İfade ÖzgürlüğüManset

Geldi gelmekte olan: Otosansür yasası

CANAN KAYA

Kamuoyunda “sansür yasası” olarak bilinen, AKP ve MHP’nindezenformasyonla mücadele” iddiasıyla Meclis’e getirdiği “Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” 13 Ekim 2022 tarihinde Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi. Ardından 18 Ekim 2022 tarihinde de Resmi Gazete’de yayımlanarak resmen yürürlüğe girmiş oldu. Yasa teklifinin en tartışmalı maddesi olan 29. maddeye göre; bundan böyle gerçeğe aykırı bilgiyi yayan kimse, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanabilecek. Yasanın 20., 21., 22., 25., 26. ve 27. maddeleri ile 28. maddesinin (a) ve (b) bentleri dışındaki bentler 1 Nisan 2023te, diğer hükümler ise yayımlandığı tarih itibariyle yürürlüğe girecek.

Peki, “sansür yasası” ilk olarak hangi tarihlerde, hangi isimle ve hangi yaptırım talepleriyle gündeme geldi, süreç içinde nasıl bir değişikliğe uğradı? Muhalefetin engellemek için yaptıkları ve yapmadıkları nelerdi, iktidarın bu yasayla amaçladığı temel şey neydi?

İktidarın sistemli planı

Yasanın bir günde yürürlüğe girmediğini hepimiz biliyoruz ama tarihsel süreçlerini de çok çabuk unutuyoruz. Oysa toplum ve muhalefet bu unutkanlığa hapsolduğunda, planını oldukça sistemli işleten bir iktidar gerçeği var karşımızda. Yukarıdaki soruların cevaplarını ve bu sistemliliğin işleyişini, gelin tarihleriyle hatırlatacağımız somut girişimlerle ortaya koyalım.

Sansür hazırlığını ilk olarak 11 Temmuz 2021’de Türkiye gazetesinde yayımlanan “Sosyal medyadaki linç kampanyalarına denetim yolda” başlıklı haberle öğrendik. Haberde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın MYK toplantısında yaptığı konuşma aktarılarak, “yalan haberin yanına dezenformasyon suçunun da ekleneceği” ve RTÜK benzeri bir yapının kurulacağından bahsediliyordu.

Hapis cezasının üst sınırı ilk düzenlemede 5 yıldı

Ardından bu düzenlemenin Ekim 2021’de Meclis gündemine getireceği duyuruldu ve Almanya benzeri bir model üzerinde çalışma yapıldığı açıklandı. Almanya’daki uygulama referans gösterilerek, “dezenformasyon suçu” işleyene, 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilebileceği vurgulanıyordu.

Dezenformasyon Merkezi’nin kurulacağı 1 yıl önceden haber verilmişti

Tarih, 17 Ağustos 2021’i gösterdiğinde, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ya da Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) içerisinde “Sosyal Medya Başkanlığı” adında bir yapının kurulacağı ve sosyal medya üzerinden bir kişiye hakaret edilmesi durumunda şüphelinin üç aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle yargılanması, yalan haber yayan ve yapanların da 1 yıldan 5 yıla kadar hapisle cezalandırılması öngörülüyordu. Aynı ay içinde “Sosyal Medya Başkanlığı” olarak öngörülen kurum, İletişim Başkanlığı bünyesinde kurulan “Dezenformasyon Merkezi” olarak karşımıza çıktı.

Anayasa’ya takıldı

Yasa teklifi, Eylül 2021’de Anayasa’ya takıldı. Anayasa’nın 26. maddesinin birinci fıkrasında yer alan,Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir” ifadesi, AKP’yi cezai yaptırımlarda aranacak şartların bu hükümle çelişmemesi” üzerinde çalışmaya zorladı. Ekim 2021’de TBMM gündemine gelmesi beklenen yasa teklifi, kamuoyunun tepkisi ve Anayasa engeli nedeniyle gecikmeli olarak Mayıs 2022’de Meclis’e sunuldu. İlk olarak AKP ve MHP’nin oylarıyla Dijital Mecralar Komisyonu’ndan geçti. Muhalefet, itirazlarını hem Meclis’te hem de grup konuşmalarında dile getirse de yeterli olmadı.

Haziran 2022’ye geldiğimizde, ikinci komisyon olan Adalet Komisyonu’ndan geçti. Muhalefet, kendisine yöneltilen eleştirilere yönelik; gerekli mücadeleyi verdiklerini ancak Meclis çoğunluğu iktidarda olduğu için engelleyemediklerini söyledi. Gazeteciler ve meslek örgütleri, sansür yasasına karşı sokağa çıktı, eylemler düzenledi. İktidar, tepkiler artınca haziranda Meclis Genel Kurulu’na getirmeyi planladığı teklifini, ekim ayına bırakmak zorunda kaldı.

