Basın ÖzgürlüğüYazarlar

Diyarbakır’da tutuklanan 16 gazeteci nasıl ve neden tutuklandı?

Diyarbakır’da 8 Haziran günü Kürt gazetecilere yönelik son yılların en büyük kitlesel gözaltı operasyonu yapıldı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2022 yılında başlattığı iki ayrı soruşturma kapsamında Jinnews, Mezopotamya Ajansı ve Xwebûn gazetesinde çalışan gazeteciler ile Kürt gazetecilerin kurduğu Dicle Fırat Gazeteciler Derneği Eş Başkanının da aralarında bulunduğu 20 gazeteci biri basın çalışanı ve biri de sokak röportajlarında gazetecilere görüş veren 1 vatandaş olmak üzere toplam 22 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan gazetecilerin bir kısmı yasal olarak kurulan ve vergi mükellefi olan prodüksiyon şirketlerinin sahibi, çalışanları iken bir kısmı da yarı zamanlı ya da telif ücreti karşılığında çalışıyordu. Her ne kadar basına yansıyan haberlerde tek bir soruşturma olduğuna dair bir algı olsa da kadın haber ajansı olan Jin News’in Müdürü Safiye Alagaş’ın soruşturması ayrı, diğer 21 gazetecinin soruşturma ise ayrı esasa kayıtlıydı. 

Operasyonlar kapsamında gazetecilerin evlerine, Pel Yapım, Piya Yapım ve Ari Yapım isimli yapım şirketlerine baskın yapıldı. Polis, prodüksiyon şirketlerinde 3 gün boyunca yaptığı aramalarda kameralara, bilgisayarlara, haber ekipmanlarına, arşivlere ve geri kalan tüm belgelere el koydu. Aramalar tamamlanmasına rağmen prodüksiyon şirketlerinin bulunduğu bina ise halen polis ablukası altında bulunuyor.

Polislerin baskın gerçekleştirdiği bir diğer adres ise Jin News’in ofisi oldu. Saatlerce süren arama ve polis tarafından el konulan ekipman ile belgeler konusunda Jin News yetkililerine, avukatlarına haber verilmediği gibi herhangi bir tutanak da verilmedi. Polisin güç kullanarak söküp çıkardığı harddisklerin ve flash belleklerin ise alınması gereken “imajlarının” alınıp alınmadığı bilinmiyor.

Savunma hakkı kısıtlandı

Gazetecilere yönelik kitlesel gözaltı ve ev baskınları devam ederken soruşturmayı yürüten savcı ve Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, dosyada kısıtlama kararı olduğu gerekçesiyle avukatlara bilgi vermeyi reddetti. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 153. maddesi avukatlara kısıtlama kararı olan dosyalarda dahi bir takım evraklara erişme hakkı verse de avukatların bu tür evraklara dahi erişmesine izin verilmedi. 

Savcılık ve emniyet müdürlüğü gazetecilerin avukatlarına kısıtlama gerekçesiyle bilgi vermezken soruşturma ile ilgili bilgi notu ise bazı medya organlarına servis edildi. Kamu yayıncılığı yapan TRT ve hükümete yakın medya, servis edilen bilgileri  “Terör örgütü lehine haber yapan ajanslara operasyon” şeklinde duyurdu. Böylece gözaltındaki gazeteciler ve avukatları kendilerinden bugüne kadar saklanan soruşturma ile ilgili bilgileri ve suçlamaları soruşturma makamlarından değil, hükümete yakın medyadan öğrendi.   İktidara yakın medyaya servis edilen bilgi notunda herhangi bir detay verilmeden ve ayrım yapılmadan gazetecilerin Türkiye’deki yasal mevzuatlara uygun olarak kurulan ve faaliyet gösteren Pel Yapım, Piya Yapım ve Ari Yapım prodüksiyon şirketlerinde çalıştıkları ve gazetecilerin bu şirketlerde Belçika’da yayın yapan Sterk TV ve İngiltere’de yayın yapan Medya Haber TV isimli televizyon kanalları için haber programı hazırladığı ve programları bu kanallarda yayınlattığı öne sürüldü. Kürt gazetecilerin yargılandığı davaların iddianamelerinin çoğunda görülebileceği gibi Kürtçe yayın yapan Sterk TV ile haber kanalı Medya Haber TV, Türkiye’de adli makamlar tarafından PKK’ye yakın televizyon kanalları olarak görülüyor. 

