Taşçı. Bunu tüm yurttaşlar adına yapacaklarını da hatırlatıyor ve sözlerine şöyle devam ediyor: 

“Kolay mı elbette değil. Durum vahim ama umutsuz değil. Bakın, sizin anaakım dediğiniz, benim tencere seti pazarlasalar daha çok izlenir dediğim kanalları kendileri bile izlemiyor. Zaten onlar da ne yayınlamayacaklarını biliyor. Öyle olmasa Gezi döneminde penguenleri, Bakanın istifasında da flamingoların yaşamını yayınlar mı?  Doğadaki bu canlılar da olmasa, Saraydan icazetli “gazeteciler” ekranları da dolduramayacak. Burada görev yaparken daha net gördüğüm bir tablo şu: Gerçeğin, hakikatin izini süren gazeteciler, gazetelerini ellerinden alsanız da ekranlarını cezalarla susturmaya çalışsanız da yine bir yol bulurlar, suya yazarlar, buza yazarlar, duvara yazarlar ama gerçeği insanlara ulaştırırlar.”

“İktidarlar alaşağı olduğunda gerçek gazeteciliğe muhtaç kalmıştır”

Tarih de göstermiştir ki, gerçek gazeteciler hiçbir iktidara boyun eğmemiştir, ama iktidarlar alaşağı olduklarında gazetecilere, gerçek gazeteciliğe muhtaç kalmışlardır. Sayın Ahmet Davutoğlu son dönemin en iyi örneğidir, sesini duyurabilmek için sizin muhalif olarak tanımladığınız kanallar dışında ekranlara bile çıkartılmıyor, Keza Ali Babacan da… Ama insanoğlu ders almıyor, gazeteciler de neyse ki bildiklerini söylemekten, yazmaktan geri durmuyor, durmayacaklar.”

Taşçı’ya, internet üzerinden yapılan yayınlara yönelik denetim yetkisinin de RTÜK’e verilmesiyle birlikte amacın sosyal medyayı ve yeni mecraları da kontrol etmek olup olmadığını soruyoruz. “Korku imparatorluğunun duvarına bu denetimle birlikte bir tuğla daha mı konur?” diye sorduğumuzda ise Taşçı “Bu korku duvarını yine gazetecilik yıkıp geçecektir” diyor. Taşçı son olarak şunları söylüyor: 

“Biraz önce de ifade ettiğim gibi anaakım diye bir yayıncılık yok artık. Daha da acısı bir elin parmağını geçmeyecek kanal dışında, evrensel ve mesleki nitelikte yayın yapabilen televizyon kanalı da yok. İnsan her zaman bilgiye aç. Doğru bilgiyi alabileceği kanalları mutlaka ama mutlaka bulmaya çalışıyor. İktidar yoğun bir baskı ortamıyla yayıncılığı tek sesli hale getirebildi büyük ölçüde. Buna karşın hala “aykırı sesleri” topluma duyurabilen yürekli gazeteciler, televizyoncular var. Özellikle internet ortamında alternatif medya giderek güç ve izleyici kazanıyor. İnsanlar gerçek bilgiye ulaştıkları mecraları korumak için ellerinden gelen katkıyı sunuyorlar. Ve etki alanları da bu yayınların çok fazla. İktidarı rahatsız ettikleri bir gerçek ancak henüz bu alana müdahale edilmedi. Yalnızca müdahalenin teknik alt yapısı hazır hale getirildi. Bu yasa deyim yerindeyse internetteki sesleri susturabilmek için hazırlandı. Düğmeye ne zaman basılırsa, RTÜK de o zaman harekete geçecektir. Ancak bu korku duvarını yine gazetecilik yıkıp geçecektir.”

İlhan Taşçı Kimdir?

İlhan Taşcı, 1975 yılında Konya-Cihanbeyli’de doğdu. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünü bitirdi. Gazeteciliğe Cumhuriyet Gazetesi’nde başladı. Taşcı, BBC Türkçe servisinin Ankara muhabirliğini yaparak, siyasi analizler yazdı. Taşcı, Halk TV’de de haftalık programlar hazırlayıp, sundu.

Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı tarafından her yıl gerçekleştirilen “Araştırmacı Gazetecilik” kursunda eğitmen olarak görev aldı. TRT Ankara Radyosu’nda yayımlanan Gündem isimli programda haftalık programda haftalık yorumlar yapan İlhan Taşcı, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Gazeteciler Cemiyeti ve Çağdaş Gazeteciler Derneği üyesidir. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) kontenjanından 16.10.2017 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda yapılan seçim sonucunda Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyeliğine seçilmiştir.