Basın ÖzgürlüğüCOVID19

MLSA TV‘de ‘Medya Sektöründeki Dönüşüm‘ konuşuldu

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin (MLSA) İngiltere Büyükelçiliği Fon Programı (BEF) desteğiyle yürüttüğü Mesleki Farkındalık Atölyelerinin “Medya Sektöründeki Dönüşümün Fikri Takibi” başlıklı kapanış paneli 5 Temmuz Pazar günü çevrimiçi olarak düzenlendi. Panelde konuşan gazeteciler Ali Duran Topuz, Ruşen Takva ve Gökçer Tahincioğlu sektördeki dönüşümün genç gazeteciler üzerindeki etkisini değerlendirdi.

Panelin açılış konuşması, Birleşik Krallık Türkiye Büyükelçisi Sir Dominick Chilcott tarafından yapıldı. Medya özgürlüğünün tehlikede olduğu ülkelerde duyarlılık geliştirmek için 2019 yılında küresel bir kampanya başlattıklarını aktaran Chilcott, Büyükelçiliğin medya özgürlüğü alanında sivil toplum örgütlerine verilen desteği çok önemli gördüğünü, ve bu proje ile genç gazeteciler arasında mesleki farkındalık yaratmayı ve onlara deneyim kazanabilecekleri yeni bir alan sunmayı amaçladıklarını söyledi.

Aslında Mart ayında yapılması planlanan panel, pandemi sebebiyle ertelenmişti. Bu doğrultuda, konuşmacılar COVID-19 salgınının medya üzerindeki etkisine de değindi. MLSA’dan Ece Koçak’ın moderasyonu ile yürütülen panelde ilk konuşmayı Gazete Duvar Genel Yayın Yönetmeni Ali Duran Topuz yaptı.

‘İşi düzgün yapmanın nasıl bir güç sağladığını gördük’

Pandemi sürecinde, medya alanını belirleyen güçlerin ve alanda var olan faillerin, kurumların ve kişilerin hareket tarzında esaslı bir değişiklik olmadığını ifade eden Topuz, pandemiyle ilgili enformasyon akışında, bu bilginin içeriği ve niteliği konusunda ciddi bir faciayla karşılaştığımızı anlattı ve, “Televizyonlarda Türk geninin yaklaşmakta olan pandemiye karşı koruyucu olduğuna dair, bir kara mizah kurgusunda bile akla gelmeyecek birtakım beyanlar dinledik ve bunların ilgi çektiğini gördük. Medyanın bütünsel olarak ne kadar kötü bir durumda olduğu bize bir kez daha gösterilmiş oldu” diye konuştu. Buna karşın aynı süre içerisinde, ekonomik ve organizasyonel açıdan çok güçlü olmayan, kısıtlı imkanlarla çalışan az sayıda kişi ve kurumun devasa ekonomik kaynaklarla oluşturulan ve “partileşmiş medya” olarak tanımladığı mecralar karşısında çok başarılı bir gazetecilik örneği gösterdiğine şahit olduğumuzu aktardı ve sözlerine şöyle devam etti: “Pandemiden önceki döneme göre daha yüksek bir performans gösterildi, ve bu performansın karşılığı yüksek ilgi olarak alındı. Bu aynı zamanda hapis cezalarına kadar varan adli ve idari tehditlere rağmen doğru yapılan gazeteciliğin kritik zamanlarda çok önemli olduğunu ve ne kadar etkili olabildiğini bize gösterdi.”

Mesleki bilgi, beceri, tecrübe aktarımının bu dönem içerisinde bu yüksek performansla birlikte fiilen çalışmayanlar için bile çok başarılı şekilde gerçekleştirildiğini ifade eden Topuz, “Tüm kötü koşullara rağmen geçtiğimiz dönem boyunca, bu aktarımlar için birtakım imkanlar olduğunu ve bu gibi kritik durumlarda işi düzgün yapmanın, çıkarlı, amaçlı ve siyasi olarak yapmaya karşı çok büyük bir güç sağladığını görmüş olduk” dedi. Bunlara ek olarak, haber içeriklerinin okunma, paylaşılma ve izlenme oranlarının, seçimlerde ve referandumlarda görülen oranlara benzer şekilde ciddi bir sıçrayış yaptığını belirtti.

‘Okuyucu gerçekten bilinçli’

Panelin ikinci konuşmasını Van’da çalışan serbest gazeteci ve Mesleki Farkındalık Atölyesi katılımcılarından Ruşen Takva yaptı. Yerelin ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Takva, iktidar yanlısı medya ile muhalif medya arasındaki kutuplaşma ortamının gazeteciliğin yapılması için gerekli olan “gri alanı” tamamen yok ettiğini anlattı. Van’da uluslararası kurumların temsilcilerinin olmadığının altını çizen Takva, uluslararası medya çalışanlarının Van’da temsilcilikler açmaması için özel bir baskı olduğu ifade etti. Bu doğrultuda kentte yerel gazetelerin daha aktif olduğunu aktaran Takva, siyasi baskılar sebebiyle onların da çalışamaz hale geldiğini belirtti.