Bilgi notunda “Diyarbakır polisinin, Sterk TV ve Medya Haber TV kanallarında 9 başlıkta yayınlanan 102 haber ve kültür programına ait 82 saatlik görüntü içeriğinde, örgüt propagandası yapıldığı,  Kuzey Irak ve Suriye’ye Türkiye’nin yaptığı askeri operasyonların Kürt halkına yönelik yapıldığı izlenimi ile ajitasyon” yapıldığı iddia ediliyordu. Gazeteciler, ayrıca Diyarbakır’daki askeri üsten kalkan savaş uçaklarının bilgisini PKK üyeleri ile paylaşmakla itham ediliyordu. Ana akım medyaya servis edilen haberlerin temel argümanı olan “savaş uçaklarının hareketleri örgüt üyelerine bildiriliyor” argümanı ile ilgili önemli bir detaya ise bu bilgi notunda ve haberlerde yer verilmedi. Medya organları, soruşturma kapsamında basılan yapım şirketlerinde hazırlanan içeriklerin canlı yayın değil, bant kaydı olarak hazırlandığı detayını görmezden geldi.

Medya organlarına servis edilen tüm bu bilgilere ve gazetecilerin avukatlarının 8 günlük gözaltı sürecinde yaptıkları bütün itiraz ve girişimlere rağmen soruşturma dosyasının içeriğine ulaşamadı. Avukatlar, soruşturma dosyasına erişememeleri nedeniyle gözaltında olan müvekkillerinin lehine ve aleyhine olan delilleri göremedi ve böylece savunma hakkı da kısıtlandı.

İddianame gibi gözaltı uzatma süresi talebi

12 Haziran’da Sulh Ceza Hakimliği, polisin el koyduğu dijital materyallerin incelemesinin uzun sürmesini gerekçe gösterip savcılığın talebini kabul ederek gazetecilerin gözaltı süresini 4 gün daha uzattı. Avukatlar, gazetecilerin gözaltı süresinin 4 gün uzatılması için sevk edildikleri Sulh Ceza Hakimliğinin kararı ile suçlamalar konusunda az da olsa bir fikir edinebildiler. Diyarbakır 1. Sulh Ceza Hakimliğinin, JinNews Müdürü Safiye Alagaş’ın gözaltı süresinin uzatılması kararının gerekçesinde Türkiye’de yasal bir kurum olan Jin News’te yayınlanan haberlerin ve haber dilinin suçlama konusu yapıldığı görüldü. Hakimlik kararında, gazeteci Alagaş’ın çalıştığı kadın haber ajansı Jin News’in yayınladığı haberlerdeki dilin yurt dışında yayın yapan ANF ve Nuçecivan haber sitelerindeki haberlerin diline paralel olduğu iddia edilerek şu değerlendirmelerde bulunuldu: 

“Basın-yayın organları aracılığıyla yapılan enformasyon sürecinde, rotanın özdeş, güzergahın aynı ve kaynağın tek olduğu değerlendirilmektedir. Bu ortak anlatılar kitle arasında seri, kontrolsüz ve artan etkiyle dağılmaktadır. Jinnews ajans genel olarak incelendiğinde belirli bir eksende taraflı yayın yaptığı çarpıcı bir biçimde görülmektedir. Kuşkusuz tarafsız yayıncılık bir ilke olarak benimsenmemiş olabilir ancak bir noktaya kadar temerküz eden üstelik PKK terör örgütünün ideolojik işaretlerine paralel bir yayıncılık anlayışının hakim olduğu değerlendirilmektedir. Bu bağlamda bölücü başına odaklı ve terör örgütü amaçları lehine bir habercilik söz konusu olup, destekleyici ve teşvik edici bir nitelik kazanmaktadır. Bu yayınların PKK’yı özendirdiği can alıcı bir biçimde ortadadır. Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak amacıyla PKK/KCK silahlı terör örgütünün ideolojisi ve hedefleri doğrultusunda gerçekleştirilen süreklilik ve çeşitlilik arz eden örgütsel nitelikteki basın açıklamaları, örgüt cenazeleri, örgüt taziyeleri, -sözde- tecrit eylemleri, oturma eylemleri ve benzeri örgütsel eylemleri düzenleyerek katılarak… Şüphelinin, bu eylemlerindeki süreklilik, yoğunluk ve çeşitlilik de gözetilerek isnat edilen silah terör örgütüne üye olma suçunu işlediği, PKK/KCK terör örgütü ile organik ilişki içerisinde olduğu ve örgüt adına eylem yaptığı değerlendirilen şahıs ve gazete ilgili olarak…” 

