Cafer SolgunYazarlar

Tanıklar var, deliller var ama Yusuf Bilge Tunç ‘yok’

CAFER SOLGUN

Yusuf Bilge Tunç, Savunma Sanayi Müsteşarlığındaki görevinden 15 Temmuz darbe girişiminden sonra KHK ile ihraç edilen binlerce kişiden biri. 6 Ağustos 2019 günü sabah saatlerinde evinden akşam saat 20:00’de döneceğini söyleyerek ayrıldı ve kendisinden bir daha haber alınamadı. Kamudaki görevinden ihraç edildikten sonra ticaret yapmak için kullandığı araç, “kayıp” olduktan 48 saat sonra Ankara GİMAT’ta yolun kıyısına terk edilmiş olarak ailesi tarafından bulundu. 

2019 yılı içerisinde Ankara, Edirne, Antalya ve İstanbul’da KHK ile görevlerinden “FETÖ” gerekçesiyle ihraç edilen altı kişi kaçırıldıktan, ortadan kaybolduktan aylar sonra Ankara Emniyetinde ortaya çıktı. 

6 Ağustos 2019 günü “kaybolan” Yusuf Bilge Tunç’tan ise hala hiçbir haber yok. İlgili bakanlıklar suskun, adli makamlar başvurulara, girişimlere rağmen etkin bir araştırma ve soruşturma yürütmüyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Birleşmiş Milletlere (BM) yapılan başvurulara Türkiye’nin verdiği cevap, “Yurt dışına gitmiş olabilir” şeklinde. 

Tunç’un ailesi, karamsar ve umudunu yitirmiş, ne yapacaklarını bilemez durumda. Avukatlar etkin soruşturma taleplerine cevap alamıyor olmanın şaşkınlığı içinde. Olayı değişik tarihlerde Meclis gündemine getiren milletvekilleri, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Sezgin Tanrıkulu, Cihangir İslam, Mustafa Yeneroğlu ve İnsan Hakları Derneği (İHD), girişimlerinden herhangi bir sonuç alabilmiş değil. 

Kamuoyu da suskun

Devlet suskun ama kamuoyu da suskun. Bu suskunluğun gerekçesi, öyle görünüyor ki olayda “FETÖ” isnadının bulunması. Oysa herhangi bir suç isnadı ile karşı karşıya olan bir kişinin ne şekilde soruşturulacağının, yargılanacağının yasal ve “olağan” bir prosedürü var ve bunun herhangi bir “istisnası” elbette ki yok. 

Hukuk devleti olmak, yasalar önünde herkesin eşit muamele görmesi, anayasal hakların ayrım gözetmeksizin herkes için geçerli olması ve öncelikle bütün kurumlarıyla devletin yasa ve anayasanın tarif ettiği kurallarla bağlı olması demek. Adil, hakkaniyetli bir soruşturma ve yargılama olmaksızın kimse peşinen suçlu ilan edilemez. 

Kaldı ki mesele de “suç” ya da “suçlu” değil zaten; ulusal ve uluslararası hukukun açıkça suç telakki ettiği bir eylem, yani zorla kaçırma, kaybetme…

Adalet, temel hak ve özgürlükler, herkesin ideolojik, siyasi, inançsal tercihi ne olursa olsun üzerinde mutabık olması gereken bir ortak payda. Bu yüzden bir “kayıp” veya “zorla kaçırma” olayı, kaybedilen, kaçırılan kişinin kim olduğuna bakmaksızın, temel ve korkunç bir insan hakları ihlali olduğu için herkesin aynı duyarlılıkla yaklaşması gereken bir suç. Klişe fakat gerçek olan şudur: Adalet, bir gün herkese lazım olur…

Bu suskunluğun bir tarafı da maalesef “kayıp” ve “kaçırma” olaylarının mağdurları. Özellikle “FETÖ” ithamıyla karşılaşan insanlar ve ailelerinin büyük çoğunluğu, muhtemelen korktukları için konuşmamayı tercih ediyorlar. Yakınları bir gün ortaya çıkmış olanlar da “şükrediyor” ve susuyorlar. Haksızlığa maruz kaldıklarına inanıyor ama itiraz etmiyorlar. Boyun eğdikleri, sustukları haksızlığın, korktukları güçlerin başkalarına da haksızlık yapmasına cüret ve cesaret verdiğini görmüyor, düşünmüyorlar. Açıkçası, kimse kusura bakmasın, biraz “ağır” gibi görünebilir ama gizlendikleri korku duvarının ardından, aslında bir nevi suç ortaklığı yapıyorlar. 

