Basın Özgürlüğü

PKK çıkmadı, FETÖ’yü deneyelim: Cezalandırılmak istenen bir gazetecinin davası

ESRA KOÇAK MAYDA*

Gazeteci Hayri Demir hakkında 2017 yılında gözaltı süreciyle başlayan davada yeni bir gelişme yaşandı. Daha önce bilirkişi tarafından incelenen ve herhangi bir suç unsuruna rastlanamayan dijital materyallerle ilgili bu kez bilirkişi, “FETÖ/PYD terör örgütü ile ilgili verilerin bulunup bulunmadığına” bakacak. 

“Silahlı terör örgütüne üye olmak” ve “basın yayın yoluyla terör örgütü propagandası yapmak” şüphesiyle 16-24 Mart 2017 tarihleri arasında gözaltına alınan gazeteci Demir hakkındaki iddianame, gözaltına alınmasından yaklaşık 2.5 yıl sonra, 16 Mayıs 2019’da tamamlandı. Demir, 2019 tarihinden bu yana 12 kez hakim karşısına çıktı. 

Hırsızlıkla elde edilen hafıza kartındaki görüntüler delil sayıldı

Demir’in, Ankara’daki evine 28 Şubat 2016’da hırsız girmişti ve fotoğraf makinasının içindeki hafıza kartı çalınmıştı. İddianamede Ö.H. isimli bir şahsın, hırsızlık olayının üzerinden 24 saat geçmeden, Demir’in evinin bulunduğu sokakta hafıza kartını bulduğu ve emniyete ulaştırdığı öne sürüldü. Demir’in hafıza kartında bulunan görüntüler, iddianamede gazeteciye yöneltilen suçlamalara delil olarak gösterildi.

Demirtaş röportajı da dosyada

9 yıldan 22 yıla kadar hapsi istenen Demir’in Dicle Haber Ajansı (DİHA) muhabiri iken Kobane’de çektiği fotoğraflar, yaptığı haberler hatta Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile yapmış olduğu söyleşi delil olarak sayıldı. 

Savcı, hafıza kartından elde edilen görüntülerin; “Suriye toprakları içerisinde yer alan PKK/KCK terör örgütünün Suriye yapılanması, silahlı kanadı olan YPG’nin kontrolünde yer alan Şengal, Kobani, Kamışlı bölgelerinde çekilmiş fotoğraflar ve videolar olduğu, çekilen görüntülerin geneli itibariyle yaşanan çatışmalar öncesinde, çatışma anında ve çatışma sonrasında çekilmiş fotoğraf ve videolar olduğunu” belirtti. 

2018-2021 tarihlerinde Suriye’de olan tanık, Demir’i 2015 yılında gördüğünü iddia etti

29 Haziran tarihinde yapılan duruşmada ortaya çıkan ve etkin pişmanlık yasasından yararlanan Hasan Şahin, ifadesinde 2018-2021 yılları arasında Suriye’de bulunduğunu belirtirken, sanık Hayri Demir’i 2015 yılında Kobane’de gördüğünü öne sürdü. Tanık Şahin, Demir’i Suriye’nin kuzeyindeki gazetecilik faaliyetlerinden tanıdığını iddia etti. 

Tanık ifadesine karşı konuşan gazeteci Demir ise, kendisinin tanığın Suriye’de bulunduğu yıllarda Suriye’de bulunmadığını söylerken, “Tanık, başkasının benim hakkımda vermiş olduğu ifadeyi kendisininmiş gibi burada söylüyor. Oysa ki tanık kendisi de belirtmiştir ki iddianamede yer alan tarihlerde orada değilmiş. Tanık tarafından verildiği ifade edilen beyan başka bir suç nedeniyle yargılanan Hüseyin Durudemir’e aittir. Dolayısıyla tanık, hakkımda açıkça yalan beyanda bulunmaktadır” dedi. 

Demir: Bu, kokteyl örgüt yaratma çabasıdır

Tüm bu yargılanma sürecini MLSA’ya değerlendiren gazeteci Hayri Demir, “Bu, tamamen ‘kokteyl örgüt davası’ yaratma çabasıdır. İlk andan itibaren hukuksuz olan dava, bu aşamada bir hukuk garabeti olarak sürdürülüyor. Dijital materyallerin ilk incelemesinde herhangi bir suç unsuru (!) bulamayan yargı, inatla gazeteciliği cezalandırmak için bu kez yıllardır ne tür kumpaslarda rol aldığı tescilli olan bir yapıyla beni ilişkilendirmek istiyor” dedi. 