Sulh Ceza Hakimliğinin gözaltındaki bir gazeteci için böyle bir değerlendirme yaparak uzattığı gözaltı süresi, gazeteciler ve avukatları nazarında bu sürecin soruşturma için yeni deliller yaratmak adına kullanıldığı endişesini yarattı. Gazeteciler,  8 günlük gözaltı süresince Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nün tek kişilik hücrelerinde tutuldu. Gazeteciler, haklarında yürütülen soruşturmanın hukuka uygun olmadığı, polisin ve adli makamların tutumları nedeniyle Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünde susma haklarını kullanarak polise ifade vermedi. Bu sürede kişisel ihtiyaçlarının karşılanması engellenen gazeteciler, 8 günlük gözaltının ardından Diyarbakır Adliyesi’ne getirildi. 

‘Suç unsurları’: Haberler, röportajlar, sosyal medya paylaşımları…

Savcı, bütün gazetecilere  yayınladıkları haberler ve çektikleri programlar hakkında sorular sordu. Savcı, gazetecilere bu programları neden yaptığı (ve hatta bir gazeteciye bir programı neden yapmayı bıraktığı), kullandıkları haber dili, haberlerdeki ifadeler ile bu haber ve programları PKK ve KCK’den talimat alarak mı yapıp yapmadığını sordu. Gazetecilere ayrıca gözaltına alınan diğer gazetecileri tanıyıp tanımadığı ve prodüksiyon şirketlerinde neden çalıştıkları soruldu. 

Savcı, Piya Yapım, Ari Yapım, Pel Yapım, Jin News, Medya Haber TV ve Sterk TV isimli haber kanalları ve yapım şirketlerini bilip bilmediklerini,  para alışverişinin olup olmadığını, bu kurumlara nasıl haber gönderildiğini de sordu. Gazetecilerin haber programları ile ilgili kendi aralarında ve yurt dışındaki meslektaşları ile yaptığı telefon görüşmeleri de suçlama konusu yapılarak gazetecilere soruldu.  Gazetecilerin çoğunlukla şahsi hesaplarında yaptıkları haber içerikli paylaşımlar da suçlama konusu yapıldı. 

Gazeteciler sundukları, yayınlandıkları ve çekimini yaptıkları haber programları ve halk röportajlarının örgüt propagandası içermediğini, haber verme amacıyla yapıldığını söyledi. Gazeteciler, Sterk TV ve Medya Haber TV’ye program yapmadıklarını ve bu şirketlerde yapılan programların bahsi geçen kanallarda değil, yapım şirketlerinin YouTube hesaplarında yayınladığını söyledi. 

İHD üyeliği suç unsuru olarak gösterildi, yönlendirici sorular soruldu

Savcı ilk olarak görüştüğü gazeteci Aziz Oruç’un ifadesini yasaya ve usule aykırı bir soru ile başlattı. Anayasa’da bir insanın düşüncelerini açıklanmaya zorlanamayacağına dair hüküm (Madde 25) olmasına rağmen savcı, gazeteci Oruç’a “PKK bir terör örgütü müdür?” sorusunu sordu. Savcılık sorgusunun bağlamsız ve hukuka aykırı sorularla başlaması avukatların dosyada yeterli delil olmadığı ve suçlamalara delil yaratılmaya çalışıldığı endişesini güçlendirdi. Bu soruya tepki gösteren Oruç ve avukatları, müvekkilinin düşüncelerini açıklamaya zorlanamayacağını, dosyadaki somut deliller üzerinden soru sorulması gerektiğini söyleyerek soruya şerh düştü. Ancak savcı, avukatların düştüğü şerhi tutanağa geçirmedi. Tepkiler üzerine savcı, diğer gazetecilere bu soruyu sormadı. 

Savcının, gazeteci Aziz Oruç’a yönelttiği tüm sorular, Oruç’un gazetecilik faaliyeti, sosyal medya paylaşımları, haber kaynakları ve meslektaşlarıyla yaptığı telefon görüşmeleri, ülke gündemine ilişkin Diyarbakır’da halk ile yaptığı sokak röportajları ve bu röportajlarda sorduğu sorulardı. Savcı, gazeteci Aziz Oruç’un bir röportajdaki “Savaşa ayrılan bütçe” sorusunu suç delili olarak gösterip bunu neden sorduğunu, “savaş” kelimesi ile ne kastettiğini açıklamasını istedi. Savcı, gazeteci Oruç’a gösterdiği bir fotoğrafı avukatların da incelemek istemesi üzerine dosyada kısıtlama olduğu gerekçesiyle avukatlara göstermedi. Aynı fotoğrafı, bir sosyal medya kullanıcısı, soruşturmadan bir gün sonra kişisel Twitter hesabından yayınladı. Fotoğraf, gazeteci Oruç’un daha önce yargılandığı ve beraat ettiği başka bir dosyadan alınmıştı.

