Basın ÖzgürlüğüCezaevindeki Gazetecilerİnsan Hakları

Şık: Van’daki gazeteciler ‘helikopterden atılan köylüler’ haberi için cezalandırılıyor

Haluk Kalafat

6 Ekim 2020 günü sabahın erken saatlerinde Van’da gazetecilerin evine baskın yapıldı. Mezopotamya Ajansı (MA) çalışanları Cemil Uğur ve Adnan Bilen, Jinnews muhabiri Şehriban Abi, serbest gazeteci Nazan Sala ve Yeni Yaşam gazetesi dağıtımcısı Fehim Çetiner ve eski dağıtımcı Şükran Erdem gözaltına alındı.

Cemil Uğur’un yakın dönemde imza attığı haber, uzun bir süre gündemde kalmıştı. Daha sonra “Helikopterden atılan köylüler” olarak anılan bu olayı, Cemil Uğur 13 Eylül 2020 günü “Gözaltına alındıktan 2 gün sonra hastanede çıktılar” başlığıyla duyurmuştu.

Cemil Uğur olayın takibini bırakmadı 16 Eylül günü “Şiban’ın gözaltında gördüğü işkence rapora yansıdı” ve 17 Eylül günü “Helikopterden atıldı’ denilen kişinin darp raporu: Yüksekten düştü” başlıklı haberlere imza attı. 

17 Eylül’de yayınlanan diğer haberinde ise uzun süre hafızalardan silinmeyecek bir fotoğraf vardı. Van’ın Çıtak kırsalında tarlada çalışırken gözaltına alınan iki köylüden Osman Şiban yoğun bakımdan çıkmış ve hastanede servise alınmıştı. Cemil Uğur, gördüğü işkence nedeniyle hafızası hala tam yerine gelmeyen Osman Şiban’la görüşmüş ve fotoğrafını çekmişti. Şiban’ın kan çanağına dönmüş gözleri, gördüğü kötü muamelenin kanıtı olarak gözler önüne gelmiş oluyordu.

Osman Şiban 20 Eylül günü taburcu edildi. Şiban ile birlikte gözaltına alınan ve durumu daha ağır olan Servet Turgut ise yoğum bakımdaydı. Turgut 30 Eylül 2020 günü tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. 

Ahmet Şık’ın raporu

Bağımsız Milletvekili Ahmet Şık, Servet Turgut ve olaydan yaralı kurtulan Osman Şiban’la ilgili bölgede araştırma yürüttü ve Şiban’ın yaşadığı Mersin’e gidip kendisiyle konuşarak bir rapor hazırladı. Raporu 2 Kasım günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde düzenlediği basın toplantısında açıkladı. 

Raporda Osman Şiban ile Servet Turgut’a gözaltına alındıktan sonra nasıl işkence gördüğü ve o gün neler yaşandığı ayrıntılarıyla anlatılıyor. Siyasete atılmadan önce gazeteci olan Ahmet Şık, raporda bu olayı haberleştirerek dünyaya duyuran gazetecilerin durumuna da yer veriyor. Zaten hazırladığı raporun başlığı da oldukça açıklayıcı:  “Faillerin Yalanı Devletin Lincini Örtmek İçin Nasıl ‘Gerçeğe’ Dönüştü.”

MA Van muhabiri Cemil Uğur’un adım adım takip ettiği olay, Osman Şiban’ın hastaneye getirildiğinde tutulan darp raporunu bulmasıyla yeni bir başlığa sahip olmuştu. 20 Eylül günü Cemil Uğur imzası ile yayınlanan “Hastane raporuyla doğrulandı: Yüksekten atıldılar” başlıklı habere göre darp raporunda Şiban’ın “Helikopterden düşme sonrası yaralanma” şikâyetiyle Van Eğitim Araştırma Hastanesi’ne getirildiği bilgisi yer alıyordu. Ayrıca “Yüksekten düşme sonrası emniyet tarafından sağlık ekiplerine bildirilerek 112 tarafından acile getirilmiş” notu da bulunuyordu. Dolayısıyla haber “Helikopterden atılan köylüler” haline geldi. 

