İfade ÖzgürlüğüYazarlar

TCK 216’ya yeni ‘koşul’: Mevzuat değil, sosyal medya ölçüt alınıyor

SİBEL YÜKLER

Dört ay önceki konserinde sarf ettiği sözler nedeniyle hakkında soruşturma başlatılarak gözaltına alınan sanatçı Gülşen, savcılıktaki ifade işlemlerinin ardından sevk edildiği İstanbul 2. Sulh Ceza Hakimliği kararınca tutuklanarak Bakırköy Kapalı Kadın Cezaevi’ne gönderildi. 

Gülşen, 30 Nisan’da Ataşehir’deki konseri sırasında müzisyen arkadaşına dönerek, “İmam Hatip’te okumuş daha önce kendisi, sapıklığı oradan geliyor” dediği için, TCK’nın 216/1 maddesi uyarınca “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” iddiasıyla suçlanıyordu. İfadesine göre, bu sözleri seyircilere değil, doğrudan arkadaşının kendisine söylemişti. Ayrıca, söz konusu kişinin İmam Hatip mezunu olmadığını, yalnızca lakabının “imam” olduğunu ve kendi aralarında bu şekilde şakalaştıklarını belirtmişti.

Bu ifadeye rağmen tutuklanan Gülşen hakkındaki kararın dayanaklarından birisi, suçlama konusu sözlerini içeren görüntülerin “birçok hesap ve grup tarafından olumsuz yorumlanması”ydı. Özetle, kararda sosyal medyadaki “olumsuz yorumlar” tutuklama için gerekçe gösterilmişti. 

Bir diğeri de yasal alt ve üst sınıra göre aslında “yatarı olmayan” bir suça ilişkin verilen tutuklama kararının “orantılı” görülmesiydi. Sonuç olarak Gülşen, TCK Madde 216/1 ve CMK Madde 100 uyarınca “delillerin toplanmasına ve tutuklanmasını gerektiren somut koşullar oluşmamasına” rağmen tutuklandı.

‘Gülşen’in hicvinde ‘alenilik’ ve ‘yakın tehlike’den bahsedilemez’

Peki Gülşen’in buna rağmen tutuklanması ne anlama geliyor? Avukat Erselan Aktan, “‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçunun madde metni, maddenin dar yorumlanmasının önüne geçmek için iki kıstas öngörüyor: Tahrikin alenen yapılmış olması ve kamu güvenliği açısından açık ve yakın tehlike barındırması. Gülşen’in sosyal medyada yayınlanan konuşmasında bunların ikisi de yok” diyor.

“Söz konusu konuşmanın, ‘inside joke’ denen hiciv diyaloğu olması nedeniyle aleniyetten, konuşmanın eski olması ve kamu güvenliği açısından olumsuz sonuç doğurmamış olması nedeniyle de açık ve yakın bir kamu güvenliği tehlikesinden bahsedilemez. Bu yönüyle konuşmanın ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği açık. Ancak tutuklama gibi ağır bir tedbir, isnat edilen suçlamaya vücut vermeyen bir konuşma için kolaylıkla verilebildi.”

Soruşturma makamlarına göre ‘işin önemi’ trend topic seviyesi 

Gülşen’in tutuklama kararındaki gerekçelerden biri, görüntünün sosyal medyada “birçok hesap ve grup tarafından olumsuz yorumlanması.” Avukat Aktan’a göre, soruşturma makamları bu tür durumlarda “kin ve düşmanlığa tahrik” boyutunu sosyal medya üzerinden ölçüyorlar:

“Sosyal medya tabiriyle kişi, eğer ‘trend topic’ olmuşsa, bunu ‘kamu güvenliğine yakın tehlike’ olarak görüyorlar. CMK’nın tutuklama tedbiri öngören 100. Maddesi de bu noktada kullanılıyor. Maddede oldukça muğlak bir tabir var: ‘İşin önemi…’ Eğer hedef gösterilen kişi fazla sayıda hesap tarafından hedef gösterilmişse, ‘iş’ kendiliğinden ‘önemli’ hale getirilip, tutuklama kararı verilebiliyor. Hele ki hedef gösterenler arasında bakanlar dahil birçok üst düzey yönetici varsa…” 

Aktan, bu noktada Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, Gülşen’in henüz ifadesi alınmamışken tutuklanmasına gerekçe olarak gösterilen “spesifik” maddeyi imayla attığı tweeti hatırlatıyor:

“İfadeyi de Hakim Savcı Atama Yönetmeliği’ne göre, görev bakımından ehil olmayan bir savcı aldı. Nasıl bir sonuç çıkabilir ki bu soruşturmadan? Tabii ki tutuklama talebi ve kararı çıkar. Gazeteci Sedef Kabaş’ın tutuklanma süreci de çok büyük benzerliklerle bu şekilde ilerletilmişti. Dönemin Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, gazeteci Kabaş henüz gözaltına alınmışken aleyhte bir tweet atmış, soruşturmayı aynı savcı yürütmüş ve Kabaş tutuklanmıştı.”

