Basın Özgürlüğü

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü: Türkiye’de kadın gazeteci olmak

SEDA TAŞKIN

Türkiye’de kadın olmak halihazırda zor iken kadın gazeteci olmak çok daha zor. Medyanın erkek egemen ortamında çalışan kadınların iş yaşamında karşılaştığı ayrımcılık ve şiddet had safhada. Kadınlar, medya alanında pek çok ayrımcılığa, mobbinge, şiddete veya tacize maruz kalırken, esnek çalışma koşulları nedeniyle ağır bir yük taşıyor; eşit işe eşit ücret alamıyor, çocuk bakımı sorunu nedeniyle mesleklerini bırakmak zorunda kalıyor. Dahası gazeteci kadınlar hem ofiste hem de sokakta, eril dil ve şiddetle mücadele ediyor. İşverenin, genel yayın yönetmeninin, haber müdürünün erkek olduğu bir alanda haberlerini yapıyor, kimi zaman büroda “güzellik” algısıyla, kimi zaman da sahada polis şiddetiyle karşı karşıya kalıyor. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde gazeteciler Evrim Kepenek, Burcu Yıldırım, Damla Kırmızıtaş, Mevsim Altay ve Burcu Kandemir ile kadın gazeteci olmanın zorluklarını konuştuk.

‘Türkiye’de tacize uğramayan kadın gazeteci olduğuna inanmıyorum’

Bianet İstanbul editörü Evrim Kepenek, kadın gazetecilerin sahada daha hasmane söylemlere maruz kaldığına dikkat çekerek kadın gazetecilerin kendisini ispatlamaları beklendiği için daha fazla çalışmak zorunda bırakıldıklarını söylüyor: “Gazetecilikte ‘önemli’ alanlar olarak görülen polis, adliye haberlerine genellikle erkek gazeteciler yönlendirilir. Bir kadın gazetecinin önce meslekte kendisini ispatlaması beklenir ve sonra bu alanlara yönlendirilir.” 

Kepenek, mesleğe ilk başladığı yıllarda bir yönetici tarafından sistematik mobbinge maruz kaldığını belirterek, “‘Git evlen çocuk yap’ algısı bir noktadan sonra sistematik mobbinge dönüşmüştü. Aynı beklentiyi hem gözaltına alındığım sırada polisten, hem de mahkemede hakimden benzer cümleler ile duydum. Kadına bakınca sadece anne görmek istiyorlar ve sahada zorlu koşullarda çalışan kadın bir gazeteciye ihtimal vermiyorlar. Yalnızca kendim üzerinden söylemiyorum, bence bugün Türkiye’deki kadın gazeteciler tıpkı Türkiye kadın hareketleri gibi devrim yapıyor. Sonuçlarını da önümüzdeki yıllarda daha fazla göreceğiz” diyor. 

Birçok kadın gazeteci iş yerlerinde meslektaşları tarafından tacize, şiddete ve saldırıya uğruyor. Kepenek, mesleğe ilk başladığı yıllarda böylesi sorunlarla mücadele etmek zorunda kaldıklarını anlatıyor. Yaşananlar karşısında ne yapacaklarını bilmediğini belirten Kepenek, “Tecrübe kazandıkça bunun bu şekilde olmadığını anlıyorsunuz ve en ufak bir taciz riskine karşı gerekli önlemleri alabiliyorsunuz. Maalesef Türkiye’de taciz edilmeyen bir kadının ve kadın gazetecinin olduğuna inanmıyorum. Sözle, bakışla, elle aklınıza gelebilecek her türlü tacizin yaşandığını düşünüyorum” ifadelerini kullanıyor.

Kepenek, çözümün ise kadınlar arasında meslek dayanışmasıyla sağlanacağını düşünüyor. Kadın gazetecilerin bu tür durumlara karşı nasıl bir mekanizma talep ettiği sorusuna ise Kepenek, “Üniversitelerde tacize karşı mücadele amaçlı kurulmuş birimler gibi, her iş yerinde de bu tarz mücadele mekanizmaları kurulmalı. Sendikaların da bu konuda daha duyarlı hareket etmesi gerekiyor, bu konuda kurullar oluşturulmalı. Mücadeleye erkek gazetecileri de katmak lazım” yanıtını veriyor.  