Yusuf Bilge Tunç kimdir, nedir, necidir, bilmem, tanımam. Herhalde fikriyatı ile hiçbir ortak yanım da yok. Ama Yusuf Bilge Tunç, 6 Ağustos 2019 gününden beri “kayıp” ve ben de ülkenin diğer yurttaşları gibi bu ülkede yaşıyorum. Bu soruyu sormak için bundan daha geçerli bir sebebim yok, olması da gerekmiyor: Yusuf Bilge Tunç’a ne oldu? Yusuf Bilge Tunç nerede? 

Fikri, düşüncesi, inancı, aidiyeti ve hatta iddia konusu “suçu” ne olursa olsun, ülkemizin bütün yurttaşlarının, başka sorunlarımız bir yana, “kaçırılmak”, “kaybedilmek” türü kaygılardan uzak, güven içinde yaşaması, herkesin kolektif bir duyarlılıkla savunması gereken hakkıdır.

Gergerlioğlu: Bu olaylar Türkiye’de oldu ve oluyor

Yusuf Bilge Tunç’un “kaybolması” HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu tarafından defalarca parlamento gündemine getirildi. Parlamentoda düzenlediği basın toplantılarıyla, ilgili bakanlıkların yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergeleri ile, Meclis Genel Kurulunda yaptığı konuşmalarla Yusuf Bilge Tunç’un akıbetini soran Gergerlioğlu, bu girişimlerinden somut bir cevap veya sonuç elde edebildi mi?

Sayın Gergerlioğlu bu soruya “hayır” diye cevap veriyor ve devam ediyor: “Ben Yusuf Bilge Tunç’un akıbetini bütçe görüşmeleri esnasında Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a da sordum. Aldığım cevap, ‘Türkiye Cumhuriyeti Devletinde insan kaçırma diye bir şey yoktur’ oldu. Gerisi hamaset ve hakaret.”

Yusuf Bilge Tunç’un “kaçırıldığı” 2019 yılı içinde başka kaçırma olayları olduğunu da hatırlatan Gergerlioğlu, “Bu kişilerden aileleri aylarca haber alamadı ve sonra Ankara Emniyetinde ortaya çıktılar. Bunlardan ikisi korkunç işkencelere maruz kaldıklarını anlattı. Diğerleri ve aileleri, ya itirafçı oldukları ya da tehdit edildikleri için o gün bu gündür konuşmuyorlar. Bütün bunlar Türkiye’de oldu. Bir hukuk devletinde olacak şey midir bunlar?” diyor.

Devlet kurumlarının olayı aydınlatmak şöyle dursun üstünü örtmek çabası içinde olduğunu vurgulayan Gergerlioğlu, bu tür olaylara ilişkin bir insan hakları savunucusu ve vekil olarak görevini yapmak gayretinde olduğunu belirtirken, çifte standartçı tutumlara da tepki gösteriyor: “PKK’li olduğu iddia edilen bir mağdurla ilgili girişimde bulunduğumda ‘Bölücü’, Yusuf Bilge Tunç’un durumunun aydınlatılmasını istediğimde ‘FETÖcü’ olduğumu söylüyorlar. Oysa, haksızlığa uğrayan kim olursa olsun haksızlığa haksızlık, hukuksuzluğa hukuksuzluk, adaletsizliğe adaletsizlik demek durumundayız. Adalet, hukuk, insan hakları herkes için aynı ölçüde önemlidir, gereklidir.”

Yusuf Bilge Tunç’un eşi: Hiçbir umudum kalmadı…

Yusuf Bilge Tunç’un eşi, iki yılı aşkın bir süredir “kayıp” olan eşiyle ilgili elinden gelen her şeyi yapmış ama hiçbir sonuç alamamış olmaktan dolayı yorgun, bitkin, üzgün. 

Soruşturmanın durumunu sorduğumda, “En son savcılıktan başvuru dilekçemize, ‘kovuşturmaya yer yok’ şeklinde bir cevap aldık” dedi: “BM’nin kayıp-kaçak olaylarıyla ilgili departmanına başvurmuştuk. Hükümet BM’ye ‘yurt dışına gitmiş olabilir’ şeklinde bir yazı yollamış. BM ve AİHM’de başvurularımız sonucu oluşturulan dosyalar halen açık. Ama sonuçlandırılmıyor. Daha önce ‘kayıp’  başvurusu yapılan ve Emniyette oldukları ortaya çıkan altı kişinin başvuruları da sonuçlandırılmadı. Bu uluslararası kurumlar da ‘temkinli’ bir tutum içinde. Bunun nedenini anlayabilmiş değilim.”

