Adaletten HikayelerHaberler

Adaletsizliği hatırlatan adliye

-

Canan Coşkun

Çağlayan Adliyesi, anıt, müze, arşiv veya kütüphane değil ancak barındırdığı toplumsal anılar nedeniyle bir hafıza mekânı…

İstanbul Adliyesi, anıt, müze, arşiv veya kütüphane değil ancak barındırdığı toplumsal anılar nedeniyle bir hafıza mekânı. Adalet duygusunu inciten bu anıların toplumsal hafızadan silinmesine karşı durulursa bir gün adalet yeniden tesis edilir belki.

Metrobüs hattının Mecidiyeköy’den önceki durağı: Çağlayan. Semt ismi olmaktan çok sınırları içindeki İstanbul Adalet Sarayı ile bilinen yer. Yakın tarihte birçok hukuk skandalının yaşandığı adliye. Bu bina, otobüsten iner inmez tüm azametiyle karşınıza dikiliyor. Binanın yapıldığı arazide önceleri büyük mitingler gerçekleştirilirdi.

Metrobüs üst geçidinden sonra yerleşke sınırına “Pac-Man” oyunundakine benzeyen labirentlerden geçerek giriliyor. Tek farkla: Buradaki labirentlerin duvarları polis bariyerlerinden. Binanın içinde de labirentler var. Avukatlar, siyasetçiler, gazeteciler, hak savunucuları, akademisyenler ve mağdurlar, labirentin içinde adalete varan yolu bulmaya çalışıyor.

İstanbul Adalet Sarayı, 343.000 metrekarelik bir alana kurulu. Bu, kırk sekiz futbol sahası ediyor. İçinde 296 mahkeme, 37 İcra Müdürlüğü, klinik, postane, market, mescit, berber, kitapçı, bankalar, dinlenme odaları ve kafeteryaların bulunduğu on altı katlı binaya dört ayrı kapıdan girilebiliyor. Dava yoğunluğunun en çok olduğu Salı ve Perşembe günleri buraya yaklaşık 50 bin kişi girip çıkıyor. Hâkim ve savcıların kullandığı A Kapısı’nın karşısındaki parkta, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önde gelenlerinden Osmanlı’nın “derin devleti” Enver Paşa, Midhat Paşa, Mahmut Şevket Paşa ve iki sadrazamın anıt mezarı bulunuyor. Parka yalnızca yargı mensupları ve adliye görevlileri girebiliyor.

Toplumsal bellek daha adliyeye girerken çalışmaya başlıyor. Yargı mekanizmasının unsurlarından olan avukatlar, 2013’teki Gezi Parkı eylemleri sırasında burada sürüklenerek gözaltına alınmıştı. Avukatlar, bundan sonra ne zaman bir hukuksuzluğa ses çıkarsa bu kapıdan yaka paça dışarı atıldı. Polisin saldırısı sırasında kiminin beli kırıldı, kiminin burnu.

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

 

 

Binaya girmek için hemen önündeki geniş meydandan geçilir bazen. Bu meydanda siyasetçiler hedef gösterdiği için gazeteci Can Dündar’a 6 Mayıs 2016’da yaptığı haber nedeniyle bir tetikçi tarafından ateş açıldı. Olayda NTV muhabiri Yağız Şenkal bacağından yaralandı. Saldırıdan hemen sonra Dündar’a bir de hapis cezası verildi. -

 

-

 

Bu hatıraların arasından geçerek sivil halkın kullandığı ana girişe ulaşılıyor. Burada da başka bir anı bekliyor hatırlayanları. Hanıme Aslan, 11 Mart 2014’te adliyeye boşandığı eşine açtığı hakaret davası için gelmişti. Yanında koruma polisi de vardı. Aslan ve koruma polisi kapıdan içeri girerken oğlu Dursun Zehir tarafından öldürüldü. Erkek şiddeti onu adalet aramak için geldiği yerde bulmuştu.

 

-

 

Giriş kapısından sonraki güvenlik taramasından geçtikten sonra geniş bir avlu ve Themis heykelleri karşılıyor ziyaretçileri. Yaklaşık yirmi metre boyunda iki dev Themis. Sanki “Ne kadar büyük yaparsak o kadar adil görünürüz” diye düşünülmüş.

