COVID19

Evden gazetecilik: Bir dinlenme mekânı mı, sürekli koşturduğumuz bir sokak mı?

Müjgân Halis

Mesleğe ilk başladığımızda öğrendiğimiz birkaç şey vardı: İyi bir telefon rehberine sahip olmak, kendimizi kültürel olarak sürekli geliştirmek ve sürekli gözlem yapmak. Yıllar içinde kurşun kalemlerle doldurduğumuz telefon rehberinin yerini akıllı telefon rehberleri aldı. Ancak yeni çıkan kitapları takip etmek, sinemaya-tiyatroya gitmek, gazete-dergi (artık internetten de olsa) okumak, bir haberi yerinde izlemek ve oradan haber kaynakları çıkarmak gibi gazeteciliğin olmazsa olmazları yerli yerinde duruyor. 

Fakat internetin yaygınlaşmasıyla, eskiden ‘maşa başı’ diyerek küçümsediğimiz bir alan, gazetecilikte kendisine alan açmaya başladı şimdilerde: Evden çalışmak. Ve COVID-19 salgınıyla da, istisnalar dışında pek çok gazeteci evden çalışmaya başladı. 

Meslektaşların deneyimlerine geçmeden önce; yaklaşık bir buçuk yıldır evden çalışan bir gazeteci olarak kendi düşüncelerimi yazmam gerekiyor. Yatak odanızdan salona kat ettiğiniz birkaç adımla başlayan bir iş, başlangıçta herkese ‘süper bir fırsat’ gibi görünebilir. Her gün sabah 8’de başlayıp sekiz saat boyunca, onlarca haberin redaksiyon ve tashihiyle uğraştığınız bir iş yapmanın, ‘iyi’ tarafları elbette var: Mesela artık İstanbul trafiği diye bir derdiniz olmuyor. Dışarıya pek çıkmadığınız için, bir kadın olarak ne giyinsem derdinden de kurtuluveriyorsunuz, tabii makyaj gibi küçük ayrıntılardan da. 

Peki ya ‘sinir bozucu yanları’. Pek çok: Bitmeyen bir mesai ilk aklıma gelen. İş gereği sürekli bir şeyler okuduğunuz için, gözlerinizin artık okuyacak şeylerden çok, izleyecek şeyler araması. Yani kitap okumanın azalması ve film izlemenin artması. Yalnız yaşıyorsanız, bitmeyen mesainizi bitmeyen ev işleriyle birlikte yürütmek zorunda olmanız da, işin başka bir kötü yönü. Tabii evde olunduğu için sıkça yapılan alışverişler, yenen yemekler, atıştırmalıklar ve gelen kilolar. Ve mesai sonrası koşarak gittiğiniz spor salonları ve onların faturaları. 

‘Göründüğü kadar kolay değil’

Yusuf Gürsucu

Yeni Yaşam gazetesi editörlerinden Yusuf Gürsucu da, evden çalışmanın herkese kolay görünse de aslında zor bir iş olduğunu düşünenlerden: “Herkese kolay gibi gelir, işe gitmiyorsun, sabah kalkıyorsun ve oturduğun yerden çalışıyorsun ama bana göre göründüğü kadar kolay değil. Her şeyden önce yaptığın işe odaklanmakta sorun yaşıyorsun. Çünkü sen çalışırken, etrafındakiler hayatlarını sürdürüyor ve bir yandan sürekli onları sessiz olmaları için uyarırken, bir yandan da işini yapman gerekiyor.”

Gürsucu yaklaşık on yıldır Yeni Yaşam ve bazı diğer gazetelerde ekoloji editörlüğü yapıyor, ekoloji haberleri ve sayfalarının sorumluluğunu tek başına sırtlıyor. Evden çalışmaya başlaması ise, pandemi nedeniyle okulların kapanmasının ardından çocuklarının okulu kapandığı için memleketi Çanakkale’deki evlerine gitmesiyle başlamış. Eşi de akademisyen olduğu için, üniversitelerin tatiliyle ailecek Çanakkale’de kalmışlar. 

13 Mart’tan beri evden çalışıyor. Yeni Yaşam gazetesinde binaya her gün sadece iki kişinin gittiğini, ekipte geri kalan herkesin editörlerin, haber merkezi çalışanlarının, sayfa sekreterlerinin evden çalıştığını söylüyor ve “Okullar tatil olmasaydı da, biz evden çalışma kararını almak üzereydik, ekipten herkes işlerine evden devam ediyor” diyor.

Bir gazeteci olarak en önemli işinin gündemi takip etmek olduğunu, ancak evde olunca gündemi yakalamakta ciddi sıkıntı yaşadığını söylüyor ve günlük rutinini şöyle anlatıyor:

“Sabahki ve öğlenki gazete toplantılarına online olarak katılıyorum. Bu toplantılarda editörler ve haber merkezi olarak haberleri ve manşetleri tartışıyoruz. Ancak kendi sayfamı geceleri yapıyorum, çünkü artık geceleri yaşıyorum. Ekoloji sayfasını pdf olarak da, sanki baskıya verilecekmiş gibi hazırlıyorum. Ayrıca gazetenin internet sayfasının işimle ilgili bölümleriyle geceleri ilgilenebiliyorum.”

Yeni Yaşam gazetesinin, salgın nedeniyle sayfa sayısını düşürmek zorunda kaldığını söyleyen Gürsucu bu dezavantajlarına rağmen, köyde yaşadığı için diğer meslektaşlara göre şanslı olduğunu dile getiriyor:

“Tabii herkesin koşulları çok farklı. Ben biraz daha özgürüm. En azından köy yerindeyim. İstediğim gibi doğaya çıkabiliyorum. Yine de evdeki kalabalıkla birlikte gazetecilik oldukça zor.”