Savcı, İnsan Hakları Derneği üyeliğini suç unsuru olarak gösterdiği gazeteci Serdar Altan’a haberlerinde kullandığı “tecrit”, “komplo” gibi ifadeleri neden ve ne anlamda kullandığını sorarak bu ifadeleri de suç unsuru olarak gösterdi.  Savcı, Altan’a hapishane kelimesi ile aynı anlama gelen “zindan” kelimesini niye kullandığını da sordu.

Avukatlar ise savunmalarında dosyada kısıtlama kararı olduğu için soruşturmanın içeriğine ilişkin bilgi sahibi olamadıklarını söyleyerek, bunun savunma hakkını kısıtladığını belirtti. Avukatlar, müvekkillerinin gazeteci olduğunu, yaptıklarının gazetecilik faaliyeti olduğunu belirterek müvekkillerinin serbest bırakılmasını istedi.  

16  Haziran sabah saat 04:00’e kadar süren sorgu sonunda savcı, adli kontrol tedbiri ile serbest bırakılan Jin News editörü Gülşen Koçuk hariç 21 kişiyi “örgüt üyesi olmak” şüphesiyle tutuklanmalarını talep ederek Sulh Ceza Hakimliğine sevk etti. Savcının tutuklamaya sevk ettiği kişiler arasında prodüksiyon şirketlerinde yemek yapan bir kişi ve gazetecilere röportaj veren bir kişi de bulunuyordu. 

Savcının gazetecilere yönelttiği suçlama ise birçok Kürt gazeteciye ve son olarak Van’da helikopterden atılan köylüleri haberleştiren gazetecilere yöneltilen suçlamadaki benzer ifadeleri içeriyordu: “KCK Anayasası’nın 14. Maddesinin C fıkrası kapsamında, örgütün ‘Basın Biriminin’ mensubu olmak…” Bu ifadelerle “örgüt üyeliği” ile suçlanan 5 gazeteci beraat etmişti. Anayasa Mahkemesi de gazetecilerin tutukluğu ile ilgili ihlal kararı vermiş ve tutukluluğun hukuksuz olduğuna hükmetmişti.

İtirafçıların ve ‘tanıdık’ gizli tanıkların eski ifadeleri de soruşturma dosyasında

Savcı, 21 kişiyi tutuklamaya sevk ettiği yazısında, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının “PKK ve KCK’nin Basın yapılanması olarak faaliyet gösteren kişilere” yönelik yaptığı soruşturmasında “PKK’nin güdümünde yayın yapan Sterk Tv ve Medya Haber Tv” kanallarında yayınlanan haber programlarının takip edildiğini ifade etti. Yayınların yapılan incelemesinde gözaltına alınan gazetecilerin Diyarbakır’da günlük ve haftalık olarak yaptıkları haber programlarının bu kanallarda yayınlandığını, bu yayınların içeriğinde PKK ve KCK’nin propagandasının yapıldığını ve suç içeriklerinin tespit edildiği iddia edildi.

Sevk yazısının devamında, 2015-2018 yılları arasında teslim olup PKK itirafçısı olan kişilerin ifadelerine de yer verildi. İtirafçılar beyanlarında askeri operasyonlar ve uçak saldırıları ile ilgili bilgileri Medya Haber TV ve Denge Kürdistan isimli radyo kanalından haber aldıklarını söylemişti. Dosyaya ayrıca bugüne kadar Kürt basın, siyaset, kültür ve kadın çalışmalarında yer alan binlerce kişi hakkında ifadesi bulunan Ezel ve Firar isimli gizli tanıkların genel ifadeleri de eklendi. 

İtirafçılar, ifadelerinde gözaltına alınan gazeteciler hakkında herhangi bir teşhis ve suçlamada bulunmadı. İtirafçıların 2015-2018 yılları arasında ifade verdiği dönemde birçok gazeteci bu yapım şirketlerinde çalışmıyordu. Hatta gazeteci Aziz Oruç ve Ömer Çelik o dönemde cezaevindeydi. Gazeteci Lezgin Akdeniz ise başka bir haber ajansında çalışıyordu. Bu gerçeklere ve itirafçıların ifadelerinde 2018 yılı öncesindeki haberlerden bahsetmesine rağmen itirafçıların beyanları 2021-2022 yılında yapılan haber programları üzerinden yöneltilen suçlamaları meşrulaştırmak için kullanıldı.  

