Basın Özgürlüğüİnsan Hakları

Uluslararası hak örgütleri: Kürt gazetecilere yönelik baskı kabul edilemez

Elif Akgül

Van’da dört gazetencinin kolluk kuvvetlerince işkence gören iki yurttaşla ilgili yaptıkları haberler nedeniyle tutuklanmasına birçok uluslararası ifade özgürlüğü ve basın hakları kuruluşundan da tepki geldi. 

Mezopotamya Ajansı (MA) muhabirleri Adnan Bilen ve Cemil Uğur, Jinnews muhabiri Şehriban Abi ve serbest gazeteci Nazan Sala, Servet Turgut’un ölümüne ve Osman Şiban’ın ağır yaralanmasına sebep olan işkenceyi haberleştirdikten sonra 9 Ekim’de tutuklandı. Ekim ayı sonunda işkence iddialarını araştırmak üzere Van’a giden bağımsız milletvekili Ahmet Şık da, gazetecilerin bu haber nedeniyle cezalandırıldığını söyledi.  

Tutuklamalar Türkiye’de yankı uyandırmakla kalmayıp, birçok uluslararası basın ve hak örgütünün de tepkisini çekti. Aralarında Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), Article 19, PEN, Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) gibi dünyanın önde gelen basın ve ifade özgürlüğü kuruluşlarının bulunduğu pek çok kurum, muhabirlerin bir an önce serbest bırakılmasını talep ederek MA’ya ve Kürt gazetecilere yönelik baskıyı kınadı. 

IPI: “Pandemi sırasında keyfi tutuklamalar kabul edilebilir değil”

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Van’daki gazetecilerden üçünün pandemi nedeniyle tedbiren tahliyelerinin istendiği bir başvuruya cezaevlerinin pandemi açısından risk oluşturmadığına  hükmettiği bir ara kararı bulunduğunu hatırlatan IPI Türkiye Program Koordinatörü Renan Akyavaş, “Tüm bunların üzerine, AYM’nin MA muhabirlerinin tutulduğu cezaevi koşullarının pandemi açısından sağlık riski oluşturmadığını belirtmesi son derece endişelendirici. Duyurulmayanı duyurmaya çalışan gazetecilerin haksız yere tutuklanmaları yetmezmiş gibi, bir de pandeminin ortasında hayatlarının riske atılması kabul edilebilir bir durum değil” dedi. 

Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlamaların gazetecilere karşı kullanılma şeklinin bir cezalandırma pratiğine dönüştüğünü söyleyen Akyavaş, “Van’da iki vatandaşın Türk silahlı kuvvetlerince helikopterden atıldığı iddiasını haberleştiren gazetecilerin, haberlerin hemen ardından terör örgütüne üyelik iddiasıyla gözaltına alınması Türkiye’de süregelen bu cezalandırma pratiği açıkça gözler önüne seriyor” dedi. 

26 Kasım’da MA Van bürosunda görev yapan muhabir Dindar Karataş’ın da “örgüt üyeliği” suçlamasıyla tutuklandığını ve Ankara’da görev yapan MA muhabiri Hakan Yalçın’ın da 27 Kasım’da gözaltına alındığını hatırlatan Akyavaş,  “Ekonomik problemlerden, askeri operasyonlara pek çok konuda haber yapan gazetecilerin yargılamalar ve tutuklamalarla etkin şekilde korkutulmaya çalışıldığına şahit oluyoruz. Bu durum Mezopotamya Ajansı gibi Kürt halkının sorunlarını haberleştirmeye öncelik veren önemli bir haber ajansının çalışanlarına yönelik daimi baskılarla daha ciddi bir boyut kazanıyor. Dün MA muhabiri Dindar Karataş’ın terör suçlamalarıyla tutuklanması, bugün ise Hakan Yalçın’ın yine benzer suçlamalarla gözaltına alınması bunun bir göstergesi” dedi.

Akyavaş, Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) olarak bu gazetecilerin derhal serbest bırakılmasını talep ettiklerini ve MA’ya yönelik saldırıları kınadıklarını belirtti.

PEN: “Kürt gazetecilere yönelik kişi güvenliği ve ifade özgürlüğü hakkı ihlalleri daha fazla”

PEN Norveç Türkiye danışmanı Caroline Stockford ise 2018’de 54’ü gazete olmak üzere 185 medya kuruluşunun Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti tarafından kapatıldığını hatırlatarak “Şimdi görüyoruz ki Kürt gazetecilere yönelik kişi hürriyeti ve güvenliği ile ifade özgürlüğü hakkı ihlalleri Türk gazetecilere kıyasla çok daha fazla” dedi.