Ahmet Şık: Gazeteci arkadaşlarımız olmasaydı bu haberi duymayacaktık

Ahmet Şık işkencenin ve toplu linç girişiminin üzerini örtmek için uydurulan yaralanma gerekçesini hazırladığı raporda ayrıntısıyla açıklıyor. Haberi takip eden meslektaşlarının örnek bir gazetecilik yaptıklarını belirtiyor.

Sorularımıza yanıt veren Ahmet Şık 6 Ekim günü gözaltına alınan gazetecilerin özellikle bu haberi yaptıkları için “cezalandırıldığının” altını çiziyor:

“Van’da gözaltına alınan gazeteci arkadaşlarımız 6 ay önce açılmış bir soruşturma gerekçe gösterilerek tutuklandılar. Ben bunun bir bahane olduğunu düşünüyorum. Her şey çok net bir biçimde ortada. Devlet, kolluk güçlerinin suçunu örtbas etmeye çalışma telaşını ortaya koyan habercilik pratiğini cezalandırıyor. Haklarında başka bir soruşturma gerekçe gösterilmiş olabilir, bu bahane. Bu tutuklama ‘bir cezalandırma aracı’ olarak kullanılmıştır. O haberleri yapmasalardı içeride olmayacaklarını düşünüyorum. 

“Bu bize şunu da gösteriyor, sonuçta Türkiye’de mevcut kurulu rejimin hatalarını, suçlarını göstermeye çalışan tüm muhalifler hakkında ellerinin altında kullanmaya hazır dosyalar tutuyorlar ve zamanı geldiğinde ortaya çıkarıp ‘cezalandırma aracı’ olarak kullanıyorlar. Arkadaşlarımız sadece gazetecilik faaliyetleri nedeniyle gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. Hiçbir hukuki güvenceleri ve can güvenlikleri olmadan gazetecilik yapan bu arkadaşlarımız olmasaydı, biz bu olayı duymayacaktık. 

“Başka bir gazeteci ailelerin kapısını çalmamış”

“Ne Osman Şiba’nın Mersin’deki, ne de Servet Turgut’un Van’daki evlerinin kapısını tek bir gazeteci çalmış. Ben bunu ziyaretlerim sırasında şaşkınlık içinde dinledim. Helikopterden atmak ya da linç farketmez, devletin eline sağ salim geçip işkence sonucu biri öldürülen, biri ağır yaralı kurtulan iki yurttaş var. Bu dünyanın neresine giderseniz gidin haberdir; ama bir tek kişi gidip kapılarını çalmamış. Kendine gazeteci diyenler de bunu kendilerine sorsun ‘Ben ne yapıyorum’ diye. Gazeteciyim diye geçinip, bu olayın haberini yapan bu arkadaşlarımıza ‘gazeteci değil terörist’ yakıştırması yapanlar, çalıştıkları yerlerin ne kadar gazete olduğunu, kendilerinin ne kadar gazeteci olduklarını kendilerine sorsunlar.”

“Bu ülkede yasalar niye var, hukuk niye var?”

Ahmet Şık devletin örtbas etme çabasının eskiden beri kullanılan “kaçarken yüksekten düştü” klişesine benzerliğini şöyle açıklıyor: 

