MLSA TV

MLSA TV’de hakikat sonrası gazetecilik konuşuldu: Dönüşen koşullara nasıl adapte olacağız?

MLSA TV’de bu hafta Banu Tuna’nın “Meslekte nereye doğru: Ağlayan haberciler ve ağlatan gazetecilik” programına medya ombudsmanı Faruk Bildirici ve medya eleştirmeni Ümit Alan konuk oldu. 

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın istifasının 24 saat boyunca hükümete yakın basın kuruluşları tarafından duyurulamadığını hatırlatan Tuna, sosyal medyada “gazetecilik bitti” tespitlerinin yapıldığını belirtti. 28 Aralık 2011 tarihinde gerçekleşen Roboski katliamının Hürriyet gazetesinde 30 Aralık’ta yayımlanabildiğini hatırlatan Tuna, iki olayın benzerliğine dikkat çekerek Bildirici’ye “Gazeteciliğin bittiğine dair tespit aslında dokuz yıl önceye ait bir tespit midir?” diye sordu.

Söze gazeteciliğin bittiği yönündeki tespitlere katılmadığının altını çizerek başlayan Bildirici, 12 Eylül darbesi döneminde gazetecilik yapmaya çalışmış kuşaktan olduğunu belirtti ve şöyle konuştu: “O dönemdeki büyük baskıya rağmen halka gerçeği ulaştırmaya çalışan meslektaşlarımız hep vardı. Meslekte her zaman sorunlar olmuştur, bu sıkıntılar yeni değil.” 

“İstifa haberi alenileşmeden önce süreçle ilgili haber yapılabilmeliydi”

Roboski katliamı, Recep Tayyip Erdoğan’ın ameliyat olması, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın istifası gibi  yankı uyandıran olayları hatırlatan Bildirici, “Bunlar gibi saatler sonra haber yapılabilen vakalar aslında başka bir şeyi açık ediyor. Biz ‘27 saat sonra haber yapılabildi’ derken hep Albayrak’ın istifa açıklamasını Instagram üzerinden paylaştığı saati temel alıyoruz. Fakat Albayrak’ın istifası alenileşmeden önce bu karara giden süreci, perde arkasındaki kavgayı ve krizi haberleştirebilmek gerekirdi. Mecraların kendi patronları aleyhinde haber yapamadıklarını görüyoruz. Gazetecilik kamu yararına yapılır diyoruz ama artık güçler ilişkisi etkili” diye konuştu. Albayrak’ın istifasının haberleştirilmemesinin gazetecileri şaşırtmadığını vurgulayan Bildirici, artık yazı işleri toplantılarının “Hangi haberi verirsek başımız belaya girmez?” sorusu ışığında yürütüldüğünü anlattı ve, “Yine de alternatif bir medyanın doğduğunu görebiliyoruz” dedi.

“Gazetecilik için dipte değil, yeni bir başlangıcın arifesindeyiz” 

Medya eleştirmeni Ümit Alan, sözlerine gazetecilik için dipte değil yeni bir başlangıcın arifesinde olduklarını söyleyerek başladı. “AKP dönemi medyanın, bir neden değil sonuç olduğunu söylemiştim. 1979’da Aydın Doğan’ın Milliyet’e ortak olmasıyla birlikte yaygın sermaye ilk kez medya alanına girdi. ‘AKP öncesinde gerçek gazetecilik vardı, 2002’de bitti’ diyerek hiçbir yere varamayız” diyen Alan, 90’larda hiçbir koalisyon ortağının medyaya hakim olamadığı bir ortamda herkesin kartını başka birine oynadığını, bu nedenle çok sesli medya atmosferinin olduğuna dair yanlış bir algı oluştuğunu ifade etti. 