Yazar Jose Saramago’nun “Görmek” kitabında, siyasal erk, kendini seçmeyen insanların şehrindeki metro istasyonunda bir bomba patlatır. İnsanlar patlamada yaşamını yitiren yakınlarını defnettikten sonra başkanlık sarayına yürür. Oraya vardıklarında saraya yalnızca bakarak barışçıl bir protesto eylemi yaparlar.

Haksız tutuklamalara tepki gösteren avukatlar da romandaki kişiler gibi seksen dört haftadır İstanbul Adalet Sarayı’nda nöbet tutuyor. Geniş avludan saraya bakarak barışçıl bir eylem yapan Adalet Nöbetçileri, eylemin ilk haftasında polislerin biber gazı ve kalkanlı müdahalesine maruz kalmıştı. Gözaltına alınan avukatlardan Erkan Ünüvar’ın ayağı, Gökmen Yeşil’in burnu kırılmıştı. Yaşananların ardından avukatlar yargılandı ve beraat etti. Şiddetin sorumluları ise hesap vermedi.

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

Adliyenin hemen hemen her katı bir başka hatırayı çağırıyor zihnimize. Cumhuriyet gazetesi davası zemin kattaki büyük duruşma salonunda yapılırdı. Bu salonda hâkimler ve savcılar, gazetecileri gazetecilik yaptığı için yargıladı, savunmasını beğenmediği için dışarı attı. Duruşma olduğu günlerde koridor salona girmek isteyenlerle dolup taşardı. Bir üst kattaki büyük duruşma salonunda da gazetesinin önünde öldürülen Hrant Dink’in faillerinin yargılandığı dava görülüyor. On ikinci yılına giren davada sorumluların hiçbiri hâlâ hesap vermedi.

 

-

Binanın altıncı katında gözaltındaki kişilerin adliyeye sevk edildiklerinde çıkarıldıkları Sulh Ceza Hâkimlikleri yer alıyor. Upuzun bir koridorun ucundaki bu kısmın önünde bir bekleme alanı var. Burası hüzünlü anılar barındırıyor. Özellikle 2016’daki darbe girişiminden sonra çok sayıda gazetecinin tutuklandığı yer burası: Cumhuriyet gazetesi yazarları, Ahmet Şık, Erdem Gül, Can Dündar, İsminaz Temel, Tunca Öğreten, Ömer Çelik, Murat Aksoy, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Nazlı Ilıcak…

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

Bu kat, terörün soğuk yüzünü de hatırlatıyor. DHKP-C’li eylemciler tarafından rehin alınan savcı Mehmet Selim Kiraz’ın makamı bu katta yer alıyordu. Kiraz ve eylemcilerin yaşamını kaybettiği olaydan sonra odaya girenler, duvarlarda mermi girmeyen yer kalmadığını söylemişti. Makam, sonradan yenilenerek anı odası haline getirildi. Odanın camındaki kurşun delikleri ise hâlâ zihinlerde.

-

 

-

 

-

 

 

 

Adliyenin herhangi bir katında akademisyenlere rastlamak mümkün. Barış Bildirisi’ne imza attıkları için hemen hemen her gün yargılanıyorlar. Bazı davalar, amfide işlenen bir derse benziyor. Mahkemeler ise otomatiğe bağlamış şekilde 1 yıl 3 ay hapis cezası veriyor.

 

-

 

-

Burada duruşma izlerken koridorlardan sık sık çığlık sesleri gelir. Çığlığın ardından sevinme nidası geliyorsa tahliye, ağlama sesleri geliyorsa tutuklama çığlığıdır.

Fransız tarihçi Pierre Nora’ya göre anıtlar, müzeler, arşivler ve kütüphaneler ortak mirasın odak noktası “hafıza mekânlarıdır”. Hafıza mekânları, bir başka dönemin tanığı olarak unutmaya veya unutturmaya karşı hatırlama için katkı sağlar çünkü “İnsan hafızasının sakatlığı, unutmasıdır.”

İstanbul Adliyesi, anıt, müze, arşiv veya kütüphane değil ancak barındırdığı toplumsal anılar nedeniyle bir hafıza mekânı. Adalet duygusunu inciten bu anıların toplumsal hafızadan silinmesine karşı durulursa bir gün adalet yeniden tesis edilir belki.

Bu yazı Özgürlük için Friedrich Naumann Vakfı’nın desteklediği Adaletten Hikayeler başlıklı proje kapsamında yayınlanmıştır.