Geçmişte, Özgür Gündem ve Dicle Haber Ajansı’na yönelik saldırılara şahit olduklarını hatırlatan Stockford, “Ne yazık ki Van’da Kürt gazetecilere yönelik son soruşturmalar da Kürt gazetecilerin maruz kaldığı ayrımcılığın net bir örneği” diyerek, PEN Norveç’in hukukun üstünlüğünün yeniden tam olarak tesis edilmesi ve Kürt gazetecilerin hedef alınmasına son verilmesi çağrısı yaptığını bildirdi. 

Article 19: “Kürt gazeteciler meşru faaliyetleri nedeniyle taciz ediliyor”

İfade ve basın özgürlüğü hakkı üzerine çalışmalar yürüten ve ismini de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 19. maddesinden alan Londra merkezli sivil toplum kuruluşu Article 19 Avrupa ve Orta Asya Direktörü Sarah Clarke ise  “Türkiyeli yetkililerin hukukun üstünlüğünü tesis etme ve gazetecilerin ifade özgürlüğünü sağlama yönündeki uluslararası anlaşmalardan doğan sorumlulukları yerine getirmeye çağırıyoruz” dedi. 

“Türkiye’deki Kürt gazeteciler çok uzun süredir, kamuyu yakından ilgilendiren konularda yaptıkları meşru gazetecilik faaliyetleri nedeniyle taciz ediliyor ya da soruşturmaya maruz kalıyor. Bunlardan biri de Van’daki işkence iddiaları konusu” diyen Clarke, “Kürt gazetecilere yönelik kötü muamele, bilhassa da Nedim Türfent’e yönelik işkence belgelenmiş durumda” diye ekledi. 

Gazetecilere karşı suçlarda cezasızlığın sona erdirilmesi için tüm bu iddiaların soruşturulması gerektiğini belirten Clarke, “Özellikle Covid-19’un hapishanelerdeki bulaşımı sağlık üstünde gerçek ve acil bir tehdit olduğu için gazeteciler derhal tahliye edilmeli” diye ekledi.

CPJ: “Suçlamayı bilmeden hapis yatmak mesleki sorun haline geldi”

Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) Türkiye Temsilcisi Özgür Öğret “Geçen ay Van’da tutuklanan dört gazetecinin tam olarak ne ile suçlandıklarını dahi bilmiyoruz” dedi.

Uzun süre iddianame olmaksızın parmaklıklar ardında tutulmanın gazeteciler için bir cezalandırma pratiğine dönüştüğünün altını çizen Öğret, “Bizim bunu konuştuğumuz gün Türkiye’nin farklı illerinden, İstanbul, Ankara, Erzurum’dan yine taze gözaltı ve tutuklama haberleri geliyor. Ne yazık ki ülkemizde muhalif gazetecilerin, en başta da Türkiye vatandaşı Kürt gazetecilerin, sebebini bilmeden gözaltına alınmak ve suçlamayı bilmeden hapis yatmak gibi bir mesleki sorunları var. Normal bir zamanda dahi kabul edilemeyecek bu keyfi gözaltı ve tutuklamaların küresel bir salgın ortamında ne kadar tehlikeli olduğu ve bunda ısrar edilmemesi gerektiği ise bariz” dedi. 

Af Örgütü: “Gazetecilerin somut delil olmadan tutuklanması ifade özgürlüğü ihlali”

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Kampanya Sorumlusu Milena Büyüm ise gazetecilerin yaptıkları haberler nedeniyle gözaltına alınıp sonrasında sulh ceza hâkimlikleri tarafından “örgüt üyeliği” suçlamasıyla, bu suçun işlendiğine dair somut deliller sunulmaksızın tutuklanmalarının ifade özgürlüğü hakkının uzun zamandır altında bulunduğu baskının devam ettiğinin somut örnekleri olduğunu ifade etti.

Uluslararası hukukta istisnasız bir şekilde yasaklanan işkence ve kötü muamelenin açığa çıkarılmasında gazetecilerin rolü her zaman ve her yerde çok önemli olduğunu vurgulayan Büyüm, sözlerini, “Gazeteciler, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından verilmiş basın kartları olmaması gerekçe gösterilerek  basın mensubu kabul edilmemiş, not defterlerindeki notlar, telefonlarındaki fotoğraflar gazetecilik faaliyetleri çerçevesinde değerlendirilmemiş, tutuklanma kararlarının gerekçesi olarak kullanılmıştır.  Uluslararası Af Örgütü olarak yöneltilen suçlamalar somut delillere dayanmadığı takdirde gazetecilerin serbest bırakılması gerektiğini yetkililere hatırlatmak isteriz” dedi. 

Büyüm son olarak, “Yargı reformu tartışmalarının yoğunlaştığı bu günlerde yetkili makamların bu tür ihlal içeren uygulamaların önüne geçecek adımlar atmaları gerekiyor” diye konuştu.