MLSA TV

MLSA TV’de kadın gazetecilere yönelik sosyal medya tacizi tartışıldı

MLSA TV, Banu Tuna ile “meslekte nereye doğru” sorusuna yanıt aramaya devam ediyor. Banu Tuna’nın bu haftaki konukları Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Kadın ve LGBTİ Komisyonu üyesi Gülfem Karataş ve gazeteci Nazan Özcan oldu. 

TGS olarak 2018 yılında 200’den fazla kadınla anket çalışması düzenlediklerini söyleyerek söze başlayan Karataş, “Mesleklerini yaparken uğradıkları cinsiyet ayrımcılığını ve şiddeti konuşmak istedik. Gazeteci kadınlar hem fiziksel, hem psikolojik şiddete maruz kalıyor” dedi. Sahada çalışan kadınların kameramanlar, güvenlik görevlileri ve bazen haber konusu kişilerce, masa başında çalışan kadınların ise üst düzey yöneticiler ve haber kaynakları tarafından şiddete maruz kaldıklarını dile getirdiğini aktaran Karataş, editörlük yapan kadınların üst düzey yönetici olma konusunda da ‘cam tavan’ sorununa işaret ettiklerini ekledi. 

Kadın gazeteciler habere giderken kendilerini korumak için alyans takıyor

“2019 yılında bir psikolog eşliğinde haber merkezlerine giderek kadınlarla yüz yüze görüşme imkanı bulduk” diyen Karataş bu yüz yüze görüşmelerde dinledikleri deneyim aktarımlarına da değindi: “Habere giderken normalde takmadığım alyansımı takarak gidiyorum diyen biri oldu. Haber kaynağı tarafından mesajla ısrarlı taciz edildiğini söyleyen, telefonu erkek arkadaşına vererek onunla konuşmasını isteyen bir arkadaşımız oldu. Bunlar tabi ki korunma yöntemi, fakat biz işimizi yaparken bu korunma yöntemlerini geliştirmek zorunda değiliz. Mesleğin kendi zorlukları varken bir de bu şiddete maruz kalmak kabul edilemez.”

TGS olarak şiddete uğrayan kadın gazetecilere hukuki destek sağlama kapasitelerinin bulunduğunu belirten Karataş, bu meselelerin konuşulacak ve paylaşılacak ortamın sağlanmasını da çok önemli bulduğunun altını çizdi. Karataş, “Bu şiddet vakalarının paylaşılması ve görünür olması bile bu şiddeti azaltacak bir yöntemdir” diye konuştu. Sosyal medyadaki taciz meselesine ilişkin ise, mesleki ihtiyaçtan ötürü herkesin ulaşabileceği hesapların kullanılması gerektiğini hatırlatan Karataş, bu durumun kadın gazetecilerin güvenliğini tehlikeye atılabildiğini anlattı. 

Yöneticiler kadın gazetecilere ‘Evine git, örgünü ör, yemeğini yap’ diyebiliyor

Gazeteci Nazan Özcan, pek çok kez kendisini itip kakan sivil polislere kimlik sorarken bulduğunu ve bunu sormanın bir kadın gazeteciyi ‘terörist’ olarak kodlamalarına sebep olabildiğini söyledi. Genelde kadınların yoğun olduğu yerlerde çalıştığını belirten Özcan, “Ama yine de fark ettiğim şu: Müdürler genelde hep erkek olurdu. Kadınlar en fazla ‘yaşam haberleri’ müdürü, ‘kültür sanat’ müdürü olabilirdi. Erkek bir yayın yönetmeninin dış haberler müdürü bir kadına fikir ayrılığı yaşadıkları bir konuda tartışırken ‘Allah aşkına evine git, örgünü ör, yemeğini yap’ dediğini gördüm mesela” diye ekledi.