Pandemi sürecinden önce de ciddi bir baskıyla karşı karşıya olduklarını anlatan Takva, bu süreçte birçok haber yaptığını ve risk grubunda olmasına rağmen, yaptığı her haberin ardından polis tarafından ifadeye çağrıldığını anlattı. Tüm bunlara karşın, kendisinden önce konuşan Topuz’un söylediklerine katıldığını, okuyucuların bilinçli olduğunu, yüksek okunma oranlarına ulaştıklarını belirtti ve bunun da umut verici olduğunu düşündüğünü söyleyerek sözlerine son verdi.

‘Haberi yeniden güçlendirmek’

Panelin son konuşması T24 Ankara temsilcisi Gökçer Tahincioğlu tarafından yapıldı. Mesleki Farkındalık Atölyelerinin medyanın geçirdiği dönüşümü açıkça gösterdiğini ifade ederek sözlerine başlayan Tahincioğlu, az sayıda kurumun ve serbest çalışan gazetecilerin yaptığı işlerin çok değerli olduğunun altını çizdi. “Eskiden de biz Anadolu Ajansı’nın neden BBC gibi çalışamadığını sorgulardık ama yine de orada hükümeti etkileyecek bir skandal haber okumak mümkündü. Ya da gelen bir haberin nesnelliği konusunda çok büyük bir kuşku duymuyorduk. Fakat şimdi buradan çıkan haberlerin içerikleri de gayet sorgulanır halde” diye konuşan Tahincioğlu bu ortamdan çıkışın “yeniden haberi güçlendirmek” ile mümkün olduğunu anlattı. Salgın döneminde de, öncesinde de gazetecilerin bu açıdan kararlı bir duruşu olduğunu vurgulayan Tahincioğlu bu ortamda gazetecileri yönlendirmesi gereken şeyin deneyim olduğunu anlattı.

Tahincioğlu, doğru bilginin ne kadar değerli olduğunu ve buna paralel olarak gazetecilerin emeğinin karşılığını aldığını gördüğümüz bu döneme dair, “Haber güçlendikçe ve karşılığını buldukça okurla kurulan etkileşimin biçimi değiştikçe, Türkiye’deki medya yapısının da dönüşmesine yönelik inşa edebileceğimiz bir umut olduğunu bu süreçte gözleyebildik” diye konuştu. ‘Genç olmayanların eğitilmesi, gençlerin getirdiği bilgi, beceri ve eleştirel kabiliyetle gerçekleşir’

Konuşmaların ardından panel, moderatör Koçak’ın konuşmacılara yönelttiği sorularla devam etti. Koçak’ın genç gazetecilerin Tahincioğlu’nun “haber ısrarı” olarak tanımladığı formasyonu ve eğitimi alabilecekleri mecraların şu anda mevcut olup olmadığını sorması üzerine, Tahincioğlu şöyle cevap verdi: “Birkaç sene öncesine göre daha fazla var diyebiliriz. Sektörün dışında kalan, çalışacak mecra bulamayan, tek başına bu işi yapmaya çalışan gazetecilerin yer bulabildiği mecralar artık daha fazla, ve bunlar ne yaptığını biliyor. Ama gazetecilik günün sonunda bir usta-çırak mesleği. Deneyim aktarımı dediğimiz şey gazetecilik konusunda belirleyici olan bir şey, ve bunun için de haber merkezlerine ihtiyacımız var.”

Koçak’ın sorusuna cevaben iyi bir manzaradan bahsetmenin pek mümkün olmadığını ifade eden Topuz, “Evet 2-3 yıl önceye göre daha iyi bir durumdayız, ama durum genel itibariyle iyi değil” dedi. Topuz, buna ek olarak genç gazetecilerin mesleğe girişinin ve bilgi, beceri ve deneyim kazanabilecekleri yapılarda yer almalarının sorun olmasının esasen “mesleğin tecrübelileri” olarak adlandırabileceğimiz gazetecilerin gerilemesi anlamına geldiğini söyledi. “Mesleğin geleceğine dair bilgi, beceri, usul ve yöntemler genç arkadaşlar ile tecrübeli olanların temasında, gençlerin taşıdığı bilgi ile ortaya çıkar” diyen Topuz, gençlerin getirdiği bilgi, beceri ve eleştirel güç ile kabiliyetle genç olmayanların da eğitildiğinin altını çizdi ve şu anda bu bakımdan bir hayli daraltılmış bir halde olduğumuzu belirtti.

Genç nesil gazetecilere ilişkin umutlu olduğunu belirten Takva, “Alttan gelen yeni neslin doğruyu görmeye çalışması, onu arzuluyor olması beni çok daha umutlu kılıyor” diye konuştu. Meslekte belirli isimler etrafındaki kümelenmeleri eleştiren Takva, bu tutumun yeni gelenler örgütlemede başarısız olduğunu söyledi ve gazetecilik mesleğinde örgütlülüğün çok önemli olduğunu söyledi.