AYM ve AİHM net: Sosyal medyaya alışın, her ifadeye ceza düşünmeyin

Avukat Aktan, Gülşen’in tutuklanmasına dayanak gösterilen kanunlar ve maddelerin sosyal medyaya, sosyal medyanın dinamiklerine ve algoritmasına tamamen yabancı olduğunu söylüyor. Bu konuşmanın bir soruşturmaya dönüşmemesi gerektiğini söyleyen Aktan, “Ancak madem dönüştü, o konuşmanın taşınacağı, tartışılacağı başlık, ‘ifade özgürlüğü’ başlığı olmalıydı” diyerek, AYM ile AİHM’in yerel makamlara uyarısını hatırlatıyor:

“AİHM ve AYM, içtihatlarında yerel sorgulama mercilerine ‘sosyal medyaya alışın, dilini çözün, anlayın; her ifadeyi ceza ve tedbir öngören TCK ve CMK’yla düşünmeyin’ diyor. Örneğin AYM, 2020 yılında ‘İBAN’ ve ‘iman’ kelimeleri üzerinden ironik bir paylaşım yapan, sonrasında ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçlamasıyla tutuklanan gazeteci Hakan Aygün başvurusunda, soruşturma sürecinin ve tutuklama tedbirinin hukuka aykırı olduğuna hükmetmişti. AYM, Aygün kararında takip edilmesi gereken hukuki izleği, ayrıntılarıyla tarif ediyor o kararında.”

Ancak sorgu makamlarının tam aksi yönde hareket ettiğini söyleyen Aktan, “Sorgu makamları ise deyim yerindeyse ‘performans’ sergiler gibi gözaltı kararı verebiliyor, tutuklama tedbirine ilk elden başvurabiliyor. Çünkü mevzuata ve içtihatlara değil, yöneticilere, ‘trend topiclere’ odaklanmış durumdalar” diyor. 

Savcı Uçuk 10 aydır görevde, eli basının ensesinde

Gülşen nezdinde tartışılan bu son kararda imzası olanlara da basın ve ifade özgürlüğü kapsamında göz atmakta fayda var. Aslında son hadise, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Bürosu ve Savcı Uçuk’un son 10 ayının özeti sayılabilir. Tutuklama talebinde bu denli ısrarcı olan Savcı Türkşad Kunthan Uçuk’un kısa meslek hayatı benzeri birçok kararla dolu. 2018 yılında hukuk fakültesinden mezun olan Uçuk, savcılık sınavını verdikten sonra ilk olarak Osmaniye’de görevlendirilmiş, altı gün sonra da İstanbul’a atanmıştı. 

6 Ekim 2021 tarihinden beri İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Bürosunda görev alan Savcı Uçuk, henüz mesleğinin üçüncü ayında ilk olarak gazeteci Sedef Kabaş hakkındaki iddianameyi hazırladı. TELE 1’de dile getirdiği bir Çerkes atasözü nedeniyle tıpkı Gülşen gibi sosyal medyada hedef gösterilen Kabaş da hızlıca gözaltına alındı ve “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla Uçuk tarafından tutuklamaya sevk edildi.

Tutuklanan Kabaş hakkında 20 günde iddianame hazırlayan Uçuk, “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasının yanı sıra “kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret” suçlamasını da İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu yönünden iki kez ekleyerek toplamda 12 yıl 10 aya kadar hapis cezası talep etti. Savcı Uçuk, iddianameye sonradan eklediği bu suçlama hakkında Kabaş’ın savunmasını almaya da gerek duymadı. 

Erdoğan’ın avukatları şikayet ediyor, jet hızıyla soruşturma açılıyor

Uçuk aynı zamanda, gazeteci Hayri Tunç hakkında da yine “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme” suçlamasıyla iddianame hazırlayan isim. Bitmiyor. İleri Haber’den Doğan Ergün ve İzel Sezer‘e 11 yıl 4 aya kadar hapis istemiyle dava açılmasını haberleştiren biaNet’in eski genel yayın yönetmeni Nazan Özcan hakkında “alenen hakaret ve basın ve yayın yoluyla iftira” suçundan açılan davanın iddianamesi de Uçuk’a ait. Özcan hakkında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski avukatı Mustafa Doğan İnal’ın şikayeti üzerine soruşturma başlatılmıştı.

Uçuk’un, Erdoğan’ın eski avukatı İnal’ın şikayeti üzerine soruşturma başlattığı gazeteciler bu isimlerle de sınırlı değil. Uçuk, son olarak Kısa Dalga yazarı, gazeteci Ersan Atar ve sorumlu yazı işleri müdürü Sezgin Kesim hakkında “Mafyanın ‘yol kesme’ tutanakları ve devletin derin sessizliği” başlıklı haber nedeniyle soruşturma başlattı. Gazeteciler Atar ve Kesim, “kişilik haklarına yönelik asılsız iftira ve ithamlarda bulunulduğu” iddiasıyla suçlandı.