MLSA TV

MLSA TV’de Özgür Gündem ile dayanışmaya verilen beraat kararının bozulması tartışıldı

MLSA TV’de bu hafta Soner Şimşek’in konukları Türk Tabipler Birliği (TTB) Başkanı Şebnem Korur Fincancı, ve avukat Meriç Eyüboğlu oldu. 

Özgür Gündem gazetesiyle dayanışma için başlatılan nöbetçi genel yayın yönetmenliği kampanyasına katıldıkları için yargılanan Fincancı, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Türkiye temsilcisi Erol Önderoğlu ve akademisyen Ali Nesin hakkındaki beraat kararının geçtiğimiz günlerde istinaf mahkemesince bozulması ve 2015 yılının yarısından itibaren yükselen barış talebinin Türkiye yargısı tarafından ne şekilde cezalandırıldığının masaya yatırıldığı yayında ilk olarak Fincancı bozma kararının siyasi boyutunu değerlendirdi.

Fincancı, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) başkanı olarak uzun yıllardır Türkiye’de yargının bağımsız olmadığını ve ihtiyaç halinde var olan dosyaların yeniden piyasaya sürüldüğünü daha önce de pek çok kez dile getirdiğini hatırlatarak söze başladı. “Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş davaları bunun benzer örnekleri. Uluslararası mahkemeler bozduğunda bile hemen bir başka dosya üzerinden, bir başka yaratılmış suç üzerinden yeni dava açılıyor. Dosyalar belli ki bir kenarda biriktiriliyor. Bizimki de kenarda biriktirilen dosyalardan biriydi, uzun süredir istinaf aşamasındaydı” diyen Fincancı, bozma kararının yine ihtiyaç duyulan bir zamanda ortaya çıktığına dikkat çekti.

AKP Genel Başkanı hedef gösterdi

Kendisinin başkan seçilmesinden dahi önce Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli’nin bizzat TTB’nin kapatılmasını talep ettiğini hatırlatan Fincancı, başkanlık seçimi sonrasında ise kendisinin ve kurumun vites artırarak hedef gösterildiğini söyledi: “AKP Genel Başkanı grup toplantısı kapsamında mecliste yaptığı konuşmada benim terörist bir örgütten TTB’nin başına getirildiğimi iddia etti.”

Beraat kararının bozulmasına dair değerlendirmede bulunan avukat Meriç Eyüboğlu hukuki olmayan bir şeyi hukuki açıdan değerlendirmenin zorluğunu vurgulayarak, “Dürüst olmak gerekirse bozma kararına değil, beraat kararına şaşırmıştık. Özgür Gündem nöbetçi genel yayın yönetmenliği nedeniyle çok sayıda kişiye dava açıldı. Kibarca söylemek gerekirse, tıpkı Barış Akademisyenleri davalarında olduğu gibi ‘tuhaf’ bir süreç yaşandı. Bazı kişiler hakkında kovuşturmaya yer bulunmazken, bazılarına hafif hapis cezaları verilerek ertelendi, bazılarına ise para cezası kesildi” dedi. Murat Çelikkan ve Ayşe Düzkan’ın cezaları kesinleşince hapse girdiklerini hatırlatan Eyüboğlu, “Beraat kararının bozulması ihtimalini Şebnem hocanın TTB Başkanlığı ufukta görünmeden önce bile konuşuyorduk” dedi.

Adalet Bakanlığı TTB başkanlığı sonrası dosyanın akıbetini sordu

Adalet Bakanlığı’nın sık sık İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne yazı yazarak dosyanın akıbetini sorduğunu ifade eden Eyüboğlu, son iki yazışmanın Ekim ayı başından beri, yani Fincancı TTB başkanı seçildikten sonra kısa aralıklarla yapıldığını vurguladı. “Bu yönden bozma kararının zamanlaması anlamlı,” diyen Eyüboğlu istinaf mahkemesinin nöbetçi genel yayın yönetmenliğinin Basın Kanunu’na göre genel yayın yönetmenliği atfedilen cezai sorumluluğu taşımadığı kararını usule aykırı bulduğunu, ancak yerel mahkemenin bu kararının oldukça doğru bir karar olduğunu belirtti. 

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi’nin yerel mahkemeye “Niçin ceza vermemişsiniz” diye sorduğunu söyleyen Eyüboğlu sözlerine şöyle devam etti: “Bunu daha farklı Türkçeleştiremeyiz. Gazetenin çizgisini, nasıl haberlerin ve yazıların yayımlandığını bilmeleri nedeniyle ceza almaları gerektiği söylenmiş.” 