Bazı medya organlarına servis edilen bilgi notunun aksine gazetecilerin Diyarbakır’dan kalkan savaş uçakları ile ilgili PKK üyelerine haber verdiğine ilişkin dosyada herhangi bir somut ifade ya da delil yer almadı. Ancak savcı, gazetecilerin yaptığı haber programlarının Medya Haber ve Sterk TV’de yer alması yüzünden gazetecilerin Diyarbakır’dan kalkan savaş uçaklarının hareketlerine dair Medya Haber aracılığıyla PKK üyelerine bilgi verdiğine dair soyut ve dayanaksız bir çıkarımda bulundu. Ana akım medyaya servis edilen haberlerde göz ardı edilen ve gazetecilerin yaptığı haberlerin bu kanallar tarafından alınarak kayıt olarak yayınlanması detayını savcı da bu çıkarımında göz ardı etti. Buna ek olarak soruşturma dosyasında gazetecilerin lehine olan herhangi bir delil de yer almadı.

16 gazeteci için 15 dakikada 3 sayfalık tutuklama kararı

Diyarbakır 1. Sulh Ceza Hakimliği, 19’u gazeteci olan 21 kişinin sorgulaması için tümünün savcılık tarafından sevk edilmelerini bekledi. Bu sebeple savcılık sorgusu saatler önce biten birçok kişi saatlerce beklemek zorunda kaldı. Diyarbakır 1. Sulh Ceza Hakimliği, savcılığın 21 kişiyi sevk etmesinden tam 15 dakika sonra kararını gerekçeli olarak açıkladı ve 16 gazetecinin tutuklanmasına karar verdi. Gazetecilerin avukatları her bir gazeteci için yaklaşık üç sayfayı bulan gerekçeli tutuklama kararının 15 dakika içinde açıklanmasının tutuklama kararının hakimlik sorgusundan önce verildiğine işaret ettiğini belirtti.

Gazetecilerin tutuklanma kararının gerekçesinde,  itirafçı olan kişilerin Sterk TV, Medya Haber TV, Jin TV ve Rohani TV hakkında verdiği ifadeler ve değerlendirmelere yer verildi. K. K. isimli tanık, Pel Ajansı’nın Sterk TV, Jin TV ve Medya Haber TV için program ve röportajlar yaptığını iddia etti. Ancak bu kişilerin verdiği ifadelerin tutuklanan gazeteciler ile ilgili nasıl bir ilgisinin olduğu ve gazetecilerin iddia edilen faaliyetleri bizzat yapıp yapmadığına dair somut bir delil sunulmadı. 

Hakimlik, 16 gazeteciyi tutuklama kararını ise şu şekilde gerekçelendirdi:

“Adı geçen basın ve yayın kuruluşu görünümündeki yapılanmaların hareket tarzının, Türk silahlı kuvvetlerinin silahlı terör örgütüne karşı yürütülen mücadeleler kapsamındaki faaliyetleri hakkında adı geçen terör örgütü mensuplarının haberdar edilmesi, silahlı örgütün cebir ve şiddet eylemlerini övücü, özendirici nitelikte eylem ve fiilleri içerdiğine yönelik kuvvetli suç şüphesi uyandırması, silahlı terör örgütü yöneticilerinin söz konusu bu mecralar aracılığı ile röportaj görünümünde üyelerine yönelik talimatlarını ilettiklerine yönelik yapılan tespitler, soruşturma kapsamında tutuklanma istemi ile hâkimliğimize sevk olunan şüphelinin soz konusu yapılanmalar kapsamında sürekli ve düzenli bir şekilde faaliyet yürüttüğüne yönelik gerçekleştirilen tespitler, ikamet arama tutanakları, dijital inceleme tutanakları ve tüm dosya kapsamı göz önünde bulundurulduğunda suç isnadına yönelik somut delile dayalı kuvvetli şüphe oluşturması nedeniyle ve yargılama sonucu suçlu bulunması halinde alacağı ceza miktarı göz önünde bulundurularak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. Maddesinde öngörülen geçerli şüphe sebeplerinin, 1982 Anayasasının 19. Maddesinde belirtilen kuvvetli belirtinin ve CMK’nın 100/1 maddesinde öngürülen kuvvetli suç şüphesinin gösteren somut delillerin mevcut olduğu, müsnet suçun kanunda öngörülen cezanın alt ve üst sınırı, verilmesi beklenen cezaya göre tutuklama tedbirinin ölçülü olması, bu nedenlerle adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı anlaşıldığından şüphelinin CMK’nın 100. maddesi gereğince tutuklanmasına…”

