Basın ÖzgürlüğüCezaevindeki Gazeteciler

Van’daki tutuklu gazetecilerin davası başlıyor: “Binlerce gazeteci ‘terörist’ olma riski ile karşı karşıya”

Ruşen Takva

Van’ın Çatak ilçesinde işkenceye uğrayan Servet Turgut ve Osman Şiban adlı iki köylünün haberini yaptıktan sonra tutuklanan dört gazetecinin ilk duruşması, 2 Nisan 2021 günü Van’da görülecek.  

6 Ekim günü gözaltına alınan Mezopotamya Ajansı (MA) muhabirleri Adnan Bilen, Cemil Uğur ile Jinnews muhabiri Şehriban Abi ve gazeteci Nazan Sala 9 Ekim günü tutuklandı.  Haklarındaki iddianame 4 ay sonra tamamlandı. Hazırlanan iddianamede gazetecilerin haber kaynakları ile yaptıkları telefon görüşmeleri ve spor, magazin ve doğa olayları hakkında haber yazmamaları “örgüt üyeliği” suçu için delil olarak öne sürüldü. Aynı dosyada kapsamında tutuksuz yargılanan MA muhabiri Zeynep Durgut ise 17 Aralık tarihinde gözaltına alınıp kısa bir süre sonra serbest bırakıldı. 

Hazırlanan iddianameyi ve 2 Nisan günü görülecek duruşmanın olası sonuçlarını gazeteci Adnan Bilen’in avukatı Murat Timur ve gazeteciler Nazan Sala ile Zeynep Durgut’un avukatlığını üstlenen Ekin Yeter ile konuştuk. İddianame ile ilgili MLSA’ya konuşan Durgut ise “Gerçeğin, karanlığı nasıl korkuttuğunu bir kez daha görmüş olduk. Bizler dün olduğu gibi bugün de karanlığı teşhir etmeye devam ediyoruz ve devam edeceğiz” diyor.

“İddianamenin özü politik”

Hazırlanan iddianameyi  ‘politik bir yaklaşım’ olarak değerlendiren avukat Murat Timur, dosyadaki delil durumuna bakıldığında tutuklu gazetecilerin yüzde yüz beraat etmesi gerektiğini söylüyor ve ekliyor: “Soruşturmanın özü politik nedenlere dayanınca, iddianamenin hazırlanış biçimi ve içeriği de politik oluyor. Savcının yaptığı şey şu: ben ne kadar geç iddianame hazırlarsam bu gazeteciler o kadar süre cezaevinde kalır. Çünkü bu gazetecilerin ilk duruşmada tahliye olma ihtimalleri çok yüksek.”

Avukat Murat Timur

DGM’ler döneminde bile böyle değildi, yargı militanlaştı”

90’lı yılların meşhur mahkemeleri olan Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) içtihatlarına göre savcıların tek sanıklı veya çok sanıklı dosya olması fark etmeksizin iddianame hazırlaması için önünde yasal olarak maksimum 6 ay süre bulunuyordu. 

Bu iktidar döneminde bu sürenin kaldırıldığını söyleyen Timur: “Zaman zaman sanık sayısı fazla olduğu gerekçesiyle bir yıl boyunca iddianame hazırlanmayan dosyalar var. Bizim DGM yargılamalarında yargıçların mevcut kanunları daha özgürlükçü değerlendirme taleplerimiz vardı. Bu döneme geldiğimizde bundan da vazgeçtik. Artık diyoruz ki kendi getirdiğiniz anti demokratik yasalarınıza uyun” 

Beş ayı aşkın süredir tutuklu bulunan gazeteciler hakkında sekiz defa tahliye talebinde bulunan Timur, dört dilekçenin değerlendirmeye dahi alınmadığını belirtti. 

Bu keyfiliğin sebebini ise Timur şöyle açıklıyor: “Militan bir yargı söz konusu. Özellikle 15 Temmuz’dan sonra atanan hâkim ve savcıların yüzde 99’u daha önce AKP’de siyaset yapan insanlar arasından seçildi. Böylece AKP yargıda kadrolaşmasını tamamladı. Bu hâkim ve savcıların önemli kısmı bölgede görev yapıyor” ifadesiyle açıkladı.  

“İşkenceyi ortaya çıkardıkları için tutuklandılar”

Tutuklanan dört gazetecinin hakkında hazırlanan iddianamede, helikopterden atılan iki Kürt köylünün haberine herhangi bir atıf yok. İddianame PKK/KCK sözleşmesinin kısa ve tarihsel tanımını yaptıktan sonra dört gazeteciyi “örgüt üyesi” olmakla suçluyor. 

İddianamenin bu kısmını değerlendirmesini istediğimiz Timur: “Her ne kadar iddianamede açık bir şekilde ifade edilmemiş olsa da bu gazetecilerin tutuklanmalarının tek gerekçesi, helikopterden atıldıktan sonra işkenceye uğrayan köylüler ile ilgili yaptıkları haberlerdir. Misal Adnan’a kolluk tarafından sorulan soruda ‘Helikopterden atıldığı belirtilen kişiler ile ilgili Valiliğin yasak kararı var ama siz MA’da çıkan haberi sosyal medya hesabınızdan paylaşmışsınız’ deniyor. Esasında bu soru, gazetecilerin bu sebeple tutuklandığı verisini veriyor. Kamuoyunda çok tartışma olunca başka suçlamalar isnat ettiler.”

“Gazeteci olmak için İletişim Başkanlığından onay olmak gerekmiyor”

Yazdıkları haberler ve haber kaynakları ile yaptıkları telefon görüşmeleri gerekçesiyle yargılanan gazeteciler, sarı basın kartı sahibi olmadıkları gerekçesiyle tutuklandılar. 

