Haberler

‘Vekilliğinin’ birinci yılında Can Atalay ve yargıdaki ‘kuralsızlık girdabı’

‘Vekilliğinin’ birinci yılında Can Atalay ve yargıdaki ‘kuralsızlık girdabı’

 

Can Atalay'ın geçen yıl milletvekili seçilmesiyle başlayan ve Türk hukuk tarihinin en büyük karmaşasına neden olan olaylar dizisinin bir yıllık öyküsü...

SİBEL YÜKLER 

Bugün Can Atalay’ın Hatay milletvekili seçilmesinin birinci yılı… Can Atalay dosyası, bu bir yılda Türkiye tarihinde görülmemiş büyük bir yargı krizine dönüştürüldü. 

Gezi davasından 18 yıl hapis cezasına mahkûm edilen Avukat Can Atalay, bundan bir yıl önce, aday gösterildiği Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) Hatay Milletvekili seçildi. Tahliyesi için önce Yargıtay’a başvuruldu, reddedilince bu kez Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) yolu tutuldu. Ancak, iki kez tahliye yolunu açan AYM kararlarının Yargıtay’ca uygulanmaması nedeniyle Meclis’teki görevine hiçbir zaman başlayamadı. Gezi davasının son duruşmasının ardından girdiği cezaevinde başlayan milletvekilliği, “resmi olarak” yalnızca sekiz ay sürebildi. Ocak 2024 tarihindeki Genel Kurul’da Meclis tarihinde bir ilk yaşandı ve iki AYM kararına rağmen, Yargıtay kararının okunmasıyla Atalay’ın milletvekilliği düşürüldü. Hatay halkının temsili için kapısından hiçbir zaman giremediği Meclis’teki odası da bundan 10 gün önce boşaltılarak, İYİ Partili vekile devredildi.

 Meclis’te okunan kararın, Atalay hakkında kesinleşmemiş mahkeme kararı ve Yargıtay’ın gönderdiği yazı olduğu da iddia edildi. Ancak bazı hukukçular okunanın bir karar olmadığını, usule aykırı hareket edildiğini ve böylece aslında Atalay’ın vekilliğinin düşürülmediğini söyledi. Karar, ardı sıra pek çok tartışmayı beraberindeki getirse de Atalay’a verilmeyen adalet, aslında hem AYM-Yargıtay arasındaki yargı krizinin hem de yargı ve siyaset arasındaki bulanık suyun bir sonucuydu.

 

AYM-Yargıtay krizi, “kuralsızlık girdabı” ve “yargıya müdahale”

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, her ne kadar “sürecin suhulet içinde çözülmesini” istediğini söylese de aylarca bekletilen karar, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP lideri Devlet Bahçeli arasındaki görüşmeden kısa bir süre sonra okutuldu.

AYM’nin, her iki kararında da kendi kararlarının “nihai ve bağlayıcı” olduğunu vurguladığı; Yargıtay’ın da “AYM'nin hak ihlali kararının hukuki değeri yok” dediği yüksek yargıdaki kriz ise 13 yıllık AYM dönemi geçen ay sona eren eski Başkan Zühtü Arslan’a göre bir “kuralsızlık girdabı”ydı.

Arslan, Atalay’a ilişkin AYM kararlarını sürekli hedef haline getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karşısında yaptığı son konuşmada da bu girdabın aslında yalnızca yüksek yargıda olmadığına işaret etti: “Temyizden geçerek kesinleşmiş yargı kararlarından sonra AYM’nin verdiği karar ve yaptığı yorumdan sonra görüş farklılıklarının bulunduğu gerekçesiyle AYM kararlarına uyulmamasının hiçbir anayasal ve yasal zemini yoktur."

Nihayetinde bu kriz, Atalay’a ilişkin kararlarıyla AYM-Yargıtay’ı da aşarak, seçimden sonra görüşme trafiği arttırılan “yeni anayasa” gündemi, 25 Mart’ta başlamasına rağmen ancak bugün sonuçlanan Yargıtay Başkanlığı seçimi ve son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Yargının yasama ve yürütmeye müdahalesi nasıl yanlışsa, yargının siyasi tartışmaların içine çekilmesi de o denli hatalıdır. Siyaset kurumu, nasıl layüsel değilse, yargı da eleştirilemez değildir. Buna kimse engel olamaz, olmamalıdır” dediği Danıştay konuşmasında olduğu gibi büyümeye devam ediyor.

