Basın Özgürlüğü

Ödüllü gazeteci Rojhat Doğru için ağırlaştırılmış müebbet ve 35 yıl hapis isteniyor

DENİZ TEKİN

Diyarbakır – Her hafta onlarca gazetecinin mesleklerini yaptıkları için yargılandıkları bir Türkiye gerçekliğinde dahi bir gazetecinin “devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma” ve ”kasten öldürmeye teşebbüs” suçlamalarıyla yargılanması son derece sıradışıdır. Fakat gazeteci Rojhat Doğru, tam olarak bu suçlamalar ile 2018 yılından beri yargılanıyor.

Çektiği görüntüler ile gazetecilik ödülü aldığı Kobanê protestolarına, “bir elinde kamera bir elinde silah” ile katıldığı iddiasıyla ağırlaştırılmış müebbet ve 35 yıla kadar hapis cezası istemi ile yargılanan gazeteci Rojhat Doğru’nun davasında 6 Ocak’ta görülecek duruşmada karar çıkması bekleniyor. “Bir elinde kamera bir elinde silah” olan birinin ödüle layık görülecek görüntüler çekemeyeceğini vurgulayan Doğru, ödül aldığı görüntülerden sonra hedef gösterilmesini, hakkında açılan dava ile başlayan, iki kere tutuklanıp üç kere gözaltına alındığı süreci MLSA’ya anlattı.

‘Çektiğim görüntüler, üç yıl sonra karşıma suç delili olarak çıkarıldı’

Gazeteci Doğru, kendisi hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis ve 35 yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan dava sürecinin, 2014 yılında Diyarbakır’daki 6-8 Ekim Kobanê protestoları sırasında çektiği ve kamuoyunda ciddi yankı uyandıran görüntülerin yayınlanmasının ardından hedef gösterilmesi ile başladığını söyledi. O dönem, gazeteciler açısından çok riskli olan koşullarda çalışarak Diyarbakır sokaklarında haber takibi yaptığını ifade eden Doğru, “Sokaklarda iki grubun birbirine silah sıktığı anların görüntülerini tarafsız ve objektif şekilde çektim. Birbiriyle çatışan iki tarafın da ellerinde silah olduğunu göstermesi açısından bu görüntüler çok önemliydi. Ben, o görüntüleri çektiğim sırada karşı taraftan pompalı tüfekle ateş açılan ateş sonrası çenemden, karnımdan ve bacağımdan yaralandım. Yaralı olmama rağmen görüntü çekmeye devam ettim. Kendi kameram ile yaralandığım anları dahi çektim. Yaralanmış olmama rağmen hastaneye gitmek yerine görüntüleri televizyona yetiştirmek için büroya gittim” dedi.

Doğru, olaylar sırasında çektiği görüntüler ile Güneydoğu Gazeteciler Cemiyetinin 2015 yılında düzenlediği “Yılın Başarılı Gazetecileri” yarışmasında Reuters ve United Press International (UPI) gibi kurumlarda çalışan gazetecilerin de olduğu jüri tarafından görüntülü haber dalında birincilik ödülüne layık görüldüğünü hatırlattı ve Diyarbakır’da yapılan ödül törenine dönemin Diyarbakır Valisi Hüseyin Aksoy, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı Ramazan Solmaz ve Emniyet Müdürü Adnan Daştan gibi üst düzey isimlerin katıldığını belirtti. Törene katılan herkesin, ödül aldığı görüntüleri sinevizyondan izledikten sonra alkışladığını söyleyen Doğru, “Herkesin alkışladığı bu görüntüler, üç yıl sonra açılan davada karşıma aleyhte delil olarak geldi” dedi.

Yargılamadan bağımsız mütalaa ile ağırlaştırılmış müebbet talebi

Sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek 2017 yılında Diyarbakır’da gözaltına alındıktan sonra ödül aldığı görüntülerin de karşısına suç delili olarak çıkarıldığını öğrendiğini aktaran Doğru, “Gözaltında olduğum dokuz gün boyunca ne ile suçlandığımı ancak polis ifadesi sırasında öğrendim. 2015 yılında görüntülerini çektiğim Kobanê protestolarında silah kullanmakla suçlandım. Hakkımda asılsız beyanlarda bulunan Rıdvan Ö. isimli kişiyi apar topar karakola getirerek teşhis işlemi yaptırmışlar. Bu şahıs, beni 2015 yılındaki ödül töreninden itibaren hedef gösteriyordu. Tutuklama istemiyle sevk edildiğim mahkeme, bu kişinin verdiği beyan ve yaptığı teşhise itibar etmedi çünkü zaten her yerde görüntü ve fotoğraflarım vardı. Dolayısıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldım” dedi.

Hakkında dava açıldıktan sonra kendisiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan her şeyin dava dosyasına konulduğuna dikkat çeken Doğru, bunlardan dolayı 2019 yılında bu kez “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla İstanbul’da tutuklandığını ve yaklaşık üç ay Silivri Cezaevinde kaldığını söyledi. Doğru’ya bölgedeki gazetecilerin sıklıkla karşı karşıya kaldığı “örgüt üyeliği” suçlamasının yöneltildiği bu iddianamede, Gelî Kurdistan TV’de çalıştığı dönemde haber kaynaklarına vermek için bastırıp dağıttığı kartvizitin aranan bir kişi üzerinde çıkması suç delili olarak sunuldu. Doğru, hem kartvizitteki numarayı yıllar önce iptal ettiğini hem de kartvizitin üzerinde çıktığı kişinin mahkemede Doğru’yu ilk kez gördüğü ve kartviziti cebine kimin koyduğunu bilmediği beyanında bulunduğunu söyledi. Aynı iddianamede “örgütsel not” olarak tanımlanan ve aleyhte delil olarak sunulan bir notta geçen “Rojhat” isminin kendisi olduğu iddia edilmesine rağmen aynı notta ismi geçen başka bir kişi hakkında takipsizlik kararı verildiğine dikkat çekti.

