- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşma yaptığı sırada İsrail’i protesto eden 9 kişinin yargılandığı davada tanık polis ifadeleri; tutanaklar, bilirkişi raporu ve video görüntüleriyle çelişti.
- Müdahale talimatının Cumhurbaşkanlığı koruma personelinden geldiği iddiası dosyaya girdi. Gözaltı odasında İstanbul Valisi Gül'ün de bulunduğu tanık polisçe doğrulandı.
- Savunma, CMK’ya aykırı iddianameye rağmen yargılamanın uzatıldığını, savunma hakkının “esasa girilmesi” uyarılarıyla sınırlandığını belirterek beraat talep etti.
Semra Pelek
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşması sırasında İsrail’le ticareti protesto ettikleri gerekçesiyle yargılanan 9 aktivistin davasının dördüncü duruşması, İstanbul 8. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya beş sanık katıldı.
Sanıkların “kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere katılmak” ve “ihtara rağmen dağılmamak” suçlamalarıyla yargılandığı dosyada, olay günü salonda bulunan ve gözaltı tutanağında imzası bulunan polisler tanık olarak dinlendi. Ancak, duruşma ilerledikçe, tanık polislerin verdiği ifadelerle tutanaklar, bilirkişi raporu ve görüntüler arasındaki uyumsuzluklar ortaya çıktı.
Tanık polislerin beyanları tartışma konusu oldu
Sanık avukatları, gözaltı tutanağında sanıklar Gülşah Eldemir ve Mücahit Özel için yer alan “slogan atmak üzere müdahale edildi” ifadesini tanık polise sordu. Tanık polis, sanıkların slogan atma hazırlığında olduğunu ayağa kalktıkları anda anladıklarını, diğer konukların ise oturmaya devam ettiğini söyledi. Hâkim, bu beyana karşılık “Belki de dışarı çıkmak için ayağa kalktılar, nereden biliyorsunuz?” diye sordu. Tanık polis bu kişilerin slogan atacağını hissettiklerini açıkladı.
Sanık avukatları, salonda herhangi bir uyarı yapılmadan kişilerin gözaltına alındığını belirterek, müdahale emrinin kim tarafından verildiğini sordu. Tanık polis, program öncesinde kendilerine nasıl davranacaklarının bildirildiğini, bu talimat doğrultusunda slogan atan kişileri gözaltına aldıklarını söyledi.
Avukatların adli tıp raporlarında darp izleri bulunduğunu hatırlatması üzerine tanık polis, gözaltına aldığı kişileri darp etmediğini savundu.
Savunma avukatları, gözaltı işlemlerinden önce salonda herhangi bir uyarı yapılmadığını, dolayısıyla “ihtara rağmen dağılmamak” suçunun unsurlarının oluşmadığını savundu.
Dinlenen diğer tanık polis ise program öncesinde kendilerine nasıl davranacaklarının bildirildiğini, bu talimat doğrultusunda slogan atan kişilere müdahale ettiklerini söyledi. Müdahalenin kaynağı sorulduğunda verilen yanıt, dosyaya yeni bir boyut ekledi: Tanık polis talimatın Cumhurbaşkanlığı Koruma Personeli'nden geldiğini söyledi.
Gözaltı sonrası süreç: Vali Davut Gül ayrıntısı
Sanık avukatlarının soruları üzerine tanık polis, müdahale edilen kişilerin salondan çıkarıldıktan sonra bir odaya alındığını, bu odada Cumhurbaşkanlığı koruma polisleri ile İstanbul Valisi Davut Gül’ün bulunduğunu doğruladı. Tanık polis, gözaltına alınan kişilerin bu odada tutulduğunu belirtti.
Bilirkişi raporu ve duruşmanın aleniyeti
Hâkim, bilirkişi raporunda ihtarların duyulmadığına ilişkin tespit bulunduğunu hatırlattı. Tanık polis ise salonun kalabalık olması nedeniyle uyarıların duyulmamış olabileceğini ileri sürdü.
Duruşmanın dikkat çekici ayrıntılarından biri de aleniyet meselesiydi. Salonun küçük olması nedeniyle hava almak için kapının açık tutulduğu, bu sırada salon dışında bekleyen sivil polislerin içeride ifade veren tanık polisi dinleyebildiği gözlendi.
Savunma: “İfade özgürlüğü kapsamında”
Sanık avukatları, sanıkların ifade özgürlüğü kapsamında hareket ettiğini, Cumurbaşkanı Erdoğan’ın konuşma yaptığı salonda herhangi bir suç işlemediklerini, Cumhurbaşkanına hakaret etmediklerini ve eşyalara zarar vermediklerini belirtti. Avukatlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının dikkate alınması gerektiğini vurgulayarak beraat talebinde bulundu.
Savunmada ayrıca, tanık polislerin beyanlarının tutanaklar, bilirkişi raporu ve video görüntüleriyle çeliştiği belirtilerek, tanık polisler hakkında evrakta sahtecilik suçundan suç duyurusunda bulunulması talep edildi.
Sanık avukatları, yargılanan dokuz kişinin İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının sürdüğü bir dönemde Türkiye ile İsrail arasında devam eden petrol ticaretini protesto ettiğini belirterek, “Soykırım da Türkiye–İsrail arasındaki petrol akışı da resmî olarak belgelidir” dedi. Savunma sırasında yapılan bu vurguların hâkim tarafından “esasa girilmesi” uyarısıyla kesilmek istenmesi, savunma hakkının kapsamı üzerine kısa ama anlamlı bir gerilime yol açtı.
Savunmadan CMK vurgusu: “Bu davanın bu kadar uzatılmasının nedeni hukuk mu?”
Hâkimin Ceza Muhakemesi Kanunu’na (CMK) vurgu yaparak esasa ilişkin savunma yapılması yönündeki uyarısı üzerine sanık avukatlarından Hasan Ece, dosyadaki CMK’ya aykırılıklara dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
“Eğer CMK’ya vurgu yapıyorsanız, ben de bazı hususları hatırlatmak isterim. CMK’yı mahkemeye de hatırlatmak isteriz. CMK’ya aykırı şekilde hazırlanan iddianamenin iade edilmesi gerekirken iade edilmemiş, duruşmalar başlamıştır. CMK’ya aykırı eksiklikler olmasına rağmen yargılama uzatılmaktadır. Dördüncü duruşmadayız. Bu davanın bu kadar uzatılmasının nedeni hukuk mudur?”
Savcı mütalaa için dosya istedi
Duruşma savcısı, mevcut beyan ve belgeler ışığında ek bir diyeceği olmadığını belirterek dosyanın esas hakkındaki mütalaanın hazırlanması için savcılığa gönderilmesini istedi. Mahkeme ise üçüncü bir tanık polisin dinlenmesinin davanın esasına etkili olmayacağı gerekçesiyle bu talepten vazgeçti ve duruşmayı 17 Haziran 2026’ya erteledi.
Duruşma, 16 Haziran 2026 saat 12.00’ye ertelendi.