Tunç’un eşi, Yusuf Bilge Tunç’un akıbetini öğrenmek, aydınlatmak için çaba gösterirken, gözaltına alınıp serbest bırakılmış. Twitter hesabı kapatılmış ve yenisini de açmamış. Ağlayarak, “Çocuklarımı ayakta tutmaya çalışıyorum. Hiçbir umudum kalmadı. Psikolojim bozuldu, tedavi görüyorum” diyor. 

Avukat Murat Yılmaz: Etkin soruşturma yapılmadı

Yusuf Bilge Tunç’un “kayıp” olduğu günlerde ailenin avukatı olarak girişimlerde bulunan Ankara Barosu avukatlarından Murat Yılmaz, 4 Eylül 2019 günü Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına verdikleri dilekçeyi yolladı. Temel talep olarak olayın etkin şekilde soruşturulmasının istendiği dilekçe, olayın ne şekilde soruşturulup soruşturulmadığını ortaya koyan bir belge niteliğinde.

Dilekçede özetle; ailesi tarafından 08.08.2019 ve 12.08.2019 tarihinde ayrı ayrı savcılığa müracaat edildiği, yine 12.08.2019 tarihinde Savcılığın kayıp şahıs kaydını henüz açtırmadığının öğrenilmesi üzere Jandarma’ya başvurulduğu, devamında 21.08.2019 tarihinde ilave dilekçe ile savcılığa “Etkin Soruşturmanın” gereklerinin zaman kaybetmeksizin yerine getirilmesi için dilekçe sunulduğu; ailenin, kendi çabalarıyla Yusuf Bilge Tunç’un kullandığı aracı terk edilmiş halde ıssız bir cadde üzerinde sağa park edilmiş şekilde bulduğunu, fakat delillerin sağlığı açısından bu dilekçe tarihi itibariyle araca halen dokunulmadığı; faillerin tespiti ve sorumluların cezalandırılmasına yönelik etkin bir araştırmaya girişilmediği; avrupa’nın 2., dünyanın ise 6. Kent Güvenlik Sisteminin kurulu olduğu Ankara’da, ana ve tali yollar 7/24 binlerce kamera ile takip edilip kayıt altına alınırken, Yusuf Bilge Tunç’un araç plakası ve görüntüsünün çok sayıda kamera sistemi tarafından tespit edilmesi mümkün iken, bu yönde bir inceleme yazısı dahi yazılmadığı; HTS kayıtları ve bu kayıtlar üzerinden Tunç’un son konum bilgilerine ulaşılması mümkün iken bu yönde bir girişimde bulunulmadığı ve Tunç’un kullandığı ve ailesi tarafından olaydan 4 gün sonra bulunan ve olay yeri inceleme ekibi tarafından delil tespiti yapılması için dokunulmayan araçta herhangi bir inceleme yapılmadığı gibi bilgiler mevcut. 

Avukat Yılmaz, dilekçeyi şu sözleriyle değerlendiriyor: “Bu, insan yaşamını tehlikeye atan bir suçun cezasız kalmaması yükümlülüğünü kaba şekilde ihlal ettiğine açık delilidir. Basit bir hırsızlık ve niteliksiz dolandırıcılık vakasında bile Savcılık ve Mahkemeler tarafından delil olarak başvurulan HTS kayıtları ve buna bağlı olarak BTK sisteminde yer alan lokasyon, konum bilgilerinin halen hiçbir şekilde incelenmiyor, hatta incelenmesi istenmiyor olması, Devletin Zorla Kaçırma Vakalarında kasıtlı bir şekilde ‘Kolektif Suskunluk’ içerisine girdiği iddialarını güçlendirmektedir. Hâlbuki 1899 yılında kurulan ve yüzyılı aşkın bir tarihi bulunan Kriminal Daire Başkanlığının gözle görülemeyen maddi delillerden suçluları tespit ettiği bilinmektedir. Tüm bu imkânlar yok sayılmış, farklı tarihlerdeki resmi başvuru ve dilekçelerine rağmen Savcılığın araçta parmak izi ve DNA incelemesi yaptırma yönünde herhangi bir girişimi olmamıştır.”