İnsan Hakları

Sibirya’dan Sivas’a madenciliğin ağır bedeli: Talan ve yıkım

TARKAN KILIÇ 

Madencilik, 21. yüzyılın bir gerçeği olmaya devam ediyor. Ancak uzmanlara göre, Türkiye ve benzer ülkelerde yürütülen madencilik faaliyetleri, ekonomiye katkıdan ziyade yalnızca iktidara yakın iş çevrelerinin zenginleşmesini sağlıyor. Dahası, madenler bulundukları bölgelerde hem çevre hem de yerel halklar ve kültürler üzerinde geri dönüşü olmayan ağır bir tahribat yaratıyor.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) ile Divriği Kültür Derneği’nin 20 ve 21 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirdiği çalıştaya katılanlar, Sivas’ın Divriği ilçesi ve çevre ilçelerde maden sahası gezileri ve halk toplantıları düzenlediler. İki gün süren “Madenciliğin Ekolojik Yıkımı ile Mücadele Çalıştayı” çerçevesinde Türkiye’nin birçok yerinden ve Sibirya’nın Kuzbas bölgesinden bu yıkıma karşı mücadele eden aktivistlerin bir araya gelerek deneyimlerini aktardığı bir forum da yapıldı.

Madenin değişmez gerçekleri

Tarihi Selçuklulara uzanan ve 1938 yılından bu yana ticari madencilik faaliyetlerinin yoğun olarak yürütüldüğü Divriği’nin Çakmakdüzü (Palha) köyünde bir devlet ihalesi kapsamında odun kömürü üretiminin bedeli oldukça ağır oldu.

ÇMO ve Divriği Kültür Derneği, bölgeye ziyaretlerinde bölgedeki tüm meşe ağaçlarının kesilmesinin ve sonrasında odun kömürü imalatı işlemlerinin bölgede yoğun hava kirliliği, bitki örtüsü üzerinde tahribat ve köyün su kaynaklarının kanalizasyon atıkları ile karışmasına yol açtığını tespit etti. Köy halkı, kirliliğin bölgedeki canlı yaşamını da tehdit ettiğini aktardı.Heyette bulunan halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Ali Osman Karababa, canlı yaşamı üzerinde oluşan ve oluşabilecek ciddi hastalık risklerini açıklayarak, ekosistemi tehdit eden her türlü faaliyetin bu karmaşık sistemleri geri dönüşü olmayan bir yola soktuğunu söyledi. Karababa ayrıca, bu tür faaliyetlere karşı hep birlikte ve örgütlü bir şekilde karşı çıkarak gelecek nesillere sağlıklı bir toplum ve doğa bırakılmasının bölge halkının görevi olduğunu söyledi.

İliç’te altın madeni tarımı bitirdi 

Erzincan İliç’te bulunan Türkiye’nin en büyük ikinci altın maden sahası da çalıştay kapsamında ziyaret edildi.  Heyet, halihazırda 196 futbol sahası büyüklüğündeki altın madeninin 600 futbol sahası büyüklüğüne çıkartılması için çalışmaların yapıldığını, siyanür başta olmak üzere ağır kimyasallar kullanan ve zehirli atık üreten işletmenin baraj gölü yakınında bulunduğunu tespit etti. Bölge halkından temsilciler ile düzenlenen toplantıda, madenin sebep olduğu ekolojik felaketin boyutları nedeniyle bölgede tarım ve hayvancılığın yok olma ile karşı karşıya olduğu belirtildi.

Yöre halkı ayrıca Kanadalı Alacer Gold ve iktidara yakınlığıyla bilinen Çalık Holding’e bağlı Lidya Madencilik ortaklığında kurulan Anagold Madencilik şirketinin 2010 yılından beri işlettiği altın madeninin bölgede sebep olduğu eko kırımın etkilerini ve şirketin bölge halkının yoksulluğundan yararlanarak halkı susturmaya çalıştığını dile getirdi.

Çoğunlukla yerin altında kalması gereken bir maden

Altın madenine karşı verdiği mücadele ile tanınan yerel aktivist Sedat Cezayirlioğlu, ÇED raporundaki verileri paylaştı. Cezayirlioğlu, Fırat nehrinin en önemli kollarından olan Karasu ırmağında zehirli atıklardan kaynaklı olumsuz etkilerin görülmeye başlandığını söyledi.