‘Adliye koridorlarında yerlerde sürüklendik’ 

İkinci Yüzyıl Gazetesi editörü Burcu Yıldırım, toplumsal cinsiyet rollerinin bireylere yüklediği eşitsizliğin arttığı bu süreçte, kadın gazeteci olmanın çok zor olduğunu söyledi. Erkek meslektaşlarının girdiği birçok alana giremediklerini söyleyen Yıldırım, “Toplumsal olaylara ilişkin haber takibi yaptığımız alanlarda, kadın olduğumuz için çok daha kolay müdahale edilebilir ve uzaklaştırılabilir olarak görülüyoruz.” diyor. 

Bulunduğu alanda kalıplaşmış rollerin değiştirilmesi adına ciddi sıkıntılar yaşadığını söyleyen Yıldırım, uzun yıllardır sahada çalışan bir gazeteci olarak defalarca şiddete uğradığını söylüyor. Yıldırım, “Kadına yönelik şiddet davalarında, hak talep eden kadınlar şiddete uğruyorlar. Elbette bunlardan kadın gazeteciler de azade değil. Toplumda yaşanan sıkıntıların aynısı bu alanlarda da yaşanıyor. Şiddete uğrayan insanların görüntüsünü almaya çalışırken, adliye salonlarında defalarca kez sürüklendik ve kalkanlarla itilip kakıldık” diyerek kadın gazetecilerin sahada sistematik bir şekilde şiddete uğradığının altını çiziyor. 

Yıldırım, iş yerlerinde tacize, şiddete uğrayan kadın gazeteciler için bir mekanizma işletilip işletilmediği sorusuna ise şu cevabı veriyor: “İş yerinde bir taciz yaşamadım ama bu mekanizmanın işletilmesi için kadın gazetecilerin örgütlü olmasının önemi karşımıza çıkıyor. Gazetecilerin büyük oranda sendikasız olduğunu da biliyoruz. Sendikasızlaştırma çabaları burada da devam ediyor. Ben dahil birçok arkadaşımızın 212’den sigortalarımız yatmadı. Sendikalı olmalarının önünde daha ilk başta iş yerinde ket vuruluyor. Bu mekanizmaların işletilmesi için kadın gazetecilerin hem bireysel hem sendikada yaptığı çalışmalar var.” 

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününe ilişkin de mesajını paylaşan Yıldırım, “Sahada çalışırken şiddete uğrayacağız kaygısını yaşamadan, işsiz kalma korkusu yaşamadan mesleğimizi yapmak istiyoruz. Biz, yalnızca gazetecilik yapabilmeyi talep ediyoruz. Çünkü gazeteciler günü Türkiye’de kutlanacak bir gün olmaktan çıktı, bir mücadele gününe dönüştü. 10 Ocak tarihinde biz gazeteciler sıkıntı ve endişelerden bahseder durumdayız. Bütün bu endişelerimizin olmadığı, basın ve ifade özgürlüğünün sağlandığı günlerde sadece işimizi yapmak istiyoruz. İşimizi yaparken tehdit edilmek istemiyoruz” diyor. 

‘Kadın gazeteciler sahada hak ihlallerine maruz kalıyor’ 

Evrensel Ankara Muhabiri Damla Kırmızıtaş, özellikle sahada çalışan kadın gazetecilerin her haber takibi esnasında engellenerek, hak ihlallerine maruz kaldığını belirtiyor. Kırmızıtaş, “Cinsiyet temelinde, özellikle haber takibi sırasında kolluk kuvvetleri, kadın gazetecileri çok daha kolay yönlendirebiliyor, daha rahat engelleyebiliyor ve müdahale edebiliyorlar. Bir yandan da, örneğin Ankara’nın Altındağ ilçesinde mültecilere yapılan bir linç girişimi olmuştu. Kadın gazeteci olduğumuz için gecenin geç saatlerinde haber takibi için bile gidemedik. Bu gibi sorunları bu benzerlikteki olaylarda her zaman yaşıyoruz” diyor. 