Nazan Özcan

‘Ofisteki konsantrasyonu yakalamak mümkün değil’

Nazan Özcan, uzun yıllar yazılı basında çalıştıktan sonra, şimdi bir podcast kanalında gazetecilik yapıyor. KısaDalga podcast kanalında gündeme dair haberler ve söyleşileri sıkça yayınlanıyor. Salgın nedeniyle evden gazeteciliği deneyimleyenlerden biri de, o. Podcastleri çoğunlukla yüz yüze yapmayı tercih ettiğini ama şimdi zorunluluktan telefonu kullandığını söylüyor ve evden çalışmanın kesinlikle iyi bir şey olmadığını düşünüyor:

“Asla ofisteki konsantrasyonu yakalamanız mümkün değil. Hele kadınsanız, işin içine evin bakımı da giriyor. Dolayısıyla iş yükünüz ikiye katlanıyor. Diğer zamanlarda iş yükü kadınlarda ama işle birlikte yürütmek, hayli problemli.”

Nazan Özcan, evden çalışmanın mesleğin ruhuna da uygun olmadığı görüşünde:

“Gazetecilik insanlarla birebir, yüz yüze yaptığın bir meslek. Fakat şimdi evlere kapandık ve telefonla insanlara ulaşıp bilgi topluyoruz, görüş alıyoruz. Ama telefonla konuşmak, hiçbir zaman yüz yüze gelmek gibi verimli olmuyor. Yüz yüze olmak her zaman avantaj. Çünkü kaynağına soru sorarken ifadesinden bile soru çıkarabiliyorsun.”

Masabaşı gazeteciliği eleştirdiğini ama zorunluluktan onu yapar hale geldiğini söyleyen Özcan, bunun işinin kalitesine de etki ettiğini söylüyor:

“Eleştirdiğimiz şeyi yapar hale geldik, o kısım da tatsız. İşin kalitesine de etki ediyor. Mesela ben sesle çalışıyorum, podcast yapıyorum, normalde almam gereken ses kalitesini telefondan alamıyorum, bu da bir sorun benim açımdan.”

Konsantrasyon bozukluğunun ise en önemli sorunu olduğu söylüyor ve ‘tavan yaptı’ tabirini kullanıyor. Gazeteciliğin sokaktaki insanla birebir teması gerektirdiğini ve şu koşullarda etraftan hiçbir şey duyamadığını söyleyen Özcan, bir yandan haberciliğin sadece koronaya endekslenmesinden şikâyetçi:

“Bütün meselemiz koronaya bağlandı, bizim açımızdan farklı bir haber yapmak, okuyucu açısından da koronadan farklı bir haber okumak mümkün değil. Diyelim ki, mültecilerle haber yaptın okunmuyor, dinlenmiyor, ilgi görmüyor. Gazeteciler çok sıkışmış durumda, çünkü dönüp dolaşıp hey aynı konuyu konuşuyoruz. Freelance çalıştığımız için, herkesin senden şahane fikirler beklemesi de cabası. Bir konu üzerinde kaç tane fikir üretebilirsin ki, bu çok ağır bir baskı.”

Nazan Özcan da, girişte belirttiğim gibi evden çalışınca bitmeyen mesai saatlerine dikkat çekiyor. Gece 3’te kalkıp değişiklikler yapmak durumunda bile kaldığını söylüyor ve “Hikâye şuna döndü, nasılsa evdesin bak, nasılsa evdesin şuna bir el atıver, nasılsa evdesin şununla ilgileniver. Eee hani ben işçiydim, hani benim çalışma saatlerim vardı?”

Haber kaynağıyla aynı ortamda bulunamamak

Ceren Karlıdağ, bir süredir Ahval için yazılı haberler ve video haberler üretiyor. Son dönemde video haberlere yoğunlaşmış durumda. Öyle ki salgın sonrası evinin bir odasını, stüdyoya bile dönüştürdü ve oradan gün sonu haberler sunuyor. Ayrıca evden, online olarak video röportajlar yapıyor, bunların kurgusu ve montajıyla uğraşıyor.

Uzun zamandır freelance yani ofissizler grubunda olduğu için, salgın sonrası evden çalışmanın hayatını tamamen değiştirmediğin söyleyerek söze başlıyor ve şunu ekliyor:

“Benim için en önemli değişiklik şu oldu; haber kaynağı ile aynı ortamda bulunamamak, sokaklarda haber arayışında olamamak…”

Bu iki faktörün aslında doğrudan hayatın içinde olmadığını gösterdiğine dikkat çekiyor ve “Daha mekanik hareket etmenize sebep oluyor. Tabi bu durum şu an tüm toplumu etkilediği için kişisel bir kaygı, üzüntü hissetmiyorum” diyor.

Haber yapım sürecimin artık tamamen ev içi olmasının trajikomik hallere sebep olduğunu da belirtmeden geçemiyor:

“İki röportaj arasında bulaşık yıkıyorum, gündem takibi bittikten sonra yemek yapıyorum ve ardından tekrar gündem takibine başlıyorum, video konferans yoluyla yapacağım söyleşiler öncesinde arka fon için kütüphanemi daha sık düzenliyorum ve o zaman dilimlerinde ses çıkartan ev aletlerini komple kapatıyorum.”

Ceren Karlıdağ’a göre bir süre sonra “ev” dinleneceğiniz bir yer olmaktan çıkıp, sürekli koşturduğunuz bir sokak haline geliyor.

Ceren Karlıdağ