İnsan Hakları

Masih Alinejad: ‘İran rejimi bizden her şeyimizi alsa da umudumuzu alamadı’

BETÜL GÖKcE*

1979’daki İslam Devrimi ile yürürlüğe giren şeriat kanunları dolayısıyla İran’da kadınlar, kamuya açık alanlarda başörtüsü takmak ve uzun ve bol kıyafetler giymekle yükümlü. Vatandaşlar, yasalara aykırı davrananları ağır para ve hapis cezalarına çarptıran İran devletini, başörtüsüz fotoğraf ve videolarını sosyal medya hesaplarında paylaşarak protesto ediyor. İranlı gazeteci ve aktivist Masih Alinejad ile 12 Temmuz “Milli Tesettür ve İffet Günü” ve sonrasındaki zorunlu başörtüsüne karşı eylemleri ve devlet baskısının halkta bulduğu karşılığı konuştuk.

Alinejad, başörtüsü takma zorunluluğuna karşı çıkışları ve organize ettiği çevrimiçi protesto eylemleri ile öne çıkan bir kadın hakları aktivisti. Kadınların başörtüsü takma zorunluluğu yüzünden yaşadıklarını yıllardır sosyal medyadan duyuruyor. 2014 yılında Alinejad tarafından başlatılan “My Stealthy Freedom (Gizli Özgürlüğüm)” hareketinin Facebook sayfasında İranlı kadınlar, kamusal alanlarda başörtüsüz fotoğraflarını paylaşmıştı. Dünyanın farklı yerlerinde pek çok kişi Alinejad’ın adını ilk kez o zaman duymuştu. İran Devleti tarafından yıllardır tehdit edilen, faaliyetleri engellenmeye çalışılan Alinejad, yaşadığı zorluklara rağmen İran’daki kültürel ve dini baskılara direnen kadınların sözcüsü olmaya devam ediyor.

Geçtiğimiz haftalarda İran hükümeti, 12 Temmuz’un bundan böyle “Milli Tesettür ve İffet Günü” olarak kutlanacağını duyurdu. O gün, pek çok vatandaş törenler yerine zorunlu başörtüsü uygulamasına karşı protesto hareketine katılmak için sokaklardaydı. Pek çok İranlı kadın, kamusal alanda başörtüleri olmadan çektiği videoları #No2Hijab ve #WalkingUnveiled etiketleriyle sosyal medyada paylaştı. Alinejad, bu kampanyanın da organize edilmesinde rol aldı. Alinejad’a bu protestoları, geleceğe yönelik tahminlerini ve hayallerini sordum.

‘Çevrimiçi protesto paylaşımlarının sayısını takip edemiyorum bile’

12 Temmuz’dan beri kadınlar başörtüleri açık sokağa çıkıyorlar. Kendilerine müdahale eden ahlak polisleri ve vatandaşları videoya çekerek sosyal medyada paylaşıyorlar. Eylemler bu kez ciddi anlamda geniş kitlelere ulaşıyor. Protestolara kaç kişi dahil oldu? Böyle geniş katılımlı bir hareketin etkileri toplumda ve hükümette nasıl yankılandı? 

Sayıları bilemiyoruz çünkü videoları bir tek ben paylaşmadım. Bu sefer kadınlar kendi fotoğraf ve videolarını kendi sosyal medya hesaplarında paylaşıyorlar. Saymaya yetişemiyorum bile. Fakat çok büyük rakamlar olduğunu biliyorum ve rejimi de bu korkutuyor. Bu yüzden tepki çekiyoruz. Rejim, bu kadınlardan bazılarını derhal tutukladı ve kalan diğer tüm kadınların da zorunlu başörtüsü protestolarına katılımını engellemek istediler. Başaramadılar çünkü kadınlar artık korkmuyorlar. 

Bireysel protestolar hayatını riske atmak anlamına geliyor. Biraz korkutucu. Ama diğer kadınlar bunu görürse ne olur? Birlik doğar. Bir arada olduklarında eskisinden daha yetkin ve güçlüler. Biz konuşurken şu anda 12 Temmuz’da sivil itaatsizlik eylemi yapan kadınlar hapiste. Sonuç ne oldu? Daha fazla kişi protestolara katıldı ve ahlak polislerinin ve tacizcilerin yaptıklarını da kameraya aldı.

