Duruşma Haberleri

Gazetecilerin davası bir yıldır ilerleyemedi: Şikâyetçi bilirkişi 'kayıp', mahkeme ulaşamıyor, tanıyan bulunamıyor

Gazetecilerin davası bir yıldır ilerleyemedi: Şikâyetçi bilirkişi 'kayıp', mahkeme ulaşamıyor, tanıyan bulunamıyor

 

  • Gazetecilerden şikâyetçi olan bilirkişi Satılmış Büyükcanayakın dört duruşmadır mahkemeye gelmiyor; kolluk adresinde bulamıyor, adresinde kendisini tanıyan biri bulunamıyor, kendisine ulaşılamıyor.
  • Suçlamaya konu olan telefon görüşmesi bu bilirkişiyle yapılmış olmasına rağmen, yargılama en kritik tanık dinlenemediği için fiilen kilitlenmiş durumda. Müştekinin yokluğu nedeniyle dava bir yıldır sürüyor.

Semra Pelek

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ismini açıkladığı bilirkişi Satılmış Büyükcanayakın ile yapılan telefon görüşmesinin yayımlanması nedeniyle yargılanan gazeteciler Barış Pehlivan, Seda Selek, Serhan Asker, Suat Toktaş ve Kürşad Oğuz’un davasında, müştekinin dört duruşmadır mahkemeye gelmemesi adil yargılama hakkına ilişkin ciddi tartışmaları beraberinde getirdi.

Gazeteciler, doğrudan Satılmış Büyükcanayakın ile yaptıkları ve suçlamaya konu edilen telefon görüşmesinin yayımlanması nedeniyle, “kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları kaydetmek” ve “kayda alınan konuşmaları basın yoluyla yayımlamak” suçlamalarıyla İstanbul 54. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor. Dosyada suçun oluşup oluşmadığı, konuşmanın izinsiz yapılıp yapılmadığı ve müştekinin basına konuşma iradesinin bulunup bulunmadığı gibi davanın esasını etki edecek unsurların tamamı doğrudan müştekinin anlatımına bağlı. Buna rağmen Büyükcanayakın bugüne kadar hiçbir duruşmaya katılmadı.

Mahkeme, müşteki dinlenmeden dosyanın karara bağlanamayacağını daha önce açıkça ifade etmişti. Ancak müştekinin duruşmalara katılmaması nedeniyle yargılama yaklaşık bir yıldır sonuçlandırılamadı.

Adresinde bulunamadı, kendisine ulaşılamadı

Mahkemenin 3 Temmuz 2025 tarihli zorla getirme kararının ardından kolluk birimleri, dosyada kayıtlı adrese duruşma öncesinde ve duruşma günü olmak üzere birden fazla kez gitti. Ancak bu ziyaretlerde kimseye ulaşılamadı. Adres çevresinde yapılan araştırmalarda da Büyükcanayakın’ı tanıyan veya hakkında bilgi verebilecek bir kişiye rastlanmadı.

Kolluk ayrıca ulusal veri tabanları üzerinden müştekinin adres ve iletişim bilgilerini sorguladı; ancak dosyada yer alan adres dışında başka bir yerleşim bilgisine veya kendisine ait kayıtlı bir telefon numarasına ulaşılamadı. Bu nedenle müştekinin fiilen temin edilmesi mümkün olmadı ve zorla getirme kararı uygulanamadı.

Bunun üzerine mahkeme, müştekinin yeniden zorla getirilmesine karar vererek kolluk birimlerine, zorla getirmenin yalnızca telefonla bildirim anlamına gelmediğini, Satılmış Büyükcanayakın’ın duruşma günü ve saatinde fiilen mahkemeye hazır edilmesi gerektiğini hatırlattı.

Yargılama uzadı, yurtdışı yasağı fiilen cezaya dönüştü

Müştekinin mahkemeye gelmemesi nedeniyle davanın bir yıldır sonuçlandırılamaması, sanık gazeteciler açısından ağır sonuçlar doğurdu. Gazeteciler hakkında bu süreçte yurtdışına çıkış yasağı uygulanmaya devam etti. Sanıklar, bu adli kontrol nedeniyle yurtdışında yaşayan çocuklarını göremediklerini, haber ve söyleşi yapmak üzere yurtdışına çıkamadıklarını ve bu yasağın artık fiilen bir cezaya dönüştüğünü defalarca dile getirdi.

Son duruşmada mahkeme, bu adli kontrolün beklenen faydayı sağladığı gerekçesiyle yurtdışı çıkış yasağının kaldırılmasına karar verdi.

Müştekinin duruşmaya gelmemesi ne anlama geliyor?

Gazetecilerin yargılandığı bu dosya hakkında nasıl karar  alınacağı Satılmış Büyükcanayakın’ın o telefon görüşmesiyle ilgili verdiği cevaplara bağlı. Müştekinin “Sizi gazeteci mi aradı, basına konuştuğumu biliyor muydunuz, kayıt yapılmasına rıza verdiniz mi?” gibi sorulara vereceği cevaplar, davanın kaderini belirliyor. Ama bu soruların muhatabı olan kişi duruşmaya gelmeyince, mahkeme bu kritik noktaları hiç tartışamıyor.

Bu da birkaç temel sonucu beraberinde getiriyor:

  1. Gazeteciler kendilerini savunamıyor: Sanıkların, kendilerinden şikâyetçi olan kişiye doğrudan soru sorma hakkı var. “Neden ertesi gün savcıya gittiniz?”, “Basına konuştuğunuzu bilmiyor muydunuz?” gibi sorular ancak mahkeme salonunda sorulabilir. Müşteki olmayınca bu yüzleşme de yapılamıyor. Savunma kâğıt üzerinde kalıyor.
  2. Dava tek taraflı yürüyor: Savcılık, soruşturma sırasında alınmış yazılı beyanlara dayanabiliyor. Ama savunma bu beyanları sorgulayamıyor. Böylece mahkeme salonunda gerçek bir tartışma değil, dosya üzerinden yürüyen tek yönlü bir süreç oluşuyor.
  3. Hâkim dosyaya mahkûm kalıyor: Müşteki gelmediği için hâkim, olayın merkezindeki kişiyi hiç dinleyemiyor. Ceza yargılamasında hâkimin kanaatini duruşmada tartışılan delillere göre oluşturması gerekiyor. Müştekinin hiç dinlenmemesi, hâkimin fiilen savcılık evrakı üzerinden karar vermesi riskini doğuruyor. 
  4. Makul sürede yargılanma yapılamıyor: Dosya müştekinin mahkemeye getirilememesi nedeniyle uzuyor. Bu da sanıkların aylarca yargı tehdidi altında kalması ve adli kontrollere maruz bırakılmasına neden olurken, durum makul sürede yargılanma hakkı bakımından da sorun yaratıyor.

 

Image

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) haber alma hakkı, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü alanlarında faaliyet yürüten bir sivil toplum kuruluşudur. Derneğimiz başta gazeteciler olmak üzere mesleki faaliyetleri sebebiyle yargılanan kişilere hukuki destek vermektedir.