Delillerin FETÖ/PDY yapılanması ile ilişkilendirilmesini gazeteciliğini kriminalize etme çabası olarak değerlendiren Demir, süreci değerlendirmeye şu sözlerle devam etti: “Evimden hırsızlık ile elde edilen ve tamamen gazetecilik faaliyetlerimin yer aldığı arşivim hala aydınlatılmayan bir şekilde emniyete ulaştırılarak açılan soruşturmanın takipsizlik ile sonuçlanması gerekirken, altı yıla yakın zamandır yargılama sürdürülüyor. Neredeyse her duruşmada bu hususun aydınlatılması talebimiz reddedilirken, bu kez de böylesi saçmalıktan da öte bir delil arayışı ile de yargılamanın hukuki olmadığı tescillenmiş oldu. Bilirkişinin mahkemenin talebi doğrultusunda nasıl bir FETÖ/PDY incelemesini yapacağını açıkça merak ediyorum. Bu yapı, iktidar ile kol kola iken dahi bu yapının kumpaslarını teşhir eden bir gazetecilik yapmama rağmen bugün bu yapı ile ilişkilendirilmeye çalışılmam da bir başka garabettir. “

‘PKK üyeliği’ ile başlayan davada FETÖ için bilirkişi raporu istendi

Bu dava özelinde bugüne kadar yaşananların yargı sisteminin çöktüğünün göstergesi olduğunu belirten Demir, “İddianameyi ‘PKK üyeliği’ diye hazırlayan yargı, gazeteciliği cezalandırmak için buradan bir sonuç alamayacağını fark edince bu kez ‘FETÖ/PDY üyeliği’ gibi saçmalığa sarıldı. Bu da aslında gazetecilik faaliyetlerim nedeniyle yargılandığımı perdelemek için başvurulan bir çaresizliktir” diye konuştu. 

Dosyanın içeriğine ilişkin konuşan Demir’in Nuray Özdoğan, “Bu dosya müvekkilin DİHA’da çalıştığı dönemdeki çalışmalarının cezalandırılmasını amaçlayan bir dava. Yargılama konusu tamamıyla müvekkilin Şengal işgal girişimi sırasında yaptığı haber kayıtları ve  fotoğraflar. Savcılık, yargılama konusu haber içeriklerinde bölgede IŞİD’e karşı savaşan örgüt üyelerinin de bulunmasını müvekkilin yasadışı örgüt üyeliği iddiasına dayanak yapmıştır. Müvekkil, IŞİD hakimiyet bölgesinden haber yapıyor olsaydı aynı yargılamaya maruz kalır mıydı şüpheliyiz” dedi. 

Özdoğan: Mahkeme cezalandırma için gerekçe arayışındadır

Davaya yıllar sonra katılan tanığa ilişkin ise Özdoğan şu değerlendirmelerde bulundu: “Mahkeme, davanın açılmasından yıllar sonra bir tanık ifadesi buldu. O tanığın tanıklığı da müvekkilin kapatılan  DİHA ajansında çalıştığına ilişkin. Mahkeme ilginç bir şekilde bu beyanı aleyhe delil olarak değerlendirmekte. Ayrımcı ve taraflı bir yargılama pratiğine daha şahitlik ediyoruz. Son ara karar ile de mahkemenin müvekkili cezalandırma kararına vardığını göstermiştir. Lakin gerekçe arayışına girmiştir. Nereden ne tuttururuz mantığıdır bu. Hukukla, yasa ile açıklanamaz.”

Gelen bilirkişi müzekkeresini de maddi hata olarak değerlendiren avukat Özdoğan, “Müvekkil, sonuç olarak ‘PKK üyeliği’ ve ‘PKK propagandası yapmak’ iddiası ile yargılanmaktadır. Ancak son ara karar gereği bilirkişi inceleme ve tespit tutanağında tamamı haber olan görüntülerde FETÖ/PYD kapsamında veri olup olmadığı hususunda rapor istenmiştir. Bunun bir hatadan kaynaklı olduğunu düşünmek istiyoruz” diye konuştu. 

Basın faaliyetlerinin anayasa ile güvenceye alınmış temel hak ve özgürlükler olduğuna dikkat çeken Özdoğan son olarak şunları söyledi: “Yargılamanın kendisi müvekkil açısından bu hakkın tümüyle ihlalidir ki mahkeme, savcılık yedindeki delillere dahi (dijital kayıtlar) yıllarca ulaşamamıştır. Kayıtlar bir türlü rapora gitmemiş bu da yargılamanın uzamasına ve müvekkil üzerinde yargı eliyle yürütülen baskının devamına yol açmıştır. Müvekkil hakkındaki yurt dışı çıkış yasakları dahi kaldırılmamaktadır. Dosya uzatılarak yeni delil yaratılmaya çalışılmaktadır”

*Bu işin hakları, Atıf-Gayriticari (CC BY-NC) Lisans ile kısmen saklıdır. Bu iş, MLSA’ya atıf ile ve ticari olmayan amaçlar ile kullanılıp dağıtılabilir.