Yapay zekâyla gelen ifade özgürlüğü

Atalay’ın ise son 25 Nisan 2022 tarihinde Gezi davasının karar duruşmasında, “Harama el uzatmadık, kul hakkı yemedik” savunmasıyla duyulan sesi, iki yıl sonra ilk kez bir 6 Şubat günü yeniden duyuldu. Depremin birinci yılında kendisini seçen Hatay halkına yazdığı mektup yapay zekâ aracılığıyla seslendirildi. Bu mektup, aynı zamanda, anayasada güvence altında olan ifade özgürlüğünün ancak yapay zekâyla sağlanabilmesiyle de tarihteki yerini aldı.

“Ben Can Atalay, bu mesajı sizlere sesli olarak ulaştırabilmem için yapay zekâ ile seslendirdiler. Hatay halkının oylarıyla seçilmiş bir milletvekili olarak sesimi duyurabilmem için bu yöntemlere başvurmak zorunda kalmamız, bu iktidarın ülkemize yaşattığı bir ayıp olarak tarihte yerini almıştır. Ancak ne olursa olsun bizi susturamayacaklarını bugün bir kez daha gördüler.”

Bugün, Can Atalay’ın Hatay halkının oylarıyla milletvekili seçilmesinin birinci yılı… Bu bir yıla iki AYM, üç Yargıtay kararı, yerel mahkemenin AYM kararını uygulamaması, üstüne Yargıtay’ın AYM üyeleri hakkında suç duyurusu ve onlarca kez hedef gösterildiği Meclis çatısında nihayet vekilliğinin düşürülmesi gibi çok sayıda karar ve hukuksuzluk sığdırıldı. Büyük bir yargı krizinin örneğine dönüşen Can Atalay dosyasında baştan sona yaşananlar…

Gezi davasında 18 yıl hapis cezasına mahkûm edildi

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Gezi davasının 25 Nisan 2022 tarihindeki duruşmasında, TCK’nın 312. maddesi uyarınca “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamasıyla Osman Kavala'nın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, “casusluk” suçlamasından ise beraatine ve tahliyesine karar verildi. Mahkeme, Can Atalay, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Tayfun Kahraman, Ali Hakan Altınay, Mine Özerden ve Yiğit Ali Ekmekçi’nin ise “darbeye teşebbüse yardım” suçlamasıyla 18’er yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve tutuklanmalarına karar verdi.

 İstinaf, kararı uygun buldu

Dosyayı 28 Aralık 2022’de ele alan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi, sanıkların itirazlarının tümünü reddederek, yerel mahkemenin verdiği kararın uygun olduğuna karar verdi.

 Milletvekili seçildi

Atalay, 14 Mayıs 2023 tarihindeki yerel seçimlerde 28. Dönem Türkiye İşçi Partisi'nden (TİP) Hatay Milletvekili seçildi. 

 

Yargıtay tebliğnamesi

Yargıtay Başsavcılığı’nın 7 Temmuz 2023 tarihinde hazırladığı tebliğnamede, Mücella Yapıcı’nın tahliyesi, diğer tüm sanıkların ise cezalarının onanması talep edilerek, Yargıtay dairesine gönderildi. 

Avukatları tahliye talep etti, Yargıtay reddetti

Marmara Cezaevi'nde (Silivri) bulunan Can Atalay'ın avukatları ise milletvekili seçilmesinin ardından 13 Temmuz’da Atalay için tahliye başvurusu yaptı. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, oybirliğiyle ret kararı verdi. Karara yapılan itiraz ise 17 Temmuz’da oy çokluğuyla reddedildi.

İlk AYM başvurusu yapıldı

Atalay'ın avukatları, bu kez Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin kararı üzerine "adil yargılanma, seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma ve kişi hürriyeti ve güvenliği" haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle 20 Temmuz’da Anayasa Mahkemesi'ne (AYM) başvurdu.

AYM, 27 Eylül’de yaptığı açıklamada, Atalay’ın başvurusunun 5 Ekim’de yapılacak toplantıda değerlendirileceğini duyurdu.

Anayasa madde 14 krizi

Yargıtay 3. Ceza Dairesi ise AYM’nin açıklamasından yalnızca bir gün sonra, 28 Eylül’de, Atalay’ın da aralarında bulunduğu beş sanığın mahkumiyetini onadı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 25 Nisan 2022'de verdiği karara ilişkin temyiz incelemesini tamamlayan Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Osman Kavala'ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis ile Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater'e verilen 18'er yıl hapis cezalarını onadı.