“İçişleri Bakanının TGRT’deki programda yaptığı açıklama aynı örtbasa yönelik. Çatışmaya ilişkin bir şeyler söyledikten sonra diyor ki ‘bunu görüyorlar dereye bir şey atmış, ama bakıyorlar silahı yok, öldürmüyorlar. Gözaltına almaya çalışırlarken kaçıyor ve kayalıklardan düşüyor. Valinin yalanını devam ettiriyor. O zaman helikopterden atılma iddiaları gündemdeydi; helikopter kapısı uçarken açılmaz diyor. E rapora koyduk, açık olarak kullanılıyor o araçlar. Aynı konuşmada İHA’larla tespit edilen görüntülerin olduğunu söylüyor ‘teröristlerin girip çıktığı evlerin bu kişilerle irtibatı bulundu’ gibi bir takım şeyler söylüyor. E tamam görüntüler nerede. Ama zaten asıl mevzu bu değil. Velev ki doğru söylüyor, bunun cezalandırma aracı bu mu? Bu ülkede yasalar niye var, hukuk niye var? Mahkeme salonlarına oturan hâkimler, savcılar ne işe yarıyor. İsnat edilen bir suç varsa, yakalayıp mahkemeye çıkarır adil biçimde yargılarsın. Bununla mükellefsin; yakaladığın herkesi sorgusuz, sualsiz ve yargılamadan öldürecek misin döverek.”

“Toplu linç girişimi söz konusu” 

“Bir nokta daha var not edilmesi gereken. Osman Şiban’ın ifadesine göre 100-150 askerin linç girişimine uğruyorlar. Sayıdan emin olmak mümkün değil ama çok sayıda askerin katıldığı toplu bir linç girişimi söz konusu. Van’da Jandarma kolordusu var; oranın komutanından başla albayı, yüzbaşısına kadar tüm subay silsilesinin önünde böyle toplu bir saldırı gerçekleştiriyorlar. Demek ki bir müeyyide ile karşılaşmayacaklarını biliyorlar. Bu bir insanlık suçu. Bu da şu soruları akla getirmez mi: Daha önce benzer şeyler yaptılar mı? Kime yaptılar?”

Azad Altay: “Helikopterden atılan köylüler” haberi nedeniyle tutuklandılar

Gazeteciler Cemil Uğur, Adnan Bilen, Şehriban Abi ve Nazan Sala dört günlük gözaltı sürecinin ardından 10 Ekim günü “örgüt üyeliği” iddiası ile sevk edildikleri sulh ceza hâkimliğince tutuklandı. Dağıtımcılar ise yurtdışına çıkış yasağı ve adli kontrol tedbiriyle serbest bırakıldı. 

“Helikopterden atılan köylüler” haberlerinde Cemil Uğur’un imzası vardı. Adnan Bilen ise MA Van Büro Şefiydi. Bilen’in gözaltına alınıp tutuklanması sonrası MA çalışanlarından Azad (Gökhan) Altay, bu görevi geçici olarak devraldı. 

Altay bürolarında çalışmayan Şehriban Abi ve Nazan Sala’nın ve iki gazete dağıtımcısının baskının “Helikopterden atılan köylüler” haberi dolayısıyla yapılmadığı izlenimi vermek için operasyona dahil edildiklerini söylüyor hemen ekliyor: “Böyle bir algı oluşturmak istediler ama o da tutmadı. Çünkü haberi yapan gazeteciler tutuklandı, gizlemek zor.”

Gazeteciler hakkında 6 ay önce yaptıkları haberler nedeniyle soruşturma açıldığı söyleniyor ancak Altay, bunların hangi haberler olduğunu bilmediklerini belirtiyor:

“Dosyaya gizlilik kararı getirdiler. Bırakın dosyanın o tip detayını, el konulan malzemelerin listesi bile verilmiyor. Dolayısıyla hangi haberlerden bahsedildiği çok belli değil. Tüm sorgularında genelgeçer sorular sorulmuş, belli bir haber üzerinde durulmamış.”

