- Rojava’daki askeri gelişmelerin ardından Türkiye’deki protestoları izleyen beş gazeteci gözaltına alındı, Nedim Oruç tutuklandı; bazı gazeteciler yaralandı, çok sayıda sosyal medya hesabı engellendi.
Hak ve meslek örgütleri, Kürt medyasının çatışma dönemlerinde doğru bilgiye erişim açısından hayati rol oynadığını belirterek, gazetecilere yönelik müdahalelerin ifade özgürlüğünü hedef aldığı uyarısında bulundu.
MLSA - Türkiye’de Kürt sorununun çözümüne ilişkin görüşmeler sürerken, Suriye’de yılın ilk üç haftasında yaşanan askeri gelişmeler Türkiye’deki siyasi ve toplumsal atmosferi doğrudan etkiledi. Suriye ordusunun Fırat Nehri’nin batısında başlattığı operasyonların ardından SDG’nin nehrin doğusuna çekildiği, Deyrizor ve IŞİD’in geçmişte “başkent” ilan ettiği Rakka’nın kontrolünün el değiştirdiği bildirildi.
Bu gelişmelerin ardından Kürtlerin kontrolünde kalan başlıca bölgelerin Kobani, Haseke ve Kamışlı olduğu aktarılırken; Rojava’ya yönelik saldırı iddiaları, hak ihlalleri ve soykırım endişeleri Türkiye’nin birçok kentinde protestolara yol açtı. Protestoları izleyen gazeteciler ise gözaltı, fiziksel müdahale ve yargı süreçleriyle karşı karşıya kaldı.
Bu tabloya dikkat çeken Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) Eş Direktörü Veysel Ok, çatışma dönemlerinde Kürt medyasının oynadığı role vurgu yaptı:
“Bu tür çatışma süreçlerinde doğru bilgiye erişimde Kürt gazeteciler ve Kürt medyası büyük önem arz ediyor. Kürt medyasının bu öneminin iktidar medyası tarafından da farkında olunduğunu görüyoruz. Bu nedenle bu tür kritik süreçlerde ilk olarak Kürt medyasına sansür uygulanıyor. Halkın bu kritik süreçte doğru bilgiye erişebilmesi için Kürt medyasıyla dayanışmak ve onlara yönelik hukuksuzluklara karşı çıkmak önemli. Bu süreci ancak dayanışmayla aşabiliriz.”
Nusaybin’de gazetecilere gözaltı
Mardin’in Nusaybin ilçesinde 21 Ocak’ta Rojava’daki gelişmelere karşı düzenlenen protesto yürüyüşünü takip eden gazeteciler gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Kesira Önel ile gazeteciler Heval Önkol, Pelşin Çetinkaya, Ferhat Akıncı ve Muhammed Ali Yılmaz da yer aldı.
Mardin İl Emniyet Müdürlüğü’ndeki ifade işlemleri 23 Ocak’ta tamamlanan gazeteciler, “görevi başındaki memura mukavemet” ve “görevi yaptırmamak için direnme” suçlamalarıyla savcılık ifadelerinin alınması için Nusaybin Adliyesi’ne götürüldü. Aynı dosya kapsamında toplam 36 kişinin savcılığa sevk edildiği bildirildi. Kesira Önel ile gazeteciler Heval Önkol, Pelşin Çetinkaya, Ferhat Akıncı ve Muhammed Ali Yılmaz savcılık ifadelerinin ardından serbest bırakıldı.
Suruç’ta gazeteciler yaralandı
Urfa’nın Suruç ilçesinde 22 Ocak’ta Kobani sınırına doğru yapılan protesto yürüyüşünü takip eden gazeteciler Metin Yoksu ve Bekir Şeyhanlı yaralandı. Yoksu’nun gaz kapsülünün başına isabet etmesi sonucu hastaneye kaldırıldığı, Şeyhanlı’nın ise zırhlı aracın çarpmasıyla yaralandığı belirtildi.
Nedim Oruç tutuklandı
Şırnak’ın Cizre ilçesinde 14 Ocak’ta haber takibi sırasında darbedilerek gözaltına alınan Ajansa Welat muhabiri Nedim Oruç tutuklandı. Oruç’un dosyasında gizlilik ve avukatla görüş kısıtlaması kararı bulunduğu bildirildi.
Kürt medyasına erişim engelleri
Suriye’deki gelişmeler gerekçe gösterilerek çok sayıda gazeteci, eski milletvekili ve medya kuruluşunun X hesaplarına “milli güvenlik ve kamu düzeni” gerekçesiyle erişim engeli getirildi. Engellenen hesaplar arasında binlerce takipçisi bulunan gazeteciler ile Kürtçe ve Türkçe yayın yapan haber ajansları bulunuyor. Engellemelerin hangi paylaşımlara dayandığına ilişkin kamuoyuna açıklama yapılmadığı, bazı hesapların Türkiye’den görünmez kılındığı bildirildi.