Bu hususun açıklanmasının basit olduğunu söyleyen Timur, “yakın zamanda Anayasa Mahkemesi (AYM) gazeteci Beyza Kural lehine ihlal ve tazminat kararı verdi. AYM gazetecilik tanımı yapmıyor fakat dosyanın başından sonuna kadar gazeteci kimliği ile değerlendirme yapıyor. AYM’nin bu kararı ile gazeteci olmak için Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından onay almak gerekmediği konusu açıklığa kavuştu” diyor. 

“Gözaltı aşamasından bu yana dosyaya yeni delil eklenmedi”

Mezopotamya Ajansı ve Jinnews Van bürolarında görev alan 4 gazetecinin 172 gündür sadece mesleki faaliyetleri gerekçesiyle tutuklu olduğunu söyleyen avukat Ekin Yeter, “Suç ile alakalı somut bir delil, kaçma veya delilleri karartma şüphesi olmamasına rağmen muhabirler cezalandırıldı ve bugüne kadar tutuklu bırakıldı. Gelinen aşamada hazırlanan iddianame ile birlikte açılan kamu davasında dosyanın delil durumuna bakıldığında gözaltı aşamasından bu yana dosyaya farklı somut delil sunulmadığını ve aslında dosyada hiçbir suç unsuru olmadığını bir kez daha gördük” diyen Yeter, “Muhabir müvekkillerin haber kaynakları ile yaptıkları görüşmeler, haber içerikleri ile alakalı aldıkları notlar, bilgisayarlarından çıkan haber içerikleri suç unsuru gibi değerlendirilmekte, birbirleri ile yaptıkları basın faaliyetleri alakalı görüşmeler örgütsel hiyerarşi dahilinde talimat ve rapor verme şeklinde yansıtılmaktadır” diyor.

“İddianamede lehte sunduğumuz delillere yer verilmedi”

Gazetecilerin doğa, magazin ve spor haberleri yapmadığı gerekçesiyle ‘örgüt üyesi’ olmakla suçlandığını belirten Yeter, “Biz soruşturma aşamasında Mezopotamya Ajansı’nın yapmış olduğu haber içeriklerinin istatistiklerini sunduk. Bu istatistikler gösteriyor ki ajans kadın, çocuk, yaşam, ekoloji, ekonomi alanlarında birçok haber yapmakta ve bunların istatistiksel oranları siyasi haberlerin çok daha üzerinde bir sayıya tekabül etmekte. İddianame hazırlanırken hiçbir suretle lehte sunduğumuz bu tür verilere yer verilmemiş” 

“Binlerce gazeteci ‘terörist’ olma riski ile karşı karşıya”

İddianamedeki suçlamalar ile binlerce gazetecinin terörist damgası yeme riski ile karşı karşıya olduğunu söyleyen Yeter, “Van büro muhabirlerinin alacağı herhangi bir mahkûmiyet geniş bir tesir alanına sahiptir. Görülmektedir ki hukuki güvenlik ilkesi, düşünce ve ifade özgürlüğü yerle yeksan edilmektedir. Van muhabirlerine tüm basın kuruluşlarının ve insan hakları alanında faaliyet gösteren STK’ların sahip çıkması gerekmektedir.”

“Gerçeği kamuoyu ile paylaşanlara bedel ödetiliyor”

Dosya kapsamında tutuksuz yargılanan MA Muhabiri Zeynep Durgut, Van’da yaşanılan bu baskıların ve özellikle gazetecilere dönük engellemelerin arttığını söylüyor. 

Durgut, “Van’da çalışan basın çalışanlarına dönük baskılar ve engellemeler arttı. Şüphesiz gerçeği kamuoyu ile paylaşılanlara bir bedel ödetiliyor. Helikopter haberi ardından arkadaşlarımız devlet yetkilileri tarafından hedef alınarak tutuklandı. Bu tutuklanma aslında muhalif olan bütün basın çalışanlarına bir göz dağıydı. Arkadaşlarımızı tutuklayarak gerçeğin sesini bastırmak ve susturmak istediler. Ama bizler tabii ki susmadık ve kaldığımız yerden daha güçlü adımlarla devam ettik. Aslında bu yönelimle birlikte gerçeğin, karanlığı nasıl korkuttuğunu bir kez daha görmüş olduk. Bizler dün olduğu gibi bugün de karanlığı teşhir etmeye devam ediyoruz ve devam edeceğiz.”

Dosya kapsamında tutuksuz yargılanan MA muhabiri Zeynep Durgut

“Kadın sesini duyurmak onlar açısından ‘tehlike’ arz ediyor”

İddianamenin Durgut ile ilgili olan bölümünde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle canlı yayına bağlandığı televizyon programında Türkiye’de yaşanan kutlama ve etkinlikleri provokatif bir dille aktardığı iddia ediliyor. Durgut’un iddianamedeki bu kısmı şöyle yorumluyor:

“8 Mart’ı aktarmak, kadınların mücadelesini kamuoyu ile paylaşmak suç olarak değerlendirildi. Aslında bakacak olursanız kadın çalışmalarını takip etmek suç olarak görüldü. Hâkimin bana; ‘TJA’nın programlarını takip etmişsin, kimden talimat alarak takip ettin?’diye sorması aslında kadın sesini duyurmanın onlar açısından ne kadar çok ‘tehlike’ arz ettiğinin örneğiydi. Ama bizler ne kadınların sesini duyurmaktan ne de gerçekleri kamuoyu ile paylaşmaktan hiç bir zaman vazgeçmeyeceğiz. Haksızlığın, hukuksuzluğun olduğu her yerde gerçeği kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz. Gerçeği paylaşmak eğer bir bedel gerektiriyorsa, özgür basın emekçileri olarak bedelini de her zaman ödemeye hazırız.”