Gazetecilerin tutuklanmasını hükümete yakın Yeni Şafak gazetesi, “Haber kılıflı muhbirlik: Operasyon için havalanan F-16’ları örgüte bildirmişler” başlığıyla haber yaptı.  Haberde kısıtlama kararı olan ve avukatlar ile paylaşılmayan soruşturma detaylarına ilişkin bilgiler yer aldı. Yeni Şafak ve AHaber ev ve iş yeri baskınlarında “ele geçirilen” kameraların, fotoğraf makinelerinin, öldürülen Kürt gazetecilerin fotoğraflarının ve gazete arşivlerinin polis tarafından çekilen resimlerinin “suç aleti” olarak sergilendiği fotoğraflara da haberlerinde yer verdi. Gazetecilerin ana akım medya ve sosyal medyada isim isim hedef gösterildiği kampanyalar yürütülmeye devam ediyor.

Savcı ve hakimin yerleri değiştirildi

Gazetecilerin gözaltına alınmalarına neden olan soruşturmayı açan savcı, Diyarbakır’ın Bismil ilçesinden görev yapmak üzere atanmıştı. Ancak Diyarbakır’da henüz yeni göreve başlayan savcı, soruşturmayı yürüttükten, savcılık sorugusu yaptıktan ve gazetecileri tutuklamayla sevk ettikten üç gün sonra 19 Haziran tarihli Hakim ve Savcılar Kurulu kararnamesi ile İzmir’e atandı. Tutuklama isteklerini kabul edip tutuklama kararı veren infaz hakiminin de yeri değiştirildi ve Sakarya’ya atandı.

Av. Temur: Tutuklama zorlama yorumlar ile yapıldı

Gazetecilerin tutuklanmasının ardından Mezopotamya Ajansı’na değerlendirme yapan avukat Resul Temur,  sorgu sırasında gazetecilerin mesleki faaliyetlerinin sorulduğunu ve müvekkillerinin “zorlama yorumlarla” tutuklandığını belirtti. Temur, gazetecilerin gözaltında olduğu 8 günlük sürede ne ile suçlandıklarına dair herhangi bir bilginin verilmediğini, avukatların bu duruma karşı yaptığı itirazların da sonuçsuz kaldığını bu nedenle gözaltı sürecini takip eden avukatlara etkili başvuru imkanının da tanınmadığını söyledi. 

Tutuklanma gerekçesinin temel cümlesinin, “TV ve radyo kanalı, basın ve yayın kuruluşu görünümü altında faaliyet yürüten…” şeklinde olduğunu dile getiren Temur şunları söyledi: “Yargı, her zaman yaptığı gibi hileye ve yalana başvurdu. İlgisi, alakası olmayan tanık beyanlarıyla birlikte gazetecilik faaliyetini çarpıtarak, ‘Biz gazetecilik faaliyetinden dolayı yargılamıyoruz, yargılananlar aslında örgüt üyeliğinden yargılanıyorlar’ gibi bir tablo çizmeye başladı. Bu cümlenin altını temellendirmek için geçmişten bugüne kadar verilmiş olan bir kısım beyanları bu dosya ile bağlamaya çalıştılar.” 

Tanık beyanları ile dosyada yargılanan Kürt gazeteciler arasında illiyet bağının olmadığına işaret eden Temur, “Kaldı ki söz konusu açık beyanlarda var olan kanalların hiçbiri Türkiye’de yayın yapan kanallar değil. Dolayısıyla zorlama bir yorum ile Kürt gazeteciler bu gerekçeye dayandırılarak tutuklandılar.” dedi. Temur, gazetecilerin tutuklanmasıyla Kürtlerin kendi gündemlerini belirlemesi, konuşması ve Kürt sorununun tartışılmasının da engellenmeye çalışıldığı değerlendirmesini yaptı. 

*Bu işin hakları, Atıf-Gayriticari (CC BY-NC) Lisans ile kısmen saklıdır. Bu iş, MLSA’ya atıf ile ve ticari olmayan amaçlar ile kullanılıp dağıtılabilir.