Gazetecilerin ilk gözaltına alındıklarında soğuk hücre, kötü yemekler gibi kötü muameleye uğradıklarına dair haberler yapılmıştı. Altay 14 günlük karantina sonrası, arkadaşlarının koğuşlara alındıklarını, şu an bu tür bir muameleyle karşılaşmadıklarını söylüyor. Duydukları en büyük eksikliğin dayanışma olduğunu aktarmışlar son görüşmelerde. İçerideki dört gazeteci meslek örgütlerinin, hak örgütlerinin ve meslektaşlarının desteğini istiyor.

Altay bir de özellikle ulusal basının tavrından rahatsız olduklarını iletiyor:

“Ulusal basın başından beri olaya duyarsız bir noktada durdu. Duyarsızlıktan öte sadece resmî açıklamalar üzerinden giden bir noktadalar. Dolayısıyla gazeteci arkadaşlarımız tutuklandıktan sonraki süreçte meseleyi yansıtma biçimleri meslek ilkeleriyle bağdaşmıyor. Terör örgütüne yönelik operasyon olarak yansıttılar.”

Ancak hukuki destek yönünden şu an bir sorun yok. MA’nın avukatlarının yanı sıra gazetecilerin kendi avukatları ve Van Barosu da dosyayı yakından takip ediyor.

Veysel Ok: Tutuklama kararı gazeteciler için Demokles’in kılıcı

Dosyanın takibini yapan bir diğer dernek de Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA). MLSA Eş Direktörleri Veysel Ok ve Barış Altıntaş, 27 Ekim günü Van’a giderek gazetecilerin durumları hakkında bilgi aldı. 

En son tutukluluğa itirazın reddedildiğini hatırlatıyor Veysel Ok, “26 Ekim günü ret kararı geldi. Anayasa Mahkemesi’ne başvurmaya hazırlıyoruz. Bu tutuklama kararı çok önemli. Son dönemlerde karşılaştığım en feci tutuklama kararı bu. Bu karar dikkate alınırsa birçok gazeteci, devlet aleyhine haber yaptığı ya da devletin terörle mücadelesine zarar verdiği gerekçesiyle tutuklanabilir. Çünkü yapılan haberlerin bir bölümü devletin yaptığı yanlış uygulamalarla ilgili, eleştiren ve bunları ortaya çıkaran haberler. Bu karar gazetecileri tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallanacak.”

Tutuklama kararında “terör örgütü PKK/KCK lehine, devlet aleyhine, toplumsal olayları haber yapmak”, “örgüte müzahir [arka çıkan] haber sitelerinde yine örgüt ve taraftarları/sempatizanları lehine ajitasyon ve propaganda yaparak örgütün talimatı doğrultusunda hareket etmek”, “süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösterir şekilde haberler yapmak”, “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın belirlediği şartları taşıyan kişilere ancak verilebilecek basın kartını taşımadıkları halde kendilerini serbest gazeteci olarak tanımlayarak ajanslara ücreti karşılığı haber toplamak”, “Türkiye Cumhuriyeti’nin terörle mücadele yöntem ve faaliyetlerini eleştiren, küçük düşüren ve karalamayı amaç edinen haberler yapmak” gibi suçlamalar bulunuyor. 

“AİHM’e götüreceğiz” 

Veysel Ok bu karara göre “herkesin her an kolaylıkla ‘terörist’ olarak suçlanabileceğinin altını çiziyor: “Gazetecilik mesleği açısından korkutucu bir karar. Bu davaya biz bu nedenle müdahil olduk. Anayasa Mahkemesi aşamasından sonra dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıyacağız.”

Veysel Ok Van ziyareti sırasında gazetecilerin dördüyle de ayrı ayrı görüşmüş. Psikolojik ve fiziksel olarak iyi durumda olduklarını belirtiyor.

“Van uzak bir yer, gözden ırak olan gönülden ırak olmasın, burada yapılan gazetecilik. Gazetecilerin ve mesleğin desteğe ihtiyacı var. Biz şimdi iddianamenin hazırlanmasını bekliyoruz. Duruşma günü gidip hem onları hem de gazeteciliği savunacağız.”