Alan, “Tek başına güçlü bir iktidar geldiğinde bunun böyle olacağı çok belliymiş” dedi, fakat buna karşın dijitalleşmenin gazeteciliğin kendi kendini finanse etmesine dair bir ihtimal doğurduğunun altını çizdi. Okurların talepleri doğrultusunda destek sunabileceği bir düzene geçmek üzere olduğumuzu anlatan Alan, “Gazetecilik sektörünün finanse edilmesi için bir dönüşüm başlamak üzere. Artık reklamlar dahi televizyonu finanse edemiyor. Okuyucu, haberciliğin devam edebilmesi ve hakikate ulaşabilmek için bedel ödemek zorunda olduğunun farkına varmaya başlıyor” diye konuştu. Gazeteciliğin ilk ortaya çıkışında tarafsızlık diye bir derdin olmadığını, zaten farklı odakların propagandasını yapma amacıyla ortaya çıktığını belirten Alan sözlerine şöyle devam etti: “Haber ajansları kurulduktan ve hızla büyüdükten sonra bütün müşterilerini memnun edecek bir formül ararken tarafsız dururlarsa kimsenin itiraz edemeyeceği fark edildi. Gazetecilikte tarafsızlığın ve hakikatin meta olduğu an işte böyle kaygılarla belirdi.”

Dijitalleşme tarafsızlık için yeni sorunları beraberinde getiriyor

Alan’ın söylediklerine ilişkin, dijitalleşmeyle birlikte yeni sorunların da ortaya çıktığını söyleyen Bildirici, “Dijital gazeteler, Youtube, podcastler vb. yeni teknolojik mecralar bize yeni olanaklar verse de mali olanaklar ve tarafsızlık konusunda yeni sorunları da beraberinde getiriyor” dedi. İnsan haklarından, demokrasiden, evrensel ilkelerden yana olmak ve gazeteciliği hakkıyla yapabilmek için bağımsızlığın şart olduğunu vurgulayan Bildirici şunları söyledi: “Bu nedenle bizim okuyucunun, yani içerik tüketicisinin direkt desteğiyle ilerleyebilmemiz gerekiyor. Böylece reklama olan bağımlılık azalacak, güçlü bir kaynak sağlanacak ve alternatif medya gerçekten bağımsız olabilecek. Yeni filizlenen mecraların bu şekilde finanse edilebilmesi gerçekten heyecan verici.”

Dijital alanla ilgili sorunlardan birinin, diğer pek çok alanda da olduğu gibi, hukuki düzenlemelerin teknolojik gelişmeden daha yavaş ilerlemesi olduğunu söyleyen Alan, yeni gelir modelleri ya da düzenlemelerle ilgili mevzuatın gelişmeleri çok geriden takip ettiğini aktardı. Alan, gazetecilerin rakiplerinin artık Youtuberlar ve video streaming sağlayıcıları olduğunu ifade etti ve, “Gelir sağlayabilmek için onların dikkat alanına girmemiz gerekiyor. Doğru habere ve hakikate her daim ihtiyaç duyulması gazeteciliği ayakta tutuyor. COVID-19 ve deprem herkesi öldürüyor, doğru bilgiye hayati ihtiyaç duyduğumuz bir süreçten geçiyoruz. Bütün güç iktidara yakın mecralara akıtılırken hala Fox Haber’in birinci çıkıyor olmasının sebebi kanalı yalnızca muhaliflerin izlemesi değil, doğru habere ulaşmak isteyenler haberleri karşılaştırarak izliyor,” diye konuştu.

“Ekranda ağlamak tek başına sorun değil, asıl sorun haberciliğin yapılamaması”

Program sunucusu Banu Tuna, Alan’ın “video streaming sağlayıcılarının” gazetecilerin yeni rakipleri olmaları hakkındaki ifadesini tekrar ederek, “ağlayan gazetecinin seyirci tarafından sahiplenilmesinin” bu durumla ilişkili olduğunu düşündüğünü söyledi ve, “Bu noktada sizin de yazılarınızda bahsettiğiniz ‘haber-sonrası’ kavramını da tartışmak gerekiyor,” diye ekledi.

