Karantinada Gazetecilik

Pandemi Sırasında ve Sonrasında Gazetecilik: “Bazı gazeteciler karantinayı engel olmaktan çıkardı”

Haluk Kalafat

Koronavirüs salgınının pandemi ilan edilmesinin ardından tüm dünya, yakın tarihin en olağanüstü süreçlerinden birine girdi. İnsanların aktif sosyal yaşamdan çekilmelerine neden olan önlemler zinciri yeni yaşam pratiklerini de beraberinde getirdi. Bu önlemlerden gazetecilik de payını aldı. Muhabirler gazetecilik mesleğinin görünen yüzüdür. Ellerinde kayıt cihazları, not defterleri, fotoğraf makineleri ya da video kameralarıyla haber peşinde görünürler. Haberleri yayına hazırlanması için teslim ettikleri masa başındaki meslektaşları onlar kadar görünür değildir. Karantina süreciyle birlikte zorunlu haller dışında hem masa başındakiler, hem de alanda olanlar mesleklerini çoğunlukla evlerinden yürütmek durumunda kaldı. 

Haberi kovalamak konusunda yaşanan değişim; aynı ofis ortamında koordinasyon ve birebir fikir alışverişiyle yapılan masa başı habercilik sürecinde de yaşandı.  

Dijital araçların devreye girmesiyle birlikte gazetecilik zaten tek kişilik bir işe evrilmeye başlamıştı. Basın kuruluşları önceleri ekip olarak habere gönderdiği gazetecilerin eline dijital bir araç vererek sahaya sürer olmuştu. Karantina sürecinde ofis ortamı zorunluluğu da yavaş yavaş sorgulanır oldu. Gazetecilik bu veriler ışığında artık evden tek başına yürütülebilecek bir meslek olarak görülebilir mi? Gazetecilik pratiği artık bir değişimin eşiğine mi geldi?

Barış akademisyenlerinden Mahmut Çınar, keskin bir kırılmanın yaşanacağını düşünmüyor. Ancak karantina döneminde yapılan gazeteciliğini olağanüstü hali nedeniyle birtakım etkilerinin olacağını söylüyor. 

Karantina günlerindeki gazetecilik pratiği meslek açısından bize ne anlatıyor?

Evlere kapanma ve fiziksel yalıtılmışlık sürecinde hayat tabii ki haber olmaya değer şeyler üretmekten vazgeçmedi. Zaten “karantina”nın kendisi; devletin tutumu, sosyal eşitsizliği daha da görünür kılması, bu tür bir kapanmaya alışmamış bir toplumun buna direnci, çoğumuzun taşıdığı toplumsal sağlık endişesinin birçokları tarafından taşınmıyor oluşu ve tabii acı ya da tatlı toplumsal deneyimler, edindiğimiz yeni pratikler gibi nedenlerle en önemli haber konusuydu. Bu açıdan bakınca, doğru ve sağlıklı bilgiye ihtiyaç duyduğumuz bir zamanda, gazetecilerin işinin çok yoğun olması beklenir. Oysa gazetecilerin de büyük çoğunluğu evlere kapanmak zorunda kaldı.

Bu durum, bir saha işi olarak görülen ve aslında sahada yapılması gereken gazeteciliğin farklı boyutları olabileceğini gösterdi. Bir kere dünyada çevrimiçi erişim olanaklarının ne kadar artmış olduğunu düşününce, gazeteciliğin mekânsal sınırların ötesine ne kadar geçebildiğini görmek, meslek açısından bence olumlu bir veri. Türkiye henüz ihtiyaç duyulan verilerin özellikle de resmi kurumlar tarafından tüm şeffaflığıyla paylaşıldığı bir ülke olmasa da, çevrimiçi olanaklar bize o veriye başka biçimlerde, farklı kaynaklara da “aynı anda” ulaşarak erişebilme ihtimalini sunuyor. Çoğu gazeteci arkadaşımız, telefonun ve internetin yardımıyla, karantina koşullarını meslekleri açısından bir engel olmaktan çıkarabildi.

Gazetecinin sahada olanı makbul, bu değişmez

Bu yeni durum gazeteciliğin geleceğini değiştirebilecek bir etkiye sahip mi?

Bu sürecin, gazetecilik pratiği açısından sonrasında büyük kırılmalar yaratacağını düşünmüyorum. Gazetecinin sahada olanının makbul olması durumu değişmeyecektir. Ancak gazeteciler, bu süreçte çevrimiçi araçları daha iyi kullanmayı öğrenmek zorunda kalmış olabilir ki, meslek açısından en önemli dönüşüm bu olabilir gelecekte. Video röportajlar, canlı yayınlar, kayıt olanakları, dijital veriye ulaşma ve o veriyi analiz etme süreçleri, belki video ve ses montajının teknik yönleri vesaire. Evde kalınan zaman, meslek açısından benim biraz da eksik bulduğum teknik becerilerin, aslında teknik gereksinimlerin ilerletilmesi açısından iyi değerlendirilmiş olabilir.

