Basın ÖzgürlüğüHaberler

MLSA ve Af Örgütü ortaklığında “Basın Özgürlüğü Günü: Savaşın Gölgesinde Gazetecilik” paneli gerçekleştirildi

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Gününün resmi tatile denk gelmesi nedeniyle 9 Mayıs günü Postane İstanbul’da gerçekleştirilen “Savaşın Gölgesinde Gazetecilik ve Basın Özgürlüğü” panelinde sivil toplum ve medya çalışanları bir araya geldi. Gazeteciler Can Ertuna, Nimet Kıraç, Nevin Sungur ve Ümit Bektaş’ın konuşmacı olarak yer aldığı panelin açılış konuşmasını MLSA Eş Direktörü Barış Altıntaş yaptı.

“Bugün savaş gazeteciliği konuşmayacağız, savaşın gölgesindeki gazeteciliği konuşacağız” diyerek sözlerine başlayan Altıntaş şöyle devam etti: “Rusya ve Ukrayna savaşının 75. günündeyiz. Bu süreçte ifade özgürlüğüne yönelik çok sert yasalar çıktı. Ukraynalı ve Rus gazeteciler baskıcı ortamdan çıkarak çoğunlukla Türkiye’ye geldiler. 35’e yakın gazeteciye, vize konusu da dahil olmak üzere birçok gazeteci ve sivil toplum kuruluşu destekte bulundu. Kendi gazetecisini hapse atan bir ülke bu insanlar için kısmen güvenilir bir liman haline geldi.”

Dünya Basın Özgürlüğü Günü’ne değinen Uluslararası Af Örgütü Türkiye İletişim Direktörü Tarık Beyhan, basın ve ifade özgürlüğünün sağlanması için mücadelenin şart olduğunu vurguladı. 

Panelin moderatörlüğünü yapan Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Medya Koordinatörü Fatma Yörür de “En yakıcı gündem savaş olduğu için panelin başlığını bu konu etrafında belirledik. Rusya ve Ukrayna’daki savaşın ilk günlerinden itibaren gazetecilerin yaşadığı durumlar sosyal medyada yoğun olarak ele alındı” diye konuştu. Yörür, “Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün her yıl açıkladığı Dünya Basın Endeksinde bu yıl 180 ülke içerisinde 149’uncu sırada yer aldı. 2021 yılında 153’üncü sırada olan Türkiye, medyaya yönelik baskılara karşı sivil toplum hareketinin gösterdiği mücadele sayesinde endekste dört sıra ilerlemiş oldu. Yine aynı araştırmalara bakacak olursak dünyada da durum gazeteciler açısından oldukça zorlu. Bu yıl 3 Mayıs gündemimizde bu koşulların savaş cephesinde ve medya hattında nasıl bir ortama sahip olduğunu konuşacağız” dedi.

Foto: Can Erok & Aynur Tekin

Sungur: ‘Muhalif yayın organlarını kapatmak kabul edilebilir bir durum değil’

Basına yönelik sansürün her zaman tartışılan meselelerden biri olduğunu söyleyen gazeteci Nevin Sungur, “Özellikle Rusya’da savaşın başladığı andan itibaren uygulanan baskı ve bunun beraberinde daha muhalif yayın yapacak yayın organlarını kapatma meselesi ya da kapatılmasına neden olma hali tabii ki kabul edilebilir bir şey değil. Ülkemizde de benzer şekilde gördüğümüz muhalefetsizlik yaratma arzusu da bilinen bir gerçek” diye konuştu.

Gazeteci Nimet Kıraç ise, “Avrupa Birliği’nin yaptığı şey Rus medyasını damgalamak olabilir. Sonuç olarak AB kara sınırları değil de değerler üzerinden bir araya gelmiş ülkelerden oluşuyor. Savaşta insanlar nasıl bilgi alıyor konusunda şunu söylemek isterim; Ukrayna’da da Rusya’da da insanlar WhatsApp yerine en çok Telegram’ı kullanıyor. Birçok farklı tematik başlık altında haber ağları oluşturulmuş durumda” dedi.