Bunun üzerine Bildirici, asıl sorunun gazetecilerin ağlamasından kaynaklanmadığını, haberciliğin yapılma biçimiyle ilgili olduğunu savundu ve şöyle dedi: “Gazeteci de insan, neden ağlamasın? Yalnızca depremde değil, Azerbaycan ve Karabağ’da da haber sunarken ağlayan gazeteciler görüldü. Bir kişi olsaydı çok dikkatimizi çekmezdi belki ama son dönemde çok sayıda ağlayan muhabir ekrana yansıdı. Bu kadar çok ağlanması ‘şovun bir parçası’ gibi algılandı. Sanıyorum o yüzden çok eleştirildi. Asıl sorun gazeteci arkadaşların ağlaması değil gazeteciliğin yapılış biçimi, daha doğrusu yapılamaması. Gazetecilik yalnızca olay olduktan sonra, binalar çökerken ve dumanlar yükselirken yapılabilecek bir iş değil. Depremden önceki süreçte depremle ilgili ihmalleri de takip edebilmemiz, depremden önce de hazırlık yapmamız gerekiyor.” 

“Son dakika haberleri arasında boğuluyoruz, yavaş gazetecilikten uzaklaştık”

“Haber-sonrası” veya “haber-ötesi” dönemde gazeteciliği gerçeklikten koparmadan ve 5N1K’dan vazgeçmeden nasıl daha geniş bir kitleye ulaşılabileceğini ve haberin nasıl daha dikkat çekici hale getirilebileceği üzerine düşünmemiz gerektiğini söyleyen Alan, “Bizi sıkıştıran biraz da son dakika haberciliği oldu. Gün içinde kırmızı son dakika ekranları arasında kayboluyoruz. Yavaş gazetecilikten, üzerine vakit harcayarak öyküleştirilen haber yazımından uzaklaştık” dedi. 

Alan’ın söylediklerine ek olarak habere edebi nitelik kazandırılmasının gazeteciliğin köklerinde yer alan bir şey olduğunu söyleyen Bildirici, “Hemingway, Marquez ve Yaşar Kemal de gazeteci örneğin. Haberi bir adım öteye taşımak için de analiz ve yorum eklemek, hikayeleştirmek gerekiyor. Haberi öyküleştiren gazetecilerin yaptığı şey 5N1K’da olduğu gibi ‘şu şunu dedi, bu bunu dedi’ diye aktarmamaktan ibaret. Haber kaynaklarından aldıkları bilgiyi özümseyip farklı bir şekilde aktarıyorlar” diye konuştu. 

Gazeteler 24 saat geriden geldiği halde 50 yıl önceki alışkanlıkları sürdürüyor

Yaşar Kemal’in röportaj yaparken kağıt kalem kullanmadığını, konuştuğunu, içinde ne kalırsa onu dışarı vurduğunu ve bunun röportajı bir edebi eser haline getirdiğini aktaran Bildirici şöyle konuştu: “Kemal’in 1950’lerde orman yangınlarıyla ilgili yazdığı röportajlar hâlâ canlı, bugünü anlatır nitelikte. Oysa bugün Erdoğan canlı konuştuğunda mecralar aynen yayınlıyor, akşam televizyonda izliyoruz, ertesi gün gazetede tam sayfa okuyoruz. Erdoğan’a hayran olsanız da günde beş posta okuyacaksınız diye bir şey yok, değil mi? Bu tüm siyasetçiler için geçerli. Artık çağımızda dijital mecralarda anlık haber alabiliyoruz, gazeteler ise 24 saat geriden geliyor.” 

Dönüşen koşullara adapte olabilen meslekte ilerliyor

Basılı gazetelerin 24 saat geriden gelerek anlık haberle rekabet etmeye çalıştığı bir atmosferde 50 yıl öncenin habercilik alışkanlıklarıyla hareket etmesinin bir mantığı olmadığını vurgulayan Bildirici, bu durumun yalnızca merkez medyanın değil tüm mecraların genel hatası olduğunu anlattı. Dönüşen koşullara adapte olmanın gazetecilik için şart olduğunu ifade eden Bildirici 12 Eylül dönemini hatırlatarak, “Parlamento yasaklandı, parlamento muhabiri arkadaşların bir kısmı diskalifiye oldular bir kısmı kendini yeni döneme uydurdu. Özel televizyonlar da aynı dönüşüme sebep oldu. Uyum sağlayan arkadaşlar meslekte daha da ileri gittiler. Şimdi aynısı dijital mecralar için de geçerli” diye konuştu.