News

Türkiye ve Rusya’da ifade özgürlüğü: Aradaki 7 farkı bulabilecek misiniz?

Türkiye'den gelen gazeteci, STK temsilcileri ve avukatlar geçtiğimiz yıllarda altı çalışanı faili meçhul cinayetlerde öldürülmüş Novaya Gazeta'nın ödediği bedelin hikayesini, gazetenin yöneticilerinden biri olan Nadezhda Prusenkova'dan dinliyor.

Banu Tuna

Moskova’ya geldiğiniz için dönüşte başınız derde girecek mi?” diye soruyor, ekonomi gazetesi Kommersant’ın muhabiri Alexander Chernykh. Yüzümüzdeki “Daha neler” şaşkınlığını görünce açıklıyor: “Ne zaman Batı’ya, demokrasisi gelişmiş ülkelere gitsem aynı şey bana soruluyor. İlk kez karşımda bunu sorabileceğim birileri var, fırsatı kaçırmak istemedim.”

Hep birlikte gülüyoruz… Ağlanacak halimize…

Rusya’nın gri ve soğuk başkentindeki son günümüzde buluşuyoruz Alexander ile. Türkiyeli ve Rus Gazeteciler Diyalog Programı TRUSD kapsamında buradayız. Ev sahiplerimiz Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ile Almanya merkezli Özgürlük için Friedrich Naumann Vakfı. Önceki dört gün bağımsız gazeteciler, sivil toplum örgütü yöneticileri, akademisyenler, toplumsal hafıza üzerine çalışanlar, muhalefet parti üyeleri ve yabancı gazetecilerle düzenlenen toplantılar ile geçmiş. Bir masanın etrafına oturuyor, deneyimlerimizi paylaşıyoruz. Her toplantı sonrası biraz daha iyi anlıyoruz ki, yakınlaşan sadece iki ülkenin otoriter liderleri değil. Sivil toplumun, basının, akademinin üzerindeki baskılar da birbirine çok yakın, benzer. Handiyse karbon kopya gibi…

*

Küresel raporlar da bunu doğruluyor. Freedom House’un 2019 raporuna göre Rusya’nın siyasi haklar, sivil özgürlükler kriter alındığında özgürlük notu 100 üzerinden 20. Türkiye’nin 31. Her iki ülke de ‘özgür değil’ kategorisinde bulunuyor. Notu 100 olan ülkelerin en özgür ülkeler olduğunu hatırlatalım.

Sınır Tanımayan Gazeteciler  (RSF) örgütünün hazırladığı Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Rusya 149, Türkiye 157. sırada. Listede 180 ülke var. Rusya’da özgür basın üzerindeki baskılar 2011’deki kitlesel protestolardan bu yana artarak sürüyor. Türkiye’de ise 2013 Gezi ayaklanması sonrası artan baskı, 2016’daki darbe teşebbüsü sonrası zirve yaptı.

*

RANEPA Üniversitesi’nden saha araştırmacısı ve sosyolog Dmitry Rogosin, hükümet yanlısı iş insanlarının elindeki ana akım medyanın halkı birbiriyle çatışan gruplar haline getirdiğini anlatıyor. Bir grup için başkan Putin neredeyse kutsal bir figür. Kendisinin yürüttüğü araştırmaya katılanlardan bazıları “Onun hep genç kalmasının istiyorum” diyerek zamana meydan okumasını bekliyor örneğin. Demokrasi tarifi konusunda kafalar karışık. Rusların sadece yüzde 50’si “Demokrasi çok önemlidir” diyebiliyor. Bununla birlikte yüzde 70 özel hayatın dokunulmazlığını savunuyor. Nüfusun yüzde 89’unun internet erişimi var ancak yasaklı sitelerin sayısı sürekli artıyor. İnsanlar sansürden kaçınmak için VPN kullanıyor. Not aldığım deftere “Wikipedia Türkiye’de 3 yıldır yasaklı” yazıyorum.

*

Türkiye’de Gezi Protestoları başlamadan çok önce sokağa dökülmüştü Ruslar. 2011 Aralık’ında yerel seçimlerde hile yapıldığı gerekçesiyle başladılar eylemlerine. Küçük çaptaki protestolar hızla büyüdü ve 2013’e kadar aralıklarla devam etti. İnsan haklarını koruma örgütü OVD-info işte o sıralarda kuruldu. Temel olarak gözaltına alınan eylemcilerin akıbetiyle ilgileniyorlar. İfade özgürlüğü ve barışçıl gösteri ve toplanma özgürlüğü ana çalışma alanları. Bir telefon hatları var ve buraya gözaltı bilgisi geldiği andan itibaren devreye gidiyor, avukat yolluyorlar. Sloganları ‘Bilgi hayat kurtarır’.

2017’da yolsuzluk, emeklilik yaşının yükseltilmesi gibi nedenlerle 154 yerleşimde yeniden patlak veren protestolar sırasında toplam 15 bin kişi gözaltına alınmıştı. Üç kez üst üste protestolara katılmak, eylemcileri döven polisin elini tutmak hatta sadece o sırada orada bulunmak tutuklanmak için yeterliydi. Polise sadece dokunmak, mukavemet olarak işlem görüyordu.