Kanser vakalarında artış ve atık barajı etrafında yaşanan kuş ve hayvan ölümlerinden bahseden Cezayirlioğlu, bölgenin tarım yapılamaz hale geldiğini anlattı ve bu durumun yöre halkı için büyük mağduriyetler yarattığını paylaştı.

Kapasite artırılması ile birlikte sülfürik asit kullanımının yıllık 9 bin tondan 122 bin tona, siyanür kullanımının ise yıllık 7 binden 11 bin tona çıkacağını söyleyen Cezayirlioğlu, bunun sonucunda ortaya çıkacak felaketin boyutunu ön göremediklerini belirterek kamuoyuna bu vahşetin durdurulması için duyarlı olması çağrısında bulundu.

Bakırtepe Çevre Platform’undan Sebahat Yaraşır, altın maden sahasına karşı 2013 yılından beri sürdürdükleri hukuk mücadelesini anlatarak, firma bölgeden çekilinceye kadar mücadeleyi bırakmayacaklarını söyledi.

Altın maden sahası yakınındaki Pınargözü köyü sakinlerinden Hüsnü Koçyıldız, evinin 80 metre uzağında sondaj yapan firmaya karşı köyde yaşayan yedi kişi direnerek sondaj faaliyetini durdurdukları fakat sonrasında jandarmalar tarafından gözaltına alındıklarını anlattı.

Gezinin son durağı ise Divriği Akmeşe Köyü (Ziniski) oldu. Yöre halkı temsilcileri, bölgede kireçtaşı ve mermer çıkarılması faaliyetleri yüzünden tarım ve hayvancılığın yapılamaz hale geldiğini, buna rağmen nakliye masraflarından kaçınmak için aynı bölgede maden ocağı yapılacağını anlattı.

Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Ahmet Dursun Kahraman, bölgedeki gezi sırasında madenciliğin getirdiği yıkımın iktidarın sermaye yanlısı çevre politikalarından kaynaklandığını dile getirdi.

Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ali Osman Karababa ise halk sağlığı ile ekosistemin birbirinden bağımsız olgular olmadığınının altını çizerek, tüm canlıların sahip olduğu eşit yaşam hakkına dönük saldırıların nedeninin egemen sınıfların doğayı sermaye olarak görmeleri olduğunu söyledi. Divriği Kültür Derneği Başkanı Orhan Akkaya da ekolojik yıkımlara ve çevresel sorunlara sebep olan faaliyetlere karşı mücadelelerinden vazgeçmeyeceklerini belirtti.

Talanın evrensel sonuçları

Program kapsamında Divriği Belediyesi Meclis Salonunda “Ekolojik Yıkıma Direnenler Divriği’de Buluşuyor” Forumu düzenlendi. Türkiye’nin dört bir yanında ekoloji mücadelesi verenlerin deneyimlerini birbirleriyle paylaştığı forumun kolaylaştırıcılığını İkizköy Çevre Derneğinden Çevre Mühendisi Deniz Gümüşel yaptı.

Divriği Kültür Derneği , Divriği Yaşam ve Doğa Platformu, Yeşil Artvin Derneği , İDA Dayanışma Derneği, İkizdere Çevre Derneği, İkizköy Çevre Komitesi, ve Bakırtepe Çevre Platformu’ndan temsilciler, forumda sularını ve topraklarını korumak için verdikleri mücadeleyi anlattı.

Forumun konuğu olan Rus gazeteci Natalya Zubkova, Rusya’nın Sibirya bölgesinde bulunan ve uzun süredir kömür madenciliği yapılan Kuznestki Ugoniy Baseyn (Kuzbas) yöresindeki Kiselyovsk şehrinin açık kömür madenleri yüzünden uğradığı yıkımı detaylı olarak anlattı. Zubkova, bölgede yaşanılan ekolojik tahribatı gösteren fotoğraf ve video çekimlerini katılımcılara gösterdi.

Rus gazeteci ayrıca, madencilik faaliyetlerinin yarattığı ekolojik tahribatı ve yolsuzlukları haberleştirdiği için yaşadığı kaçırılma, tehdit, şantaj, yargısal taciz deneyimlerini de katılımcılar ile paylaştı.