Mücella Yapıcı, Hakan Altınay ve Yiğit Ali Ekmekçi ve hakkında verilen 18'er yıl hapis cezaları ise bozuldu. Daire, mahkûmiyet hükümlerini bozduğu Yapıcı ile Altınay'ın adli kontrol hükümleri uygulanarak tahliyesine karar verdi.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 28 Eylül tarihli kararıyla, AYM kararını beklemeden Atalay hakkındaki cezayı onamış oldu. Karar, aynı zamanda AYM’nin mevcut koşullarda milletvekili dokunulmazlığının sınırlandırılamayacağı yönündeki içtihat kararına rağmen verilmiş oldu.  Daire’nin, Atalay’ın mahkûm olduğu “darbeye teşebbüse yardım” suçun Anayasa’nın 14. maddesine göre “yasama dokunulmazlığı” kapsamı dışında olduğu vurguladığı kararıyla birlikte, AYM ve Yargıtay arasında “14. Madde” üzerinden büyüyen görüş ayrılığı da başlamış oldu.

AYM’den hak ihlali kararı ve Yargıtay vurgusu: Daire, AYM içtihadına aykırı davrandı

AYM Genel Kurulu ise 25 Ekim’de Atalay'ın "seçilme ve siyasi faaliyette bulunma" hakkı ile "kişi hürriyeti ve güvenliği" haklarının ihlal edildiğine karar verdi, Atalay'a da 50 bin lira manevi tazminat ödenmesine hükmedildi. Beşe karşı dokuz oyla alınan karara üyeler İrfan Fidan, Muhterem İnce, Basri Bağcı, Muammer Topal ve Yıldız Seferinoğlu muhalif kaldı.

 AYM’nin, 27 Ekim tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan gerekçeli kararında ise milletvekili seçilen Atalay'ın “yasama dokunulmazlığına sahip olduğu konusunda kuşku bulunmadığı ancak TBMM'de yemin edemediği ve milletvekilliği görevini fiilen yerine getiremediği” belirtildi. Gerekçeli kararda, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinde hak ve özgürlüklerin “yalnızca kanunla sınırlanabileceğinin”, 14. maddede “Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyidelerin kanunla düzenleneceğinin”, seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını düzenleyen 67. maddede ise “Bu hakların kullanılması kanunla düzleneceğinin” belirtildiği vurgulandı.

AYM ve Yargıtay arasında Anayasa’nın 14. maddesi nedeniyle başlayan görüş ayrılığı, gerekçeli kararda da kendini gösterdi. T24’ün haberine göre, Daire’nin, Atalay’ın mahkum olduğu suçun Anayasa’nın 14. maddesine göre “yasama dokunulmazlığı” kapsamı dışında olduğu yönündeki kararına da atıfta bulunan AYM kararında, "Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Anayasa Mahkemesi içtihadına aykırı davranmış, benzer ihlalleri önleme yükümlülüğünü yerine getirmemiş, aksine başvurucunun anayasal haklarını -Anayasa'nın parlamentoya verdiği bir yetkiyi kullanarak- daraltıcı bir şekilde yorumlamak suretiyle ihlal etmiştir" tespiti yapıldı. 

“Yargı organı kural koyucu değildir”

“Kuşkusuz ki yargı organı, kural koyucu bir organ olmadığı için yorum yolu ile yasama dokunulmazlığının ve dolayısıyla seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının kapsamını belirleyemez” denilen kararda, dönemin HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu kararında da “muğlaklığı” üzerinden atıf yapılan Anayasa’nın 14. ve 83. maddelerindeki durumlar için de şöyle denildi:

 “Görüldüğü üzere Anayasa koyucu Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ‘Anayasa'nın 14’üncü maddesindeki durumlar’ ibaresinin belirliliğini sağlama görevini kanun koyucuya vermiş, yorum yoluyla 14. madde kapsamına giren suçları belirlemek için yargı organına açık bir yetki vermemiştir. Kuşkusuz ki yargı organı kural koyucu bir organ olmadığı için yorum yolu ile yasama dokunulmazlığının ve dolayısıyla seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının kapsamını belirleyemez. Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ‘Anayasa'nın 14. maddesindeki durumlar’ ibaresinin kapsamına hangi suçların girdiği konusunda kanun koyucunun düzenlemesi dışında yargı organlarınca yapılan yorumlarla belirlilik ve öngörülebilirliği sağlamanın mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.”

 Kelepçeli 28 çuval, Yargıtay’a yollandı

 AYM, ihlale ilişkin kısa kararını, kararla aynı gün 25 Ekim’de İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesine gönderdi. Ancak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tahliye kararı vermeyerek, gerekçeli kararın yayınladığı gün olan 27 Ekim’de Yargıtay 3. Ceza Dairesine yazı gönderdi. Yargıtay 3. Ceza Dairesi ise 1 Kasım’da mahkemeye bir yazı göndererek kendilerine gönderilen yazının bir "müzekkere" olduğunu söyledi. Bunun üzerine mahkeme dosyanın Yargıtay'a gönderilmesi kararı aldı. 2 Kasım'da mahkeme dosyasıyla ilgili kelepçeli 28 çuval Yargıtay’a yolladı.