Son yıllarda sahadaki muhabirlerin azaldığı, basın kuruluşlarının ajans haberlerine bağımlı kalarak daha az özel haber ürettiği yönünde eleştiriler vardı. Karantina sürecindeki deneyimlerini konuştuğumuz meslektaşlarımızın masa başı gazeteciliğine daha çok zemin oluştuğuna dair çekinceleri var. Siz ne dersiniz?

Masa başı gazeteciliği, hangi konularda, ne tür haberler yaptığınıza bağlı olarak gazetecilik açısından kötü ya da iyi olabilir. Halkın nabzını tutmayı gerektiren, bir topluluk, bir meslek grubu, bir dezavantajlı grup hakkında uzmanlaşmayı içeren, yahut diyelim kentle ilgili haberler için masa başında veriye yahut haber kaynağı olan bireye ulaşmak yeterli olamaz. Gazeteci süreci yerinde, zamanında görmek zorundadır. Verdiğim röportaj gazeteciliği derslerinde de, mecbur olunmadıkça yüz yüze yapılmayan söyleşilerin daha az kıymetli olduğunu söylemekten çekinmezdim.

Ancak, bazı gazetecilik türleri, genel kanının aksine gazetecinin sokakta bulunmasını o kadar da gerektirmez. Veri gazeteciliği buna güzel bir örnek olabilir. Aslında araştırmacı gazetecilik de, bir ölçüde kaynak bireylere dayansa da, sırtını daha çok veriye, yani araştırmaya, rapora, belgeye, kitaba ve arşive dayandırır. Dolayısıyla “masa başı gazetecilik” diye kötülenebilecek genel bir kategori yoktur. Karantina sürecinde sanıyorum mesleğin bu dallarında görev yapan gazeteciler işlerini biraz daha rahat yapabilmiştir. 

Podcast’ler altın çağını yaşayacak

Karantina sürecinde daha önce habercilerin çok da kullandığına şahit olmadığımız alanlar öne çıktı. Mesela Instagram’daki canlı yayın özelliğini kullanmaya başladı gazeteciler. Konuklarını Instagram’a alıp programlar yaptılar. Mesela Youtube üzerinden canlı yayınları kullanan gazetecilerde artış oldu. Keza podcast, Periscope da eklenebilir bunlara. Bu yayınların geleceğini nasıl görüyorsun? Buna ek olarak  seyirci, okur ya da takipçiler de evde kalmak zorunda oldukları için farklı davranış kalıpları geliştirdi. Okur açısından nasıl bir manzara var?

Periscope gibi araçlar bir süredir zaten alternatif medyanın çokça kullandığı, çok da takip edilen araçlar. Pandemi boyunca benzeri araçlara ilgi, zorunlu nedenlerle arttı tabii. Birçok gazeteci, çalıştığı, haber yaptığı kurum hangi mecraları kullanıyor olursa olsun, alternatif mecraları da keşfetmiş durumda. Geleneksel mecralara bağımlı olduğunu düşünen çoğu gazeteci açısından ise bu sürecin bir çeşit “aydınlanma” yarattığı kesin.

Radyo dinleme alışkanlığının Batı’dan biraz farklı olduğu bir ülkeyiz. Biliyorsun radyo bizde genelde bir “trafikte, seyir halinde” aracı. Oysa podcast gibi dinleme deneyimleri yıllardır, yine özellikle alternatif haberciler için önemli bir araç, bir kaynak. Podcast için de şu son bir-iki ay, parlama dönemi oldu. Spotify gibi her yerde ulaşılabilir dijital ortamlar da bunda büyük pay sahibi.

Bu araçların, süreç sonlandığında da yoğun bir biçimde kullanılacağını düşünüyorum. Dijital, internet tabanlı sosyal mecralar genelde belli deneyimlerle işlev kazanıyor, sonrasında ise o işlev o deneyimi aşıyor. Aklıma mesela Twitter kullanımının Gezi’den sonra yaşadığı nicel patlama geliyor. Gezi bu yaygınlaşma için bir vesileydi ancak sonra Twitter kullanımı kartopu etkisiyle arttı, artmaya da devam ediyor.

Haberin alıcıları açısından çok büyük değişiklikler yok. Belki podcast, internet canlı yayını gibi çok alışık olmadığımız araçların, eski haber/yorum araçlarına katılmasını bir fark, hatta bir ilerleme olarak sayabiliriz. Kaynakların artması, haber odaklarının ve haberi verme araçlarının çoğalması, çokseslilik açısından her zaman olumlu bir gelişmedir. Bu bağlamda, çoğumuz evlere kapanmış da olsak, aslında habere, yoruma, doğru bilgi ve analize ulaşma konusunda bir açılım yaşadık diyebilirim. Özellikle podcast’lerin, önümüzdeki dönemde bir altın çağ yaşamasını bekliyorum.