İnsan HaklarıSavunma Saldırı Altında

Savunma hakkına çekirdekten saldırı: Ruhsat gaspı

Fotoğraf: twitter.com/HukukKomiteleri
Elif Akgül

Hukukçuların son birkaç yıldır en büyük mücadelesi savunma hakkı. Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) davası, Gülen cemaatine yönelik davalarda savunmaklık yapan avukatların gözaltına alınması, barolar yönetim yapılarına müdahale hukuk gündeminin başlıca gündemleriydi. Lakin hükümetin savunma hakkına müdahaleye daha temelden bir müdahale girişimi söz konusu: Ruhsat gaspları.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Zeynel Emre’nin 8 Nisan 2019 tarihli soru önergesine Adalet Bakanlığı’ndan gelen cevaba göre 600’e yakın stajyer avukatın ruhsatları verilmiyor.

Soru önergesine göre, idare mahkemelerinde avukatlık ruhsatı verilmesi işlemlerinin iptali talebiyle 598 dava açılmış durumda. Bunlardan 252’sinde işlemin iptaline, 8’inde talebin reddine ve 17’sinde karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş durumda. 321 dosya ise derdest.

Tartışmalı madde: Avukatlık Kanunu 5/3

Ruhsatların verilmemesinin gerekçesi ise Avukatlık Kanunu’nun 5/3 maddesi. İlgili madde şöyle:

“Adayın birinci fıkranın (a) bendinde yazılı cezalardan birini gerektiren bir suçtan kovuşturma altında bulunması halinde, avukatlığa alınması isteği hakkındaki kararın bu kovuşturmanın sonuna kadar bekletilmesine karar verilebilir.”

Diğer bir deyişle hukuk fakültesini ve avukatlık stajını bitiren adaylar kendi barolarına ruhsat için başvuruyor. Baro başvuruyu Türkiye Barolar Birliği’ne (TBB), TBB de Adalet Bakanlığı’na iletiyor. Bakanlık ya onay verip geri gönderiyor ya da tekrar görüşülsün diye dosyayı TBB’ye iade ediyor. Eğer ki aday hakkında sonuçlanmamış bir kovuşturma varsa Adalet Bakanlığı onay vermiyor. Olur da TBB verirse, bu durumda Bakanlık ruhsat iptali için İdare Mahkemesi’ne başvuruyor. Bakanlığın vekil Zeynel Emre’ye verdiği cevaptaki rakamlar da bu idare mahkemesine taşınmış olan dosyalar.

2015’te 46, 2019’da 528 ruhsat için iptal talebi

Ruhsat Gaspına Karşı Koordinasyon’dan Abdullah Bişaroğlu ise ilgili maddenin geçmiş yıllarda da uygulandığını ama 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından bu uygulamanın katlanarak arttığını söylüyor.

Bişaroğlu 5/3 uygulamasının yıllar içindeki değişimini şöyle aktarıyor:

“2015 yılında bu süreçte olan dosyaların sayısı 46 imiş. 2016’da 96’ya çıkmış. 2017’de 91’e, 2018’de 134’e, son olarak 2019’da 528’e yükselmiş. Son bir senede 5 katına çıkmış neredeyse. Bunların tamamı ruhsatı gasp edilenler değil. Kanun maddesine göre avukatlık bir kamu hizmeti. Kamu hizmetine engel teşkil edecek bir suçtan hüküm giyenler de olabilir bu verilerin içerisinde ama genel itibariyle hakkında kovuşturma bulunan insanlara verilmeyen ruhsatları içeriyor buradaki veriler.”

HAGB’lilerin de ruhsatları iptal ediliyor

Ruhsatı gasp edilen hukukçuların, çeşitli avukat örgütlerinin ve derneklerinin oluşturduğu Ruhsat Gaspına Karşı Koordinasyon’a göre bu iptal süreci Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararı verilen dosyalarda da uygulanıyor. 

Koordinasyon’dan Hüseyin Ali Kudret, “Adalet Bakanlığı’nın gözü o kadar dönmüş ki HAGB’si olanların bile ruhsatlarını iptal ediyor. Oysa HAGB durumunda hüküm doğmayacağı gibi bir sonuç vardır. Buna rağmen Bakanlık o kişilere de ruhsat vermiyor” diyor. Kudret “2016 yılındaki darbe girişiminden sonra ilk önce insan hakları savunucuları ve siyasiler mağdur edildi. Öncesinde siyasetle uğraşmış, hak savunucusu arkadaşlarımın avukatlık yapabiliyordu” diyerek Bişaroğlu’nu yineliyor.

“Muhaliflere ‘Size avukatlık yaptırmayız’ mesajı veriliyor”

Hukuk profesörü Yaman Akdeniz ise bu uygulamanın “yargı üzerindeki hükümet baskısının bir parçası” olduğunu söylüyor:

“Sıklıkla yargının Türkiye’de bağımsız olmadığını, adil yargılama olmadığını, yakın tarihte çok sayıda avukatın tutuklandığını gördük. Yargılamaları devam eden, cezaları kesinleşmemiş olan ya da HAGB alan kişilerin avukatlık yapması karşısında bir engel olmamalı. Muhalif hukukçulara ‘Size avukatlık yaptırmayız’ mesajı veriliyor. Bu anlamda susturucu bir etkisi de var.”

“Masumiyet karinesi yok sayılıyor”

Bir diğer mağdur da Viyan Kınalı. Tutuklu öğrencilerle yürüttüğü çalışmalar sebebiyle “örgüt üyeliği” ve “örgüt propagandası” suçlamasıyla yargılanan Kınalı’nın davasında delil olarak sosyal medya paylaşımları ve evindeki kitaplar gösterilmiş. Kınalı en alt sınırdan 1,5 yıl hapis cezası almış ve ceza ertelenmiş. Ama bu 1,5 yıl senelik ceza sebebiyle Kınalı avukatlık ruhsatını alamıyor:

“Öğrencilik yıllarında muhalif olarak katıldığımız eylemlerler, belirttiğimiz görüşler nedeniyle, tamamen legal, hatta siyasi bile denemeyecek insan hakları temeli zemininde eylemleri için zorlama davalar açılıyor. Bu davalar bir yere bağlanamadığı, beraatle sonuçlandığı için mesleklerimizin önüne engel olarak çıkarıyorlar. Masumiyet karinesi yok sayılıyor.

“Hakkımdaki bir kovuşturmadan ötürü en alt sınırdan ceza aldım. Bu ceza sadece sosyal medya paylaşımım nedeniyle verildi. Bu bir hukuk öğrencisinin sosyal medya paylaşımı nedeniyle 2 yıl sonra avukatlık mesleğinden men edilmesi anlamına geldi. Bu Türkiye’de ifade özgürlüğünün geldiği noktayı gösteriyor. İfade özgürlüğünü kullanmanın birçok yaptırımı vardı, bu da yeni oldu.”

Kınalı’nın davası istinaf sürecinde. Ruhsatla ilgili davası ise İdare Mahkemesi’nde. Hukuk fakültesi mezunu olmanın “sınırlı yolu” olduğunu söyleyen Kınalı, “Bu hukuk fakültesi öğrencilerini tamamen geleceksizleştirme çabası” diyor.