 Yargıtay’dan AYM üyelerine suç duyurusu: "Yetkiyi aştı”

 Yargıtay 3. Ceza Dairesi ise 8 Kasım tarihli kararında, anayasaya göre kararlarına uyulması zorunlu olan ve anayasayı yorumlamakla yetkilendirilen AYM’yi tanımadı. Atalay için “hak ihlali” kararı vererek tahliyesinin gerektiğine hükmeden AYM kararını tanımayan Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Atalay’ın tahliyesini reddetti.

Yargıtay kararında, AYM üyelerinin “denetlenememenin verdiği rahatlıkla” hareket ettikleri, anayasada yeri olmamasına rağmen “yasa koyucu ve süper temyiz mahkemesi” gibi davrandıkları ifade edildi.  AYM’nin Atalay için “infazı kabil ve kesinleşmiş Yargıtay kararı dikkate alınmaksızın inceleme yaptığı” vurgulanan kararda, Atalay’ın “hükümlü” statüsünde olduğu belirtildi ve bu nedenle anayasaya göre vekilliğinin düşürülmesi gerektiği belirtildi.

Tarihe geçecek bir hükme imza atan Yargıtay 3. Ceza Dairesi, hak ihlali kararı veren AYM üyelerinin yetkilerini aştığını belirtti ve kararda imzası bulunan üyeler hakkında da suç duyurusunda bulundu.  Daire, Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi için kararın bir örneğini Meclis Başkanlığı’na gönderdi.

Yargıtay Başkanlığı’ndan AYM'ye ağır suçlama

Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunmasının ardından bu kez Yargıtay Başkanlığı tarafından 10 Kasım'da bir açıklama yapıldı. O dönem Mehmet Akarca’nın başkanlığındaki Yargıtay’dan yapılan ve AYM’nin ağır suçlamalarla itham edildi açıklamada, "Anayasa Mahkemesinin, bireysel başvuru incelemelerinde zaman zaman anayasal ve yasal sınırları aşarak Yargıtay ve Danıştay uzman dairelerince geliştirilen yerleşik içtihatları ters yüz edecek, hukuk sistemini kaosa sürükleyecek şekilde kararlar alması, kesin hüküm etkisini tamamen devre dışı bırakılmasına neden olmaktadır" denildi. Ayrıca açıklamada, Anayasayı korumak amacıyla kurulan AYM’nin Atalay davasında, anayasa koyucunun iradesini yok sayarak Anayasa’nın 83’üncü maddesindeki atıf nedeniyle somut olaya uygulanması gereken 14’üncü maddesini işlevsiz bırakıldığı öne sürüldü.

Yargıtay kararı sonrası avukatlardan ikinci başvuru

Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin kararından sonra Atalay’ın avukatları, AYM’ye 1 Aralık'ta ikinci kez başvuru yaptı. Meclis Başkanlığı ise bu süre zarfında Yargıtay’ın yazısını işleme almadı.

AYM’den ikinci hak ihlali kararı

AYM ise 21 Aralık’ta, Anayasa'nın 148. maddesinde güvence altına alınan "bireysel başvuru hakkı”nın ihlal edildiğine oy birliğiyle karar verdi. Yüksek Mahkeme, Anayasa'nın 67. maddesinde güvence altına alınan “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı” ile 19. maddesinde güvence altına alınan, “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı”nın ihlal edildiğine ise oy çokluğuyla karar verdi. Bu karara İrfan Fidan, Muhterem İnce ve Muammer Topal karşı oy kullandı.

Hak ihlallerinin ortadan kaldırılması, yeniden yargılanmasına başlanması, infazın durdurulması, tahliyesinin sağlanması ve yeniden yapılacak yargılamada durma kararı verilmesi için kararın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesine oybirliğiyle karar veren Yüksek Mahkeme, Can Atalay'a da 100 bin lira tazminat ödenmesine de hükmetti.

Atalay'ın avukatları da AYM'nin kısa kararının mahkemeye gönderildiğinin bildirilmesi üzerine 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne başvurdu. AYM kararına göre mahkemenin infazı durdurularak tahliye kararı verilmesi talep edildi. 

