News

“Kaynak: Kaynım”: COVID-19 günlerinde gazetecilik

Gazetelerde yayımlanan çizgi bantların önccüsü Amerikalı çizer Frederick Burr Opper'ın 1894 tarihli illüstrasyonu.
Burcu Karakaş

Dünya, COVID-19 salgını nedeniyle büyük bir imtihandan geçiyor. Salgın kontrol altına alındığında kuvvetle muhtemel eski düzenden farklı bir dünyada yaşıyor olacağız. Bu zor imtihan, tüm alanları sınadığı gibi, benim de parçası olduğum basın sektörünü de yakından ilgilendiriyor. İşimiz gereği kamuoyunu bilgilendirme vazifesi üstlenen gazeteciler olarak mesleğimizin gerektirdiği gibi sorumluluk bilinciyle hareket etmemiz gerekiyor. Aksi takdirde altından kalkamayacağımız durumlarla karşılaşabiliriz. Peki bu süreçte gazeteciler kadar kitlenin de dikkat etmesi gereken can alıcı hususlar neler? En sık karşılaştığımız sorunların ilkiyle başlayıp diğerlerine doğru devam edelim:

1. KESİN BİLGİ Mİ?

Olağanüstü tüm durumlarda olduğu gibi COVID-19 vakaları gündeme geldiği günden beri sosyal medya platformlarının da yarattığı müsait ortam sayesinde inanılmaz bir bilgi kirliliği yaşanıyor. WhatsApp gruplarına düşen akla ziyan mesajları artık duymayan, görmeyen yok. Twitter, Facebook gibi uygulamalar da öyle… Öncelikle şunu söylemek lazım: Her iddia doğru olabilir, dolayısıyla ciddiye alınmalıdır ancak aksi ispat edilene kadar (adı üstünde) iddiadır. Bugün artık birtakım doğrulama sitelerinin işiymiş gibi görülen teyit esasen bizim, yani gazetecilerin işi. “Ben haberi yazayım, doğru değilse yalanlanır” mantığıyla hareket etmek, hele ki içinde bulunduğumuz kriz ortamlarında abesle iştigal etmekten başka bir şey değil. Kimi zaman tık uğruna yapılan bu tarz hareketler çoğu zaman da sorumsuzluk nedeniyle meydana geliyor.

Bilgi kirliliğini artıran nedenlerden biri hiç şüphesiz ki, şeffaf olmama durumu… Geldiğimiz noktada ne yazık ki resmi kurumları arasa dahi güvenilir bilgi elde edemeyeceğini düşünerek ortada dolaşan iddiaları haber metni olarak yazan çok sayıda site var. Ancak teyit mekanizması her zaman sandığımız kadar karmaşık işlemeyebilir. Örneğin, Dr. Ender Saraç vakası üzerinden gidelim. Cuma sabah erken saatlerde sosyal medyayı açtım ve önüme şu haber çıktı:

Haberden ayrıntı veremiyorum çünkü bir süre sonra silindi. Bir başka “haber” sitesinin sosyal medya hesabından ise aynı saatlerde “Dr. Ender Saraç’ın coronavirüs testi pozitif çıktı. Saraç, 12 Mart’ta, Bolu’da üniversite öğrencileriyle kapalı bir ortamda gerçekleştirdiği etkinlikte coronavirüsünü anlatmıştı” ifadeleri paylaşıldı. Eş Benan Saraç’ın tahlil sonuçlarını gösteren bir videoyu yayınlaması ile haberin doğru olmadığı ortaya çıktı. Böyle bir haberi yayınlamadan ya da bilgiyi kesinmiş gibi paylaşmadan önce Sağlık Bakanlığı’nı aramak gerekmiyor, eşine sormak yeterli! Bu tip haberlerde şahsen gazeteci olarak ilk baktığım, kaynağın ne olduğu. Genelde hiçbir kaynak belirtilmeden (ajans adı, muhabir ismi, isim verilmese bile bir kaynak olduğunu belirten referans) haberler yazılıyor ki bu oldukça sıkıntılı bir durum.

Gelelim, Zülfü Livaneli ile ilgili çıkan benzer haberlere… http://www.ngazete.com/zulfu-livanelinin-test-sonucu-pozitif-cikti-33451h.htm sitesine tıkladığınıza karşınıza çıkan başlık ve metin şöyle:

 Zülfü Livaneli’nin Test Sonucu Pozitif Çıktı

 Türkiye’nin yakından tanıdığı müzisyen, senarist, politikacı, yazar ve yönetmen Zülfü Livaneli, dünyayı etkisi altına alan Koronavirüs’ten etkilenen isimlerden biri oldu. Ailesiyle birlikte Florence Nightingale Hastanesinde karantina altında tutulan Livaneli’nin sağlık durumu hakkında açıklama yapılması bekleniyor.

Olayın aslı şöyle: Zülfü Livaneli, ABD’den dönmüş ve karantinada. Üçüncü cümlede “Açıklama yapması bekleniyor” ifadesini okuyunca test sonucunun çıkmadığını anlıyoruz ama sevgili editörümüz kesin sonuca henüz açıklama olmadan ulaşmış. Bu yanlış “varsayımı” nedeniyle kendisini tebrik ediyoruz çünkü Livaneli yaptığı açıklamada test sonucunun pozitif olmadığını duyurdu. 

2. Konunun uzmanı mı konuştu?

Eğri oturup doğru konuşalım: Türkiye’de bilim gazeteciliği yok. Medyanın düşürüldüğü vaziyet sebebiyle sağlık muhabiri de eskisine nazaran oldukça az. Bugün çektiğimiz sancıların çoğu da zaten biraz bu yüzden. 