Sosyal medyada küçük beldelerde bile çok fazla insanın topluca polise direnmeye başladığını görüyorum. İran halkı, hükümetin baskılarına kolektif bir bilinçle mi karşılık veriyor artık, ne düşünüyorsun?

Güzel soru, evet. Bu, İran rejiminin kendi halkını canından bezdirdiğinin göstergesi. Ülkemde, eylem yapmak aslında suç. 2019 Kasım ayı civarında İran rejimi 1500 kişiyi öldürdü. Bini aşkın insan tek bir protesto sırasında öldürüldü. İranlılar her şeye rağmen sokaklardalar ve her şeye rağmen eylemleri sürdürüyorlar. İşçi sınıfı, orta sınıf, öğretmenler, emekliler, ve kadınlar; öğrenci olanlar, çiftçi olanlar… rejime direnmek için birlik oluyorlar. İran halkını artık hiç bir şeyin korkutamadığının kanıtı budur. 

‘Adalet Anneleri, rejimin baskılarına karşı toplu mücadeleye başka bir örnek’ 

Sence bu protestolar gelecekte rejime karşı yapılacak daha geniş çapta, çok ses getirecek eylemlerin olacağının işareti mi?

Yerinde bir soru sordun. Sana bir örnek vereyim. Biz şuan konuşurken İran rejimi kendilerini “Khavaran (Adalet) Anneleri” olarak adlandıran bir grup insanı baskı altında tutuyor. İran’daki protestolarda öldürülenlerin anneleri. Bu anneler, bireysel eylemler yerine toplu bir mücadele veriyorlar. Her ay annelerden birinin evinde toplanıyorlar veya Instagram’da canlı yayınlar açıyorlar, paylaşımlar yapıyorlar. 

Hükümetin ödü kopuyor. İnsanlar böyle bir araya gelmesin istiyorlar. Nitekim İran rejimi annelerden üçünü bir buluşma sırasında tutukladı, düşünebiliyor musun? İnanılmaz üzücü. Çocuklarını öldürdüğü yetmezmiş gibi, bunun için toplananları tutukluyorlar. Anneler şu anda hapiste. Bu felaket karşısında tüm dünyanın harekete geçmesi lazım, herkesin olayı kınaması lazım.

Şu anda zorunlu başörtüsüne karşı eylem yapan kadınlar da içeride, hem de anneleriyle birlikte. Neden? Anneler ve kızları birbirlerinden güç alarak zorunlu başörtüsünü protesto ettikleri için, sokaklarda başı açık gezdiği için… Başörtüsü takmadıkları için hapisteler. 

Bir tarafta bunlar olurken diğer tarafta Batılı kadın siyasetçiler ülkeme seyahat ettiklerinde rejimin bu kurallarını uyguluyorlar, hem de mesele hakkında tek bir kelime etmeden! 

Burada Türkiye’deki kız kardeşlerime çok teşekkür etmek istiyorum. Kadın hakları aktivistleri var sesleriyle haykırarak mücadelemizi destekliyorlar; bize cesaret veriyorlar. 

Başörtüsü yasaklarına direnen İranlı kadınları Türkiye’den var güçleriyle destekleyen feminist kadınların yaptığını dünyanın geri kalanının, özellikle Batı ülkelerindeki feministlerin de yapmasına ihtiyacımız var. Küresel feminist hareketin eyleme geçmesi gerekiyor: hapishanelerdeki tüm zorunlu başörtüsü karşıtı aktivistlerin serbest bırakılmasını talep edin. Adalet annelerinin serbest bırakılmasını talep edin.

Senin ülkende de ‘Adalet Anneleri’ benzeri bir durumu yaşayan bir grup insan var sanıyorum. 

Cumartesi Anneleri’nden mi bahsediyorsun? 

Evet. Benim hedefim İran’daki Adalet Anneleri’nin ve Türkiye’deki Cumartesi Anneleri’nin birlik olması. Hayalim, böyle diktatörlüklerin sadece İran için değil, tüm Ortadoğu için sona ermesi.

