Basın ÖzgürlüğüYazarlar

Kürt basınında bir sansür deneyimi: En hoş hıyar Ankara’da yetişir!

SEDAT YILMAZ*

Kürt coğrafyası antidemokratik tüm uygulamaların laboratuvarıdır dediğimizde bıyık altında gülenlerin sayısı hiç de az değil. Kürtler, kapitalist barbarlık sistemine yönelik eleştiriyi 5 bin yıl önceye dayandırdığında da üstenci alaycı “antikapitalist” kıkırdamalar etrafa yayılıyor. Oysa bugün aranan “demokrasi”, Kürt coğrafyasında kaybedileli çok oldu. Önce bizim üzerimizde fiili olarak test edilen kanun dışı uygulamalar, zamanı geldiğinde tüm ülkeye yasal kılıf giydirilerek resmileştirilir. İddia olarak değil, tek tek sayacağımız tonla örnek var. Bunlardan biri Meclis’te kabul edilen “Sansür Yasası” dır. Basın tarihimiz kabul edilen “Sansür Yasası”nın aslında fiili olarak “mağduru, tanığı ve davacısıyız.” Sadece mağduru olmadık, aynı zamanda karşısında eğilmeden, bükülmeden direndik. Hem de çok büyük direndik. Eminim buna da “gülenleriniz” olacak, olsun da… 

“Kürtler, neden 30 küsür yılda 50’nin üzerinde gazete çıkardı?” diye düşündüğümüzde bugün “dezenformasyon” adı altında basın ve ifade özgürlüğü üzerinde sallanan Demokles’in kılıcını da daha iyi anlamış oluruz. Özgür Ülke gazetesini bombalayanlar bizim direnişimizle baş edemeyince ardılı tüm gazetelerimize fiili olarak sansür uyguladılar. Bizzat AKP’nin iktidarda olduğu 2009 yılında kapatılan Günlük gazetesine kadar yaşadığımız fiili sansürü aşağıdaki fotoğraflarda görüyorsunuz. Demokles’in kılıcı tepemizde falan değil, gazetemizin haber merkezi ve matbaanın kapısında hazır kıta bekliyordu. Kapımızda hazır bekleyen polis, Demokles’in kılıcını salladıkça canımızdan can koparırcasına haberlerimizi kesip çıkarıyordu. Gazetemiz ameliyat masasına yatırılmış gibi böbreğimizi, dalağımızı, ciğerimizi, kalbimizi kesercesine haberlerimiz bir bir sayfalardan sökülüyordu! Gazeteyi matbaada denetleyen polislerin çıkardığı her haber, her köşe yazısı yerine siyah, kalın, büyük puntolarla “SANSÜRLÜDÜR” diye yazıyorduk. Böylece Demokles’in kılıcını sallayanların tarihine yeni utanç sayfaları ekliyorduk. Elbette ağır bedelleri oldu. Öldürülen, sürgüne gönderilen, hapsedilen arkadaşlarımız oldu. Onlar sansürledi, biz direndik. 

Böyle böyle kısır döngüye dönen süreç, bir gün gazetemiz Günlük’ün kapatılmasıyla manşet masamız parlak bir fikre imza attı. İçimizden biri manşet masasına “Gelin sansürcüleri bugün şaşırtalım” dedi. Öyle bir gazete çıkaralım ki matbaanın kapısında bekleyen “kralın bekçisi” bugün işsiz kalsın, dedik. Bu kez sansüre hayır, demeyecektik tam tersine “Sansür istiyoruz” diyecektik. Fikir şahane, gazetenin ismi hazır, mizanpaj, muhabir ve editörler harıl harıl çalışıyor, haberler dünyanın dört bir yanından akıyor. 26 Ağustos 2009 tarihinde fiyatı 75 kuruş olan, yayım hayatı sadece bir günle sınırlı tutulan “Açılım” diye bir gazete çıkardık. Ancak gazetenin tek gündemi vardı; Dünyanın hıyar sorunu! Öyle ya Kürt sorunu dedikçe sansür yiyorduk, bakalım “Hıyar sorunu”na nasıl tepki verecekler, dedik. “Marko Paşa’ya selam” sürmanşeti ile çıkan gazete, “Yugoslavya hıyarının sırrı” manşetiyle matbaadan okuyucuya sorunsuz ulaştı. Biz de ders çıkardık tabii, Kürt sorunu demezsen sorun da sansür de olmuyor. Hem o ne, sabah akşam, gece gündüz, Kürt sorunu, Kürt sorunu… Bakın hıyarın yetişmesi, büyümesi, dünyaya kurduğu hakimiyeti ve uluslararası ilişkilerini işlersen bal gibi gazete yapmış olursunuz! Velhasıl bizim sansür karşıtı destansı tarihimizde bir de böyle bir gazete geldi, geçti. 

10 Ekim’de Evrensel gazetesinin “Cevap ve düzeltme” manşetini görünce ve bugün Meclis’te kabul edilen ve kanunlaşması halinde zaten kırık dökük olan ifade ve basın özgürlüğünü tarihe gömecek, biz gazetecilere de dünyayı dar edecek düzenlemenin köklerinin dünde saklı olduğunu anlatmaya çalıştım. Elbette koşullar, zaman, dünya değişti ama bugünkü zihniyetin, gücünü, aklını bizim üzerimizdeki uygulamalardan aldığından kuşkunuz olmasın. Hepsini gördük, yaşadık. O yüzden sorunu doğru tahlil etmek ve sorunla mücadele konusunda doğru yöntemler üzerine konuşmak zorundayız. Aksine Meclis locasında sansür yasasını onaylayan ellerin inip kalkmasını izlemek kurtuluşumuz olmayacak. Sokakta fotoğraf makinası, kamerası engellenen muhabirinden editörüne, haber alma hakkını savunan okuyucuya kadar bu günlerin içinde nasıl çıkacağımızı çok acil konuşmalıyız. Sokağı unutup kurtuluşu locada arayanlara demem şu ki, yarın hep birlikte şu manşeti atmak zorunda kalacağız: En hoş hıyar Ankara’da yetişir!

*Mezopotamya Ajansı Haber Editörü 

Yazarının görüşlerini yansıtan bu işin hakları, Atıf-Gayriticari (CC BY-NC) Lisans ile kısmen saklıdır. Bu iş, yazarına ve MLSA’ya atıf ile ve ticari olmayan amaçlar ile kullanılıp dağıtılabilir.