Erişim engeli getirilenler arasında gazeteciler Amed Dicle, Ronî Aydın Dere, Doğan Cihan, Yasin Kobulan, Erdal Er ve Günay Aslan yer alırken; Mezopotamya Ajansı, Yeni Yaşam Gazetesi ve Jinnews gibi Kürtçe ve Türkçe yayın yapan medya kuruluşlarının farklı dildeki X hesapları da engellemelerden etkilendi. Ayrıca eski milletvekili Ferhat Encu’nün hesabı da erişime engellenen hesaplar arasında yer aldı.
Bu sürece ilişkin değerlendirmede bulunan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Selman Çiçek, Suriye’deki savaş ile Türkiye’deki basın baskıları arasında doğrudan bir ilişki olduğunu söyledi. Çiçek, çatışmalarla birlikte özellikle özgür basını temsil eden kurumlara yönelik sansürün arttığını, Mezopotamya Ajansı ve Jin News başta olmak üzere çok sayıda medya kuruluşu ve gazetecinin sosyal medya hesaplarının erişime engellendiğini, protestoları izleyen gazetecilerin ise sahada engellenmeye çalışıldığını söyledi. Çiçek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu savaşla beraber Türkiye’nin özgür basına ve genel olarak basına dönük saldırıları, özellikle de sansür çok artmaya başladı. Bu ikisi arasında bir paralellik var. Buna özellikle dikkat çekmek istiyorum. Çünkü özgür basın, özellikle Mezopotamya Ajansı, Jin News gibi özgür basını temsil eden kurumlar; hakikati açığa çıkaran, oradaki işkenceyi ve HTŞ’nin işlediği savaş suçlarını ortaya koyan, dünyaya duyuran kanallar. Bunlar ortaya çıktıkça Türkiye’de bir rahatsızlık oluşmaya başladı ve ciddi anlamda bir saldırı süreci başladı.”
Yabancı gazeteciler de hedefte
İstanbul’da 19 Ocak’ta bir basın açıklamasını takip ederken gözaltına alınan Fransız gazeteci Raphaël Boukandoura, MLSA’nın itirazları sonrası serbest bırakıldı. Boukandoura’nın kısa süreliğine idari gözetim altında tutulması, yabancı basının Türkiye’deki çalışma koşullarına dair endişeleri yeniden gündeme getirdi.
“Bu sadece gazetecilerin sorunu değil”
DİSK Basın-İş Sendikası Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu basın özgürlüğünün, anayasal güvence altındaki temel bir hak ve demokratik sistemlerin sağlıklı işleyebilmesi için vazgeçilmezi olduğunu vurguladı:
“Eleştirel medya, toplumsal denetim mekanizmasının önemli bir parçası olarak, kamu yararını gözeterek güç odaklarını sorgulama ve hesap sorabilme işlevi görür. Medya çalışanlarına yönelik yıldırma girişimleri, internet erişiminin kısıtlanması ve sansür uygulamaları, ifade özgürlüğünü ve bilgi edinme hakkını zedelemektedir. Bu durum sadece gazetecileri değil, demokratik katılım hakkı olan tüm vatandaşları etkilemektedir. Demokratik toplumlarda farklı görüşlerin serbestçe ifade edilebilmesi, kamusal tartışmaların özgürce yapılabilmesi ve vatandaşların çeşitli kaynaklardan bilgiye erişebilmesi, sağlıklı bir kamuoyu oluşumu için elzemdir. Basın özgürlüğünün korunması, tüm demokrasi savunucularının ortak sorumluluğudur.”
“Barışçıl açıklamalar engellenemez”
İnsan hakları savunucusu avukat Eren Keskin ise Kuzey Suriye’deki çatışmaların Türkiye’de ifade özgürlüğü alanını daralttığını vurguladı:
“Kuzey Suriye ve özellikle Rojava’da ortaya çıkan ve Kürt halkını derinden etkileyen çatışma ortamı nedeniyle doğal olarak insanlar barışçıl düşüncelerini ifade etmek istiyorlar; bunların içerisinde insan hakları savunucuları olarak bizler de varız. Yapılan basın açıklamaları tamamen barış temelli açıklamalar. Yani bu çatışma ortamında, özellikle Türkiye’de yerleşik basının savaş kışkırtıcı dilini eleştiren, siyasal iradenin Kürtleri tamamen yok sayan tavrını eleştiren ve Kürtler adına barış talep edilen açıklamalar engelleniyor.
