Haberlerİnsan Hakları

Nuh Köklü yedinci kez anılırken nefret, kar topu gibi büyüdü

HİCRAN CENGİZ

Nuh Köklü, gazeteciliğe 1994 yılında Express dergisinde başladı. Nokta, Tempo dergilerinde çalışmış, editör olarak çalıştığı İstanbul Life dergisinde haber müdürlüğü yapmıştır. Hürriyet ve Radikal gazetelerinde muhabir ve editörlük yaptıktan sonra, Sabah gazetesinde editör olarak çalışmaya başlamış, 2009 yılında ATV-Sabah grevleri öncesinde işine son verilmiştir. 2010-2014 yılları arasında NTV’de program editörü olarak çalıştı. Birgün gazetesinin kuruluşunda görev alan Köklü, Bianet haber sitesinde editörlük yapmış, Açık Radyo’da “Bir şey daha var” programını hazırlamıştır.

Hiç de sıradan bir gazeteci olmayan Köklü, sıradan bir haber takibi dönüşü sonrasında sıradan bir eğlencede, sıradan bir kötülükle öldürüldü. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) grubunun önerisi olarak meclise getirilen “İç Güvenlik Yasası” tasarısına ilişkin Kadıköy Boğa heykeli önünde protesto vardı. Bu protestoya katılan gazeteci Köklü, eylemin sona ermesinin ardından, Yeldeğirmeni’nde arkadaşıyla birlikte kar topu oynamaya başladı. Atılan kar toplarından biri, sokaktaki aktar dükkanının vitrinine isabet etti. Bu kar topu, işyeri sahibi Serkan Azizoğlu ile Köklü ve arkadaşları arasında tartışmaya sebep oldu. Tartışma sırasında dükkana giren Azizoğlu, bu defa elinde bıçakla dışarı çıkıp Köklü’yü göğsünden yaraladı. Ağır yaralanan Köklü, arkadaşları tarafından olay yerine çağrılan ambulansla Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı. Ambulansta kalbi duran ve tekrar çalıştırılan Köklü, hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen yaşamını yitirdi.

Köklü’nün son sözleri  “Ne olur bu bir rüya olsun…” oldu. Bu nefret ve şiddet gerçek olmasın da varsın bir rüya feda edilmiş olsun. Köklü, neden bir rüyadan böyle medet umdu? Belki katilinin ölümüne sebep olacak nefretin nereden doğduğunu bilmediği için. Belki bu şiddeti kimsenin engelleyemeyeceğini bildiği için. Belki ardından adil bir yargılanma yürütülmeyecek ya da cinayetinin failinin yargılanmayacağından endişelendiği için. Belki de hepsi. Köklü cinayeti cezasız kalmadı, faili yargılandı ama dava kararının onanması dört yıl aldı. Kimse, Azizoğlu’na dört yıl boyunca katil diyemedi. Adını, soyadını kodladılar. Fotoğrafını bulanıklaştırarak kullanmayarak, zanlı ya da sanık dediler. Hukuk, belki bir katil cezalandırdığı için bunu emsal karar diye alacak ama neden dört yıl sürdüğünü hiç açıklayamayacak.

Köklü cinayetine ilişkin Anadolu Adliyesi  5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın ilk duruşmasında Serkan Azizoğlu, “Kasten adam öldürmek”, Nazım Coşanar ise “Kasten adam öldürmeye yardım etmek” suçlarından yargılandılar. Görgü tanıklarının ifadesine göre, Köklü’yü bıçakladıktan sonra, “Benim deli raporum var. Ben yarın çıkacağım, rahatım” diyen Azizoğlu, mahkemedeki olay anını hatırlamadığını beyanı kendi ifadesiyle çelişti. Yargı süreci devam ederken Sanık Azizoğlu’nun epilepsi hastası olduğu iddiasının, Adli Tıptan rapor alınarak doğrulanmasına karar veren mahkeme heyeti, müşteki vekillerinin gelecek celsede, olaya ait görüntülerin izlenmesi talebini kabul etti. Azizoğlu, mahkemede akıl yürütemediğine ilişkin ifadeler kullanıyor, cezai ehliyetinin olmadığını kanıtlayıp cezalandırılmak istemiyordu. İşlediği suçtan cezalandırılması gerektiğinin bir o kadar da farkındaydı.

Haziran 2016’da mahkeme heyeti, karara bağladığı davada tutuksuz sanık Nazım Coşanar hakkında “kasten öldürmeye yardım” suçundan dava açıldığını, ancak sanığın bu suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraatine karar verdi. Tutuklu sanık Serkan Azizoğlu’nun ise Nuh Köklü’ye karşı “Kasten adam öldürmek” suçunu işlediğini ifade eden mahkeme, Azizoğlu’nun müebbet hapse çarptırılmasına karar verdi. Mahkeme, Azizoğlu’nun diğer şikayetçilere karşı “Kasten yaralamaya teşebbüs”, “Silahla tehdit” ve “Hakaret” suçlarını işlediğini belirterek, bu suçlardan da toplamda 4 yıl 2 ay 7 gün hapis cezasına çarptırılmasına hükmetti. Yargıtay, 25 Şubat 2019’da Azizoğlu’na verilen müebbet hapis cezası onandı. Artık, cinayetten tam dört yıl sonra katile katil denebilecekti.