CHP: Vatandaşlarımız rahat olsunlar

Bu gelişmenin hemen ardından CHP’li bir ismi arayıp, yasanın genel kuruldan geçmemesi için nasıl bir önlem alacaklarını, muhalefetin nasıl bir hazırlığı olduğunu sordum. Aldığım cevap şöyleydi:

“Vatandaşlarımız rahat olsunlar. Hukuk, Anayasa ve yasalar çerçevesinde özgürce eleştirilerini yapsınlar. Onlar dava açsınlar, zaten seçim sonrasında o davaların hepsi düşecek.”

Bu yanıtın bende uyandırdığı tek his, ekim ayının bir hayli soğuk geçeceği oldu. Keşke yanılmış olsaydım…

Muhalefet, Sansür Yasası’nı sahaya taşıyamadı

Ekim 2022’ye geldiğimizde ise aradan üç ay geçmişti. CHP, Meclis’in temmuz ayında tatile girmesi dolayısıyla grup toplantılarını sahaya taşıyacağını duyurmuş ve her hafta farklı bir ilde saha toplantıları düzenlemeye başlamıştı. Ancak bu üç ay içerisinde tek bir toplantısında dahi Sansür Yasası gündeme taşınmadı, halka anlatılmadı. 6 Ekim tarihinde yasanın ilk 14 maddesi geçti, 12 Ekim tarihinde ise 29. maddeye kadar gelindi. Ancak 29. maddenin görüşüldüğü sırada muhalefet sıralarından alkışlı ve sloganlı eylemler yükselmeye başlayınca Meclis Başkanvekili, oturumu bir sonraki güne bırakmak zorunda kaldı. Nitekim 13 Ekim tarihine geldiğimizde 40 maddelik Sansür Yasası, Meclis’ten geçmiş oldu. 

Yasa yürürlüğe girmeden bir hafta önce Dezenformasyon Merkezi, “Dezenformasyon Bülteni” adını verdiği bir bülten yayımlamaya başladı. İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Dezenformasyon Merkezi’nin yurt dışından Türkiye’ye yönelik yürütülen dezenformasyon kampanyalarına karşı kurulduğunu söylemişti. Ancak daha ilk bültende Türkiye’deki eleştirel basın hedef alındı. Bültenin ikincisinde ise Bartın’ın Amasra ilçesinde meydana gelen maden ocağı patlamasına ilişkin Sayıştay’ın 2019’daki raporundaki uyarıların dikkate alınmamasını eleştiren haberler hedefteydi. Bu haberlerin gerçeği yansıtmadığı iddia edildi ve adli soruşturma tamamlanmadığı halde “gerekli önlemlerin alındığı” öne sürüldü. Yani Dezenformasyon Bülteni’nde “dezenformasyon” yapıldı.

Yurttaşlar, AYM’den döneceğine inanmıyor

Şimdi muhalefet, Sansür Yasası’nın hapis cezası öngören 29. maddesini Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. AYM’nin maddenin iptali talebini ne zaman ve ne yönde sonuçlandıracağı bilinmiyor elbette. Ancak yurttaşlar ve gazeteciler bunca zafiyetten sonra çok umutlu değil. Haksız da değiller. Mesela, Meclis’te 29. maddenin görüşülmesini engelleyen sloganlı ve alkışlı eylem daha önceki komisyonlarda yapılamaz mıydı? CHP’li Burak Erbay, çekiçle telefonunu kırdığı eylemi neden son güne sakladı? En önemlisi de CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, ABD ziyaretini Sansür Yasası görüşmelerinden sonraya bırakamaz mıydı? Peki neden muhalefet temsilcileri Genel Kurula özellikle de son gün tam kadro katılmadı?

Bu sorulara hâlâ tatmin edici yanıtlar alabilmiş değiliz. Çünkü gelmekte olan, geleceğini çok önceden haber vermiş olmasına karşın, muhalefet de yeteri kadar kamuoyu oluşturmadığının farkında.

‘Otosansür’ işlediği müddetçe ‘sansüre’ gerek kalmaz

Peki başlıkta “sansür” yerine neden “otosansür” ifadesini kullandım?

Çünkü bu yasanın en doğru tanımı bu. Yasa daha Meclis’ten geçmeden, vatandaşlar sosyal medya hesaplarını kilitlemeye, görüş almak istediğimiz kaynaklar ise ya telefonlarımızı açmamaya ya da verdikleri görüşü geri çekmeye başladılar. Bazı okurlarım, tweet atmadan önce akıllarına artık Sansür Yasası’nın geldiğini ve bu nedenle çoğu eleştirel paylaşımı yapmaktan vazgeçtiklerini söylüyorlar. Yani tıpkı İngiliz yazar ve gazeteci George Orwell’ın 1984 adlı romanındaki gibi arkamızda bir gölgenin bizi sürekli izlediği hissiyle davranmaya başladık. Zihnimize yerleştirdikleri düşünce polisleri, adeta tepki ve reaksiyon eylemlerimizi engelleme görevi yapıyor. İşte, “Büyük Birader”in asıl arzusu da bunu yaratmaktı. Çünkü “otosansür” olduğu müddetçe, “sansür” sopasını devreye sokmaya gerek kalmayacaktır.