Bu engelleme sırasında ise kötü muamele olarak açıklayamayacağımız, tam tersine son derece açık, somut işkence olarak nitelenebilecek polis saldırıları gerçekleşiyor. Kaldı ki İnsan Hakları Derneği ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı olarak işkenceye karşı tavrımızı da son derece net ortaya koyuyoruz.
Bizim de insan hakları savunucuları olarak yaptığımız birçok etkinlik var ve bu etkinliklerin her bölgede yasak kararlarıyla engelleniyor olması kabul edilebilir değil. Bu durum, hem Türkiye’nin iç hukukuna hem de altına imza attığı uluslararası sözleşmelere, ifade ve örgütlenme özgürlüğüne tamamen aykırılık teşkil ediyor. Barışçıl açıklamaların hiçbiri engellenemez. Bizim özellikle Rojava’da barış taleplerimiz devam edecek.”
"Bu sessizlik sahaya ‘arkanızdayız’ mesajı olarak yansıyor"
İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı avukat Cihan Aydın ise yaşananları Türkiye’nin kriz dönemlerindeki insan hakları yaklaşımının bir yansıması olarak değerlendirdi. Aydın, iç ve dış gerilimlerin arttığı dönemlerde medyaya yönelik baskı ile kolluk şiddetinin paralel biçimde yükseldiğini belirterek, “Türkiye’nin kriz yönetimi ve insan hakları politikası büyük ölçüde yasak, şiddet ve yargı tacizleri etrafında dönüp durmaktadır” dedi.
Son günlerde protestoculara yönelik işkence ve kötü muamele, gazetecilere yönelik şiddet ve gözaltılar ile sosyal medyaya dönük engellemelerin artık sistematik hale geldiğini vurgulayan Aydın, “özellikle iç gerilimlerde tüm insan hakları değerleri hiçe sayılıyor” ifadelerini kullandı. Aydın sözlerini şöyle sürdürdü:
"Devlet Kürt meselesinin çözümünden ne anlıyor ve planlıyorsa, bunu tüm topluma kabul ettirmeye çalışıyor. İtiraz edenlerin veya alternatif çözüm modelleri sunanları da keyfi ve hukuk dışı yollarla susturmaya çalışıyor. Çünkü otoriter rejimlerin devamlılığını sürdürmesinin tek yolu sürekli eli sopalı dolaşmasıdır. Sopayı da en çok itiraz edenler ve bu itirazları kamuoyuna duyuranlar yani gazeteciler yiyor."
Kolluk şiddeti karşısında siyasi sorumluların sessizliğine de dikkat çeken Aydın, “Bu kolluk şiddetine karşı ne Adalet Bakanı ne de İçişleri Bakanı tek kelime etttiler. Bu sessizlik sahaya ‘arkanızdayız’ mesajı olarak yansıyor” dedi. İHD’nin yaşanan ihlalleri belgelediğini ve sorumlular hakkında suç duyurularında bulunduğunu belirten Aydın, gazetecilere yönelik şiddet ve gözaltı uygulamalarını kınayarak, “Devlet toplumun haber alma hakkını hedef alan bu politikaları terk etmelidir” çağrısında bulundu.
Suriye’deki askeri tablo ve Türkiye açısından anlamı
Uzmanlar, Şam yönetimi ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında yapılan anlaşmaların, Türkiye’nin güvenlik ve sınır politikaları açısından yeni bir döneme işaret ettiğini belirtiyor. SDG’nin askeri ve siyasi olarak güç kaybetmesi, Ankara’nın uzun süredir sürdürdüğü Suriye politikasında önemli bir aşamaya gelindiği şeklinde yorumlanıyor.
Buna karşın, Rojava bölgesine yönelik saldırılara dair sivil kayıpları ve ağır hak ihlallerini gösteren görüntüler bölgedeki gerilimi artırıyor. HTŞ öncülüğünde kurulan geçici Suriye hükümetinin Savunma Bakanlığı, SDG’nin kontrolündeki alanlara yönelik operasyonlar sırasında bazı yerlerde savaş suçu işlendiğini kabul etti. Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, ihlallerin “kurumsal değil bireysel” olduğu savunulurken, sorumlular hakkında soruşturma başlatıldığı duyuruldu.
Türkiye’de ise Suriye’deki bu askeri ve siyasi gelişmelerin ilk yansımalarının, Kürt medyası ve Kürt meselesine dair haber yapan gazeteciler üzerinde artan baskılar şeklinde ortaya çıktığı görülüyor. Rojava’ya yönelik saldırılar, hak ihlalleri ve soykırım endişeleri kamuoyunda tartışılırken, bu başlıkları izleyen ve aktaran gazetecilerin gözaltı, şiddet ve sansür uygulamaları ile karşı karşıya kalması, ifade özgürlüğüne ilişkin endişeleri derinleştiriyor.