“Bir kadın isterse örgüsünü de örer, işine de gelir, isterse yemeğini de yapar, rujunu sürer sonra da gelip seninle eşit koşullarda çalışır. Bunun bu şekilde bir aşağılama olarak kullanılması kabul edilemez bir şey” diyen Özcan, bugün yayınlanan bir Birleşmiş Milletler raporuna değinerek: “113 ülkeden 714 kadın gazeteciye sormuşlar. %74’ü online şiddete uğradığını söylemiş. Belki daha fazlası bile vardır. Kadınlar online şiddetin ve tacizin ne olduğunu yeni yeni konuşmaya başladı” dedi.

8 Aralık günü Twitter’da başlayan ifşa dalgasına ilişkin ise, “İfşalar ortaya çıkınca kadınlar da geriye dönük olarak uğradıkları şiddetleri konuşabilmeye başladılar” diyen Özcan, üstlerinden uğradıkları şiddet sebebiyle ülke değiştirip yeni hayatlar kurmak zorunda kaldığını yeni yeni dile getirebilen kadın gazetecilerin olduğunu söyledi. DİSK Basın-İş olarak kadın gazetecilere konuşabilecekleri bir alan açmayı önemsediklerini ekleyen Özcan, “İki haftadır bu konuda tetiklenmiş ve anlatacak pek çok şey biriktirmiş kadın gazeteci arkadaşımla konuşuyorum.” Özcan, DİSK Basın-İş olarak 26 Aralık Cuma günü kadın gazetecilerin bir araya gelip deneyimlerini aktarabilecekleri bir Zoom toplantısı düzenleneceğini de duyurdu.

Son olarak sosyal medyada en fazla hakaret ve tehdidin Kürt meselesine dair haber yaptığında ortaya çıktığını söyleyen Özcan, ‘Senin de Kürt olduğun belli, bütün Kürtler ölsün, zaten suratına bakınca çirkinliğinden belli’ noktasına varacak kadar nefret söylemi içeren yorumlarla karşılaştığını belirtti.

Kadın gazeteciler haberleri için değil, varlığına ve görüntüsüne yönelik hakaret alıyor

2017 yılında aktif muhabirliği bıraktığı halde hâlâ yaptığım haberler ile ilgili her sosyal medya mecrasından hakaret almaya devam ettiğini söyleyen Gülfem Karataş, “Karşıdaki kişinin erkek olduğunu çok net tahmin edebiliyorum. Tahmin edebiliyorum diyorum çünkü gerçek isimleri yerine genelde rumuz kullanıyorlar. Bununla ilgili suç duyurusunda bulunmaya çalıştığınızda karşınızda bir muhatap bulamıyorsunuz çünkü ertesi gün o hesap yok. Bana ısrarlı bir şekilde farklı hesaplardan aynı şeyleri söylenen, aynı hakaretleri adan bir kişi vardı,” dedi. 

Kadın gazetecilerin yaptığı haberlere bile değil varlığına ve dış görüntüsüne yönelik hakaret aldığını aktaran Karataş, sözlerini şöyle devam ettirdi: “Kadın gazeteciler kendi haklarını biliyorlar ifade edebiliyorlar aslında. Birbirimizle ne kadar çok konuşup deneyim paylaşırsak o kadar güç buluyoruz. O nedenle DİSK Basın-İş’in düzenleyeceği toplantı da çok önemli. Birbirimizi korumak ve güçlendirmek için en önemli yöntem dayanışma.

Kadın gazetecilerle yaptığımız toplantılarda söze ‘Ben iyiyim aslında, tacize uğramıyorum, şiddet deneyimim yok’ diye başlayan pek çok kadın toplantı sonunda ‘Ben tükenme noktasına gelmişim, meslekten soğumuşum’ noktasına geliyor. Çünkü hayata ve mesleğe devam edebilmek adına yaşadığımız şiddetleri arka plana atıyor ve yok sayıyoruz. Bu nedenle uzun yıllar boyu meslekte kalan kadın sayısı az. Bunun sebebi sadece toplumsal değil, bir süre sonra bu şiddeti ötelemeye psikolojimiz de izin vermiyor. Bıkkınlık gelişiyor, yaptığımız hiçbir haberden ya da içerikten zevk almamaya başlıyor, ‘lanet olsun bu mesleği bırakıyorum’ diyebiliyoruz.”