Malumunuz, COVID-19 gündeme düştüğünden beri ekranda birtakım işin erbabı olduğunu iddia edenler konuşuyor. Ancak biliyoruz ki ekranlarda bugünlerde genellikle ağzı olan konuşuyor! Bir enfeksiyon hastalığını onkolog ile tartışmaya açandan tutun, aşı konusunda konsolostan görüş alanlar var. Halkı doğru bilgilendirmenin yolu, konu artık her ne ise bir bilenle konuşmak. Avrupa ve ABD basını, bilim insanlarına ayrılan yüzlerce sayfa ile dolu. Zaten halihazırda karmaşık olan konuyu bir de bir bilmeyene danıştığımızda ortaya çıkan tablo, sürreal bir tablodan hallice oluyor. Kafalar iyice karışıyor, panik seviyesi artıyor. Bu süreçte kulak vermemiz gereken insanlar, konusunda uzman bilim insanları. Bunun haricinde yapılan bütün açıklamalar hükümsüz kalıyor.

3. Kaynağı ne?

Birkaç gün önce Twitter hesabıma düşen bir mesaj şöyle:

“Antep’te çok fazla şüpheli varmış dedi İl Sağlık’tan bir hemşire. Test yapmıyorlar, tedavi de yok.”

Şimdi, örneğin, bir gazeteci olarak ben bu “bilgiyi” kamuoyu ile paylaşırsam ya da haber yaparsam doğru yapmış olur muyum? Elbette hayır. Neden? Çok basit:

Vatandaş “duyduğu” bir iddiayı bana iletiyor. Ona da muhtemelen biri iletmiştir. Ya ona ileten kişi nereden duymuştur? O kişiye de biri iletmiş olabilir. O kişi kim olabilir mesela? Kayınbiraderi olabilir! Küçükken oynadığımız kulaktan kulağa oyunu gibi, bir bilgi biz gazetecilere ulaşana kadar binlerce yol katediyor. 

Benim yukarıdaki iddiayı haberleştirebilmem için aramam gereken kurum, İl Sağlık Müdürlüğü olabilir. Müdürlükte çalışan bir yetkili olabilir. Ama mesela bana bu bilgiyi İl Sağlık Müdürlüğü’nde görevli özel güvenlikçi iletirse yine yazmamalıyım. Çünkü bilgi konuyu ilgilendiren pozisyonda bulunan birinden teyitli değil. 

Bu yazı için haber taraması yaparken önüme bir link düşüyor, merak edip tıklıyorum çünkü daha önceden okuduğum bir haber değil. halktv.com.tr’de yayınlanan haberin başlığı şöyle:

“Kulis: Bilim Kurulu 2 ay önce umreden dönenler hakkında uyarmış ancak AKP kabul etmemiş”

(Kaynak: https://halktv.com.tr/gundem/kulis-bilim-kurulu-2-ay-once-umreden-donenler-hakkinda-uyarmis-ancak-akp-k-421545h)

Haberin içeriği şöyle:

“(Şeyda) Taluk, ocak ayının başında Bilim Kurulu ve Sağlık Bakanı’nın AKP hükümetini umreden dönen herkesin derhal karantinaya alınması hususunda uyardığını ancak siyasal iktidarı ikna edemediklerini söyledi. Sağlık Bakanı’nın uyarısının bir iddia olduğunu belirten Şeyda Taluk, Bilim Kurulu’nun uyarısından emin olduğunu da ekledi.”

Haberde bir de video var. Şeyda Taluk, “emin olduğunu eklediği kulis bilgisi” olarak ifade edilen açıklamayı Ayşenur Arslan’ın programında söylemiş. Videoyu izliyorum: 

“Büyük bir ihtimalle, kesin bir bilgim yok ama, herkes Bilim Kurulu’nun Umre’den gelenlerin karantinaya mutlaka alınması gerektiğini söylediğini ancak kabul ettiremediğini söylediler.”

Gazeteci Ayşenur Arslan haklı olarak soruyor:

“Sağlık Bakanı mı söyledi?”

Şeyda Taluk, cevap veriyor:

“Tabii ki söylenti, o nedenle kaynağı veremem ama böyle bir söylenti olduğu söyleniyor. Ama Bilim Kurulu eminim, büyük bir ihtimalle demişlerdir.”

Eminim? Büyük ihtimalle? Kesin bilgim yok ama? Söylenti!

Peki Şeyda Taluk’un bir söylenti olduğunu ifade ettiği ancak doğru olduğundan (niyeyse) emin olduğunu belirterek yaptığı açıklamayı Halk TV’nin internet sitesindeki editörler nasıl manşete çekmeyi uygun görmüş?

“Bilim Kurulu 2 ay önce umreden dönenler hakkında uyarmış ancak AKP kabul etmemiş”

Bu haber, sadece bir örnek. Haber sitelerinde haberlerin nasıl girildiği, yazıldığı, harmanlandığına iyi bir örnek. Şunun altını ısrarla çizmek gerekiyor ki içinden geçtiğimiz tarihi dönemde ihtiyacımız olan en son şey teyitsiz bilgilerin haberleştirilmesi. Haklı olarak eleştirdiğimiz iktidar yanlısı medyaya dönüşmek, çok tehlikeli. Haberlerimizin kaynağı kaynımız olmasın. Teyit edilen bilgi hem candır hem de esas!