 Gazetecilerin haber takibi yapmaktan çok, haklarında açılan davaları takip etmeye çalıştığını belirten Kırmızıtaş, “Zor şartlarda gazetecilik yapmaya çalışıyoruz. Gazeteciler haber yaptıkları için yargılanıyor, gözaltına alınıyor, tutuklanıyorlar. Güvencesizleştiriliyor, işsiz kalma korkusu yaşıyor. RTÜK ve BİK, gazete ve televizyonlar üzerinde iktidarın cezalandırma ve sindirme aracına dönüştü. Kısacası gerçeklerin üstünü örtmeye çalışan bir iktidar var karşımızda. 8 Ocak’ta gazetemiz muhabiri Metin Göktepe’nin polis tarafından katledilişinin 26. yılıydı. Metin Göktepe ve katledilen diğer gazeteciler halkın gerçeklere ulaşabilmesi için çektiler, yazdılar. Onların bıraktığı kameraları, kalemleri devralarak biz de gerçeğin peşini bırakmayacağız. Kutlanabilecek bir gazeteciler günü için, gerçeklerin ortaya çıkarılması için özellikle halkın haber alma hakkı için mücadele etmeye, sesi duyulmayan herkesin sesini duyurmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullanıyor. 

‘Asgari ücretle çalıştırılıyoruz’

Halk TV Ankara Muhabiri Mevsim Altay ise Türkiye’de gazeteci olmanın başlı başına büyük zorluklar içerdiğini söylüyor. Türkiye’de pek çok alanda olduğu gibi basın alanında da biat kültürünün hakim olduğunu söyleyen Altay, “Basın, hükümete yakın olanlar ve muhalif olanlar diye ayrılıyor. Kadın ya da erkek olmak sonradan geliyor. Muhalif basın ne yazık ki her türlü ayrımcılığa, sözel ve hatta fiziksel şiddette uğruyor” diyor. 

Şimdiye kadar çalıştığı kurumlarda sözel yada fiziksel şiddete uğramadığını belirten Altay, “Eşit iş, eşit ücret bizim sektörde ne yazık ki yok. Başka emekçilerin uğradığı haksızlıkları haber yaparken, basın sektöründe ekran yüzleri ya da yazılı basında köşesi olan kişiler hariç, hemen herkes muhalif kanallarda, 7/24 mesai anlayışı içerisinde asgari ücretle çalışıyor. Bu, hepimiz için büyük haksızlık. Ayrıca basın kartı sahibi olmak bir hak iken, ne yazık ki bu da başkalarının insafına kalmış durumda” diyerek gazeteciler için daha adil, demokratik günler dilediğini aktarıyor.

‘Defalarca kez tacize uğradım’

Tele1 Ankara Muhabiri Burcu Kandemir ise gazeteciliğin dünyanın hem en güzel hem de en zor mesleği olduğunu söylüyor. Özellikle kadınların bu meslekte daha çok zorlandığını belirten Kandemir, “Türkiye’de medyada maalesef erkek egemenliği var. İşinizi ne kadar iyi yaparsanız yapın, arkanızda birileri yoksa kadınların bu meslekte yükselmesi ne yazık ki çok zor. Her sektörde olduğu gibi, medya sektöründe de kadınlar maddi-manevi ikincil konumda. Eşitsiz davranış ve tutumlara maruz kaldığımız oluyor. Bir de tabi kadın çalışanlara ilişkin ön yargılar var. Özetle, biz kadın gazeteciler medyada var olma mücadelesi veriyoruz. Aynı iş yerinde çalıştığınız kişilerin size karşı bir rekabet içine girmesi, bir açık araması veya ayağınızı kaydırma çabası gibi durumlara veya yönetici mobbingine ne yazık ki maruz kalabiliyorsunuz. Muhabirler olarak bizi sahada en çok zorlayan kameramanlar oluyor. Çoğu zaman yarattıkları izdihamlar özellikle biz kadın gazetecilerin ezilme tehlikesiyle karşı karşıya kalmamıza neden oluyor. Bazı erkek kameramanlar tarafından fiziki engellemelere ve kaba davranışlara veya tacize maruz kaldığımız oluyor” diyor.

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne ilişkin de mesajını paylaşan Kandemir, “Kamuoyunun aydınlatılması ve bilgilendirilmesi doğrultusunda, her şartta görevleri peşinde koşan, sadece işini yapmaya çalışan kadın gazetecilerin daha rahat, özgürce çalışabildiği bir ortam diliyorum. Tüm meslektaşlarımın 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutluyorum” diyor.