OVD-info yöneticisi Anna Frolova, anayasanın garanti altına aldığı hakları, federal yasaların daralttığını anlatıyor. “Rusya milli maç kaybedince ortalık birbirine girdi, araçlar ters çevrildi ama kamu düzenini bozmak olarak işlem görmedi. Bu insanlar şiddete başvurmayıp ellerinde demokratik talepler yazılı dövizler taşısaydı farklı muamele görürlerdi”.

Rusya’da bugün üzerinde Vladimir Putin’in veya valilerin resminin bulunduğu dövizlerle sokağa çıkıp protesto düzenlemek mümkün değil. Yine Putin’in yakın çevresi veya Federal Güvenlik Teşkilatı (FSB) hakkında eleştirel konuşulamıyor. Frolova’nın meslektaşı Leonid Drabkin, “İnsanlar güvenlik ile özgürlük arasında seçim yapmaya zorlanıyor. Oysa bu ikisinden güvenliği seçersen sonunda ne güvenliğin ne de özgürlüğün kalır” diyor.

OVD-info, yurtdışından maddi destek aldığı için ‘Yabancı Ajan’ kabul ediliyor. 2012’de yürürlüğe giren yasaya göre, kâr amacı gütmeyen kuruluşlar yabancı ülkelerden bağış aldıklarında kendilerini ‘yabancı ajan’ olarak tanımlamak zorunda. Yabancı ajandan ne anlaşıldığı Türkiye’den hiç farklı değil Rusya’da. Devletin düşmanı olarak görülüyorlar. Bu yasa kapsamındaki tüm sivil toplum kuruluşlarının (STK), her açıklamanın, har raporun altında yabancı ajan olduklarını beyan etmeleri isteniyor. Reddedenler ağır para cezalarına mahkûm ediliyor. Ceza borçlarını ödeyemediği için faaliyetini durduran STK’lar var.

*

Kasım 2017’de çıkan bir başka yasa ile yurtdışından fon alan basın organları da ‘yabancı ajan’ olarak kabul edilmeye başlandı. 1993’te kurulan muhalif Novaya Gazeta finansal güçlükler yaşasa da sırf bu yüzden uluslararası fonlara başvurmuyor. Panama Belgeleri’ni Rusya’da yayımlayan tek gazetenin yöneticilerinden Nadezhda Prusenkova, hata yapmamak, hep hükümetten birkaç adım ileride ve tetikte olmak zorunda olduklarını anlatıyor. Yine de şu sıralar, dışarıdan para alıp almadıklarından emin olmak isteyen devlet görevlileri hesaplarını kontrol ediyor.

Yüzde 76’sının editöryel kadroya ait olduğu Novaya Gazeta, bağımsız habercilik uğrunda pek çok kurban verdi. 2000 yılından bu yana altı çalışanları yolsuzluk veya Çeçenistan ile ilgili haberlerin peşindeyken farklı zamanlarda katledildi. Bu isimler arasında en ünlüsü kuşkusuz, evinin önünde beş kurşunla öldürülen araştırmacı gazeteci Anna Politkovskaya. Tetiği çekenler yakalandı ama emri verenler asla bulunamadı. Masası ölümünden 13 yıl sonra hâlâ olduğu gibi korunuyor.

Genel yayın yönetmeninin seçimle işbaşına geldiği gazetenin koridorları gazetecilik başarılarının hatıralarıyla dolu. Girişte küçük bir camekânlı müzeleri dahi var. Haftada üç gün basılan gazetenin tirajı 112 bin, internet sitesini günde 300 bin kişi ziyaret ediyor. Finansman ilanlar, satış, üyelik ve bağışlarla sağlanıyor. Ancak ilan verenlerin üzerinde hükümet baskısı var. “Haberlerimizin ülkede değişim yaratmaması boşluğa konuştuğumuz hissi yaratıyor bazen. Normalde bir yolsuzluğu ortaya çıkarırsın, davalar açılır, sonuç alınır” diyor Prusenkova.

*

Döngüyü tamamlamak için başladığımız yere, Kommersant’a gidelim… Hikâyesi, Türkiye’nin eski ana akım medyasını hatırlatıyor. 1990’larda en parlak günlerini yaşayan Kommersant, Sovyetlerin dağılıp Rusya’nın kapitalist sisteme geçmesi sonrası kurulan ilk ekonomi gazetesi. Başından beri Putin’e muhalefet eden sahibi oligark Berezovsky, gazeteyi 2006’da elden çıkarmak zorunda kalıyor. Son sahibi, Cumhurbaşkanı Putin’in yakın arkadaşı olan metal madenciliği alanında faaliyet gösteren bir oligark. Gazete hükümetin, patronun ve muhalefetin baskısı altında tarafsızlığını korumaya çalışıyor. Geçen mayıs Putin hakkındaki bir haber nedeniyle iki çalışanın işine son verilince, dayanışma için tüm politika servisi toplu istifa etmişti.

Şimdi bu yazıyı sonuna kadar okuyanlara yeniden soralım: Aradaki 7 farkı bulabildiniz mi?