Gerekçeli karar: “Yargıtay, Türk hukukunda bulunmayan bir karar verdi”

AYM, 21 Aralık'ta verdiği ikinci hak ihlali kararının gerekçesini ise 27 Aralık'ta açıkladı. Resmî Gazete’de yayımlanan kararının gerekçesinde, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin Anayasa Mahkemesi’nin kararına uyulmayarak “Türk hukukunda bulunmayan bir karar verdiğini” ifade edildi. T24’te yer alan habere göre, AYM’nin bireysel başvurularda verdiği hak ihlali kararlarının herhangi bir merci tarafından inceleme ya da denetlemeye tabi tutulamayacağına vurgu yapan AYM, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin kararını “ayrıksı” olarak ifade etti.

Mahkemelerin AYM kararını uygulamaktan hiçbir şekilde kaçınamayacağını vurgulayan AYM, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığının yargısal makamlar tarafından tartışılamayacağının altını çizdi. Anayasa’nın, daha önce dosyayı Yargıtay’a gönderen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne böyle bir yetki vermediğinin de altını çizen AYM kararında, "Mahkeme, usul hukukunda kendisine verilmemiş bir yetkiyi kullanarak ihlal kararının gereğini yerine getirmekten kaçınmış ve dosyayı Yargıtay 3. Ceza Dairesine göndermiştir. Daire de ‘Anayasa Mahkemesi kararına uyulmamasına’ şeklinde Türk hukukunda bulunmayan bir karar vermiştir” denildi. “AYM kararını yerine getirmek yerel mahkemenin görevidir” denilen kısa karar, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.

Yerel mahkeme AYM'yi yine dinlemedi, dosya ikinci kez Yargıtay'a gönderildi

Ancak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, AYM’nin kararını bir kez daha uygulamadı. Yüksek Mahkeme’nin “AYM kararını yerine getirmek yerel mahkemenin görevidir” demesine rağmen 11 saat boyunca müzakere yürüten mahkeme, "yetkili makamı belirlemekle AYM yükümlüdür" denilmesine rağmen Atalay dosyasını bir kez daha Yargıtay 3. Ceza Dairesi'ne gönderdi.

 

Daire karara yine uymadı, TBMM’ye yeniden yazı gönderdi

Yerel mahkemenin dosyayı gönderdiği Yargıtay 3. Ceza Dairesi ise 3 Ocak 2024 tarihinde açıkladığı kararda, “AYM'nin hak ihlali kararının hukuki değeri yok” diyerek, karara bir kez daha uymadı.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, “Anayasa'nın 153/6. maddesi kapsamında uygulanabilecek bir kararın var olmadığını” belirtirken, AYM'nin kararının "jüristokratik" bir davranış olduğunu ifade etti. Daire, bu ikinci kararında AYM'nin “uyulması zorunlu” dediği kararını “hukuki değerden yoksun” buldu ve “ortada uyulacak bir karar bulunmadığını” belirtti. Tahliye talebini bir kez daha reddeden Daire, Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi için TBMM’ye yeniden yazı gönderdi. 

Avukatlardan üçüncü başvuru

Atalay'ın avukatları da Yargıtay kararının hemen ardından 4 Ocak’ta üçüncü kez AYM’ye başvurdu. Başvuru, AYM'nin ihlal kararını uygulamayarak Atalay’ı tahliye etmeyen 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin dosyayı Yargıtay 3. Ceza Dairesi'ne göndermesine ilişkin yapıldı. Başvuruda, “Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir. Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar” denilen Anayasa'nın 153. maddesinin ihlal edildiği belirtildi.

Milletvekilliği AYM kararlarına rağmen düşürüldü, Bozdağ’a anayasa fırlatıldı

Ancak Meclis, bu kez AYM üçüncü başvuruyu işleme almadan harekete geçti. Yargıtay’ın 8 Kasım 2023 tarihli kararına ilişkin yazıyı aylarca işleme almayan Meclis Başkanlığı, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un resmi ziyaretler için Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olduğu gün, kararı Genel Kurul’a taşıdı. İki kez hak ihlali verilen AYM kararına rağmen Meclis’te bir ilke imza atıldı ve Atalay’ın milletvekilliği 30 Ocak 2024 tarihinde düşürüldü.  Genel Kurul’daki milletvekilleri, Kurtulmuş’un yokluğunda kararı okuyan TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ’a "Anayasa’yı çiğniyorsunuz” diye tepki gösterdi ve Bozdağ’ın yüzüne anayasa kitapçığı fırlattı.

 

Image

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) haber alma hakkı, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü alanlarında faaliyet yürüten bir sivil toplum kuruluşudur. Derneğimiz başta gazeteciler olmak üzere mesleki faaliyetleri sebebiyle yargılanan kişilere hukuki destek vermektedir.