Davaya konu olan nöbetçi genel yayın yönetmenliği kampanyasının dünya basın özgürlüğü günü olan 3 Mayıs 2016’da ağırlıklı olarak basın emekçilerinin öncülüğünde başladığını söyleyen Fincancı, kampanyanın amacını şöyle özetledi:

Özgür Gündem kurulduğu günden itibaren büyük baskının ve şiddetin hedefi olmuştu. Gazete binaları yakıldı ve bombalandı. Habercileri, yazarları, genel yayın yönetmenleri yargılandı, ceza aldı, cezaevine girdi. Bu baskı ve şiddet ortamını görünür kılacak bir hareket başlattı özellikle basın emekçileri. Türkiye’de farklı alanlarda muhalif kimlikleriyle bilinen ve söz söyleyen aydınlar bir gönüllülük üzerinden bir günlük genel yayın yönetmenliği yaptılar, simgesel bir eylem olarak. O dönemleri iyi hatırlayalım, aylarca süren sokağa çıkma yasaklarının olduğu dönemler. Sokağa çıkma yasağı Cizre’de 79 gün sürdü. Bu kampanya hepimiz adına yalnızca gazete ile de değil, var olan duruma ilişkin bir görünür kılma davranışıydı.” Fincancı bunlara ek olarak, İnsan Hakları Derneği Eş Başkanı Eren Keskin’in gazeteci olmadığı halde dayanışma amacıyla Özgür Gündem gazetesinin Genel Yayın Yönetmenliğini üstlendiğini ve bu yüzden 140’tan fazla davanın muhatabı olduğunu hatırlattı.

‘Beraat kararını bozarak delil üretmeye çalışıyorlar’

Fincancı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisini hedef gösteren açıklamalarına da değindi. TTB’nin hekimlerin bağımsız meslek örgütü olduğunu vurgulayan Fincancı, “TTB kurulduğu dönemden beri tüm hükümetlerin hedefi haline gelmiştir” dedi ve idam cezasına karşı çıktığı için yargılanan Nusret Fişek ile 2018 yılında ‘Savaş bir halk sağlığı sorunudur’ bildirisi nedeniyle gözaltına alınan merkez komite üyelerini hatırlattı.

Fincancı, “Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanı sıfatıyla değil, AKP Genel Başkanı sıfatıyla partisinin genel kurul toplantısında hakkımızda konuştu. Ben de AKP Genel Başkanı olarak kendisiyle ilgili suç duyurusunda bulunacağım. Kendisi TİHV’i terörist bir kurum olmakla suçlamıştır. Eğer böyle bir iddiası varsa biz de somut delil istiyoruz. Onlar da sanıyorum ki İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin beraat kararını bozarak somut delil üretmeye çalışıyorlar” diye konuştu. TTB Başkanlık seçimi sonrasında kendi varlığının rahatsız edici bulunduğunu söyleyen Fincancı, “Çünkü biliyorlar ki bu bağımsızlık sürecek” dedi.

AYM kararına rağmen imzacı olmaktan doğan hak ihlalleri sürüyor

Avukat Eyüboğlu, son olarak 2015 yılının ikinci yarısında başlayan ağır hak ihlalleri sürecinden sonra yükselen barış talebini cezalandırmaya yönelik çaba kapsamında Özgür Gündem davalarıyla eşzamanlı olarak yürütülen Barış Akademisyenleri davalarına ilişkin yorumda bulundu. Bu süreçte herkesin ilgisini bir nebze düşüren gelişmenin Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) hak ihlali tespiti olduğunu belirten Eyüboğlu, “Bu tespitten sonra akademisyenler hakkında açılan 700’e yakın dava teker teker beraatle sonuçlanmaya başladı. Sonrasında da belki doğal olarak ilgi biraz azaldı, oysa 400’den fazla KHK ile ihraç edilen imzacı akademisyen vardı. İstifaya ve emekliliğe zorlanan, vakıf üniversitelerinde iş akdi sonlandırılanlar vardı” diye konuştu.

İmzacı akademisyenlere yönelik çok büyük bir tasfiye gerçekleştirildiğinin altını çizen Eyüboğlu, OHAL komisyonu önünde çok fazla sayıda başvuru olduğunu hatırlattı: “OHAL komisyonu önünde sonuçlanan dosyalar da var ama imzacı akademisyenlerin ihraç dosyaları ile ilgili hâlâ hiç sonuç alamadık. Uzun bekleyiş sürüyor.”

AYM kararına rağmen süren Barış Akademisyenleri davaları var

İlk derece mahkemelerdeki yargılamaların da bitmediğinin altını çizen Eyüboğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “AYM kararına rağmen hâlâ sona ermeyen davalar var, bunun bilinmesinde fayda var. Bu da akıl dışı bir durum. AYM, Temmuz 2019’da karar verdi, biz Kasım 2020’deyiz. Aradan geçen süreye rağmen hâlâ yargılanan insanlar var. Bazı mahkemeler AYM kararına ‘direnç’ göstermeye devam ediyor. Açıkça ‘AYM kararına uymuyoruz’ demeseler de, örneğin akademik çalışmaları nedeniyle yurt dışında olan bir akademisyenin gelip ifade vermesi konusunda ısrarcı olunabiliyor.”

“Her gün Çağlayan’a taşındığımız günler kadar akut derecede olmasa da, hak ihlalleri sürüyor” ifadesini kullanan Eyüboğlu, imzacı olmaktan doğan ağır hak ihlallerine ilişkin süreçte çok az yol alındığının altını çizdi ve ekledi: “Göreve dönüşler gerçekleşmediği gibi pasaportlarla ilgili problemler de bitmedi. Görünürlük azalsa da sosyal ölüme mahkûm edilen çok sayıda kişi var.”