“Medyaya yönelik sansür, kapatma ve engellemeler, sahada çalışan gazetecileri nasıl etkiliyor?” sorusuna, deneyimli foto muhabiri Ümit Bektaş, “Bir haber ajansı, Rus muhabiri Ukrayna’ya göndermişti. Akreditasyon var ama Ukraynalı bir milise Rus pasaportunu gösteremezdi. Bu onun için çok tehlikeli olurdu. Bir Rus medya grubuna çalışmamasına rağmen o kişi oradan uzaklaşmak zorunda kaldı” cevabını verdi.

Foto: Can Erok & Aynur Tekin

Ertuna: ‘Gazetecilik kolektif bir iştir’

Amerika’nın Irak’ı işgal ettiği dönemde iliştirilmiş gazeteci olarak çalıştığını ve eleştirildiğini söyleyen Bektaş, “Irak’ta bulunanların çoğu uzun bir süre Bağdat’ta Amerikalıların geçişi ile ilgili bir şey izleyemediler. Çünkü hareket kabiliyetleri kısıtlıydı. Maalesef böyle zamanlarda bu gibi durumlar yaşanıyor. Sansür konusunda ise sonuçta internet var, engellenemeyen şeyler var. Bir şekilde bilgi yayılıyor” diye konuştu.

Gazeteciliğin kolektif bir iş olduğunu belirten Can Ertuna, “Herkes habere farklı bir şekilde bakabiliyor. Kolektif bir iş olduğunu unutmayıp sadece gazetecileri değil, editörleri de düşünmek gerekiyor. Olayı anlatmak artık sadece gazetecilerin işi değil. Aslında gazeteciliğin tanımının tekrardan yapılması gerekiyor. Yeni bir çağda yaşıyoruz ve haber endüstrisini tekrar düşünmek lazım” dedi. Ertuna, “Rus devlet kuruluşlarının medyayı yasaklaması ve görünmez kılması basın özgürlüğü ile bağdaşmıyor” diyerek, bu durumun basın ve ifade özgürlüğü ilkelerini temelden zedelediğini vurguladı.

Gazetecilikte objektifliğe de değinilen panelde Sungur, “Bir medya kuruluşunun kendi ülkesinin dış politikasına karşı objektif kalacak bir haber yapabilmesi, o yayın kuruluşunun tercihi ve kuvveti ile alakalı. New York Times bunu yapabilmişti. Batı medyası içinde Ukrayna’ya destek veren, hükümetleri daha aktif rol almaya davet eden bir hava da söz konusu” dedi. Konuşmasına bir örnek ile devam eden Sungur, “BBC, Ukrayna’da Kiev sokaklarında molotof kokteyli hazırlayan kadınları romantize edip kahramanlaştırarak verirken, Gazze’de molotof kokteyli hazırlayan insanları Hamas ile bağlantı kurarak daha farklı yerden haberleştirdi. Savaşlar var olduğu sürece tartışılan konular değişmiyor. Fakat tartışmaya devam ettikçe kendimize bir çıkış yolu bulabiliriz” dedi.

Foto: Can Erok & Aynur Tekin

Kıraç: ‘Habere bir de diğer taraftan bakmak gerek’

Avrupa’nın bir şekilde habere ulaşabildiğine değinen Ümit Bektaş, “ Rus medyasının bu yerlerde sansüre uğramasının bir anlamı yok, bu biraz hem show hem de ticari yanları olan bir durum” diye konuştu.

Gazeteci olarak savaş bölgelerinde bulunmayı bir kariyer tercihi olarak açıklayan Nimet Kıraç, “Ben savaş istemiyorum. Olayın romantize edilmesinin dışında, diğer tarafa bakmak ve haberlere insani duyguları eklemenin yanında gerçekleri de yansıtmak gerek. Savaş ortamında prim yapmaya çalışan gazetecileri gördüm. Ve bu durum benim onurumu zedeledi” dedi.

Panel, soru-cevap kısmının ardından düzenlenen 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü resepsiyonu ile sonlandı.