İranlı kadınların kameralarından, sosyal medyadan korkuyorlar

İran toplumu, özellikle de kadınlar, zorunlu başörtüsünün bir gün tamamen ortadan kalkacağı fikrine inanıyorlar mı?

Bugün genç bir kız bana bir video gönderdi. Sorduğun soruyu onun sözleriyle yanıtlamayı çok istiyorum. Bana şöyle yazdı: ‘Masih, ahlak polislerinden biriyle savaşmak için kameramı kullandım. Şunu fark ettim, savaşı kazanmamıza yardımcı olabilecek şey yorulmamak, tükenmemek ve umudumuzu kaybetmemek. İran rejiminin hedefi, umudumuzu öldürmek.’ Ve ekledi: ‘Umudumuz var!’ Görüyorsun değil mi? Mesele tam da bu: evet, tamamen inanıyorlar. İran rejimi bizden her şeyimizi alsa da umudumuzu alamadı. Halk, İran’ın bir gün zorunlu başörtüsünden sonsuza dek kurtulacağının hayalini kuruyor.

Sosyal medyada paylaştığın, Tahran’da bir otobüste zorunlu başörtüsü yasası konusunda kavga eden kadınların videosu sosyal medyada çok fazla etkileşim aldı. İran’ın ‘Doğru Olanı İsteme ve Kötü Olanı Yasaklama Karargahı’ Sözcüsü Ali Khan Mohammadi de geçen gün bir açıklama yaptı ve protesto videolarını sana gönderenlerin 10 yıla kadar hapisle cezalandırılacağını söyledi. Ben de haber sitelerinden takip ediyordum. Böyle cezaların toplumda nasıl bir etkisi olacağını merak ediyorum. Bundan sonra ne olacak sence? 

Hiç bir şey değişmeyecek çünkü bu sefer tek bir kitle değil konunun öznesi. Kendi hikaye anlatıcıları haline gelen milyonlarca kadından söz ediyoruz. Instagram, Facebook, Twitter… Milyonlarca takipçim var lakin şunu söyleyeyim sana, korkulan tek başıma ben değilim; benim platformlarımı kullanarak seslerinin yankılanmasını sağlayan milyonlarca İranlı kadın. Sansürler ile agresif rejimlerini normalleştirmeye çalışıyorlar. İranlı kadınları durduramayacaklar. 

Bir kadın ahlak polisine şöyle diyor: “10 yıl hapis cezası alsam bile umrumda değil, bu videoyu Masih Alinejad’a göndereceğim!”  

Halk tehlikeli olduğunu bilse de özgürlüğün bir bedelinin olduğunun farkında. Bu bedeli ödemeye hazırlar, zira İslam Cumhuriyeti’nden kurtulmanın tek yolu bu. 

İran’ın ulusal televizyon kanallarında bana hakaret ediyorlar, hakkımda yalan söylüyorlar, itibarımı zedelemeye çalışıyorlar. Ben suçlu hissedeyim, perişan olayım diye kardeşimi iki sene hapiste tuttular, annemi tehdit ettiler. İranlı kadınların sesi olmaktan geri durmadım. 

New York’a beni kaçırması için birilerini bile gönderdiler. Amerika Birleşik Devletleri’nin Federal Soruşturma Bürosu (FBI) engel oldu. İran rejimi beni İran’a kaçırıp infaz etmiş olabilirdi, başaramadılar. Şimdi de başka bir kanun çıkarıp bana video gönderenleri 10 yıla kadar hapisle cezalandıracaklarını söylüyorlar. Bu ne anlama geliyor? İran rejimi, Instagram moderatörlerinden birine para bile verdi, benim hesabımı silsin diye. İnanabiliyor musun?

İran rejimi gücü elinde tutuyor; ulusal televizyona, medyaya, silahlara, kurşunlara, hapishanelere sahip. Fakat İranlı kadınların kameralarından, sosyal medyadan, benim kendi Instagram sayfamdan ürküyorlar. Rejimi çoktan mağlup ettiğimizin, savaşı çoktan kazanıyor olduğumuzun kanıtı budur. 

*Bu işin hakları, Atıf-Gayriticari (CC BY-NC) Lisans ile kısmen saklıdır. Bu iş, MLSA’ya atıf ile ve ticari olmayan amaçlar ile kullanılıp dağıtılabilir.