İstanbul’da aniden tutuklanması nedeniyle üzerinde yeterli para olmadığı için cezaevindeki ihtiyaçlarını koğuş arkadaşlarından aldığı borç parayla karşıladığını söyleyen Doğru, cezaevinden çıktıktan sonra borç aldığı kişilere para göndermesinin “örgütsel faaliyet” olarak değerlendirilmesi üzerine 2020 yılında tekrar tutuklandığını ve iki ay cezaevinde kaldığını hatırlattı. Doğru, haklarında dava açılan gazeteci meslektaşlarını ve avukatını aramasının da bu davanın dosyasına suç delili olarak konulduğunu belirterek “Görüştüğüm gazeteci arkadaşlarım hakkında dava açılmış olması, benim onlarla siyasi amaçla görüştüğüm şeklinde yorumlanmış. Fakat dosyada, bahsi geçen telefon arama kayıtlarının içeriği yok” dedi. Doğru, birçok meslektaşı hakkında hazırlanan iddianamelerde olduğu gibi bu dosyanın iddianamesinde de 2013 yılında gazeteci olarak takip ettiği bir basın açıklamasına katılımının suç delili olarak sunulduğunu paylaştı.

‘Bir elinde kamera, bir elinde silah olan biri ödüllük görüntü çekemez’

Kendisini hedef gösteren kişinin iddialarına da değinen Doğru, haber takibini yaptığı olaylardan bir yıl sonra ortaya çıkan ve protestolar sırasında yaralandığını söyleyen Rıdvan Ö. isimli bir kişinin Hizbullah’a yakınlığı ile bilinen medyaya çıkarılıp kendisini hedef gösterdiğini söyleyerek bu kişinin kendisi için “Bir elinde kamera, bir elinde silah vardı. Bana ateş edenlerden biriydi” şeklinde asılsız beyanlarda bulunduğunu aktardı. Doğru, aynı çevrelerin kendisini Çözüm Süreci döneminde çalıştığı Gelî Kurdistan TV için Kuzey Irak’taki Ranya kentinde yaptıkları program çekimi ardından haberin öznesi olan PKK üyeleriyle birlikte çektiği ve sosyal medya hesabında paylaştığı fotoğrafı dolaşıma sokarak hedef göstermeye devam ettiğini söyledi. Hakkında açılan davada bu fotoğrafların da suç delili olarak gösterildiğini dile getiren Doğru, kendisini hedef gösteren haber ve görüntüleri paylaşan kişi ve kurumlar hakkında yaptığı suç duyurularının ise takipsizlik ile sonuçlandığını paylaştı.

Doğru, çekim yaptığı profesyonel kameranın ağırlığının en az yedi kilogram olduğunu ve bununla tek elle çekim yapmanın neredeyse imkansız olduğunu söyledi: “Kameramanlık yapanlar bunu çok iyi bilir. Kamera ile sağ el ile görüntü çekilirken, görüntülerin titrememesi için sol el ile de kamera alttan tutulup desteklenmek zorundadır. Bir elimde kamera ile görüntü çekerken diğer elimle silahla ateş etmem normalin ötesinde, çok saçma bir şey. Bir elinde kamera bir elinde silah olan biri ödüle layık olabilecek görüntü çekemez. Bunu hiç kimse yapamaz. Zaten bu görüntüleri izleyen bilirkişi de benim silah kullanmadığıma dair rapor hazırlayıp mahkemeye gönderdi. Ne var ki ben böyle suçlama ve iftiraya maruz kaldım.” Kendisi hakkında asılsız iddialarda bulunan kişinin yargılama aşamasında verdiği beyanda hangi silahtan açılan ateşle yaralandığını bilmediğini söylediğini aktaran Doğru, şahsın mahkemede, kendisinden özür dilenmesi durumunda şikayetçi olmaktan vazgeçeceğini söylediğini paylaştı.

Resul Temur: Savcı, yargılama sürecini dikkate almayan bir mütalaa sundu

Süreci en başından beri takip eden Doğru’nun avukatı Resul Temur, müvekkili Doğru’nun gazetecilik faaliyeti yürüttüğü sırada çekmiş olduğu görüntülerin yargılamanın temel dayanağı yapıldığına dikkat çekti. Avukat Temur, doğruya yöneltilen “kasten öldürmeye teşebbüs” suçlamasının tek dayanağı olan Rıdvan Ö.’nün beyanlarının çelişkili olduğunu ve “bir elinde kamera, bir elinde silah” beyanının bilirkişi raporu ile de çürütüldüğünü söyledi.

Temur, davada bu gibi gelişmeler olmasına rağmen Doğru için müebbet isteyen savcının mütalaasını yalnızca iddianameler üzerinden hazırladığını ifade etti: “Üç ayrı iddianameden parçalar koparılarak mütalaa oluşturulduğu için mütalaadaki suçlamaların temelini oluşturması gereken iddianameler arasında bir bağ kurmak mümkün değil. Dahası, dosyaların birbirleriyle olan geçişleri ya da bağlantılarına dair herhangi bir mantık bağı da yok. Kısacası savcı, son üç yılda yapılan yargılamadan bağımsız, sadece iddianameler üzerinden bir mütalaa hazırlayıp mahkemeye sundu.”