Basın ÖzgürlüğüCezaevindeki GazetecilerCOVID19

MLSA TV’de pandeminin cezaevindeki gazetecilere etkileri konuşuldu 

COVID-19 pandemisi sürecinde Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin (MLSA) online olarak düzenlemeye başladığı paneller sürüyor. 26 Nisan Cumartesi günü gazeteci Candan Yıldız, DİSK Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren, avukat Serkan Günel ve MLSA Eş Direktörü avukat Veysel Ok’un katılımıyla deneyimli gazeteci Mehveş Evin moderatörlüğünde gerçekleşen panelde, pandemi sürecinde gazeteciler ve medya organları üzerinde artan baskı ile cezaevinde bulunan gazetecilerin karşılaştığı riskler konuşuldu.

Avukatlar Günel ve Ok gazeteci müvekkillerinin durumu ile ilgili bilgi verirken, Eren ve Yıldız ise bu süreçte gazeteciliği ve halkın doğru haber alma hakkını savunmak için dayanışmayı önceleyen bir tutum içinde olunması gerektiğini vurguladı.

Eren: ‘Salgın döneminde gazetecilerin işini yapabilmesi çok önemli’

Salgının cezaevlerine sıçradığının resmi olarak da kabul edildiği bu günlerde hükümetin COVID-19 sebebiyle cezaevlerinde yaşanacak büyük bir felaketi durdurmak için elindeki fırsatı kaçırdığını belirten Faruk Eren, “Hükümetin zaten böyle bir niyeti de yoktu. Böyle bir niyetinin olmadığını, salgın sürerken bile gazetecilerin tutuklanması ile görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Salgın sürerken bile iktidarın gazetecilere yönelik baskısının tüm hızıyla sürdüğünü vurgulayan Eren, gazeteci Hakan Aygün’ün basit bir espri gerekçesiyle tutuklandığını, cezaevinde önce 14 gün karantinada kaldığını ve bu süreçte eşiyle telefonda bile görüşemediğini çünkü ev baskını sırasında eşinin telefonuna polis tarafından el konulduğunu hatırlattı. Bir başka gazeteci Hakan Gülseven’in ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın halktan para yardımı talep ederek IBAN paylaşması ile ilgili “Zırnık yok” diye tweet attığı gerekçesiyle sabaha karşı evine gelen terörle mücadele ekiplerince gözaltına alındığını aktaran Eren, Gülseven ile telefonda görüştüğünü, kendisinin ‘para vermem’ diye bir paylaşım yaparak anayasal hakkını kullandığını ve kendisini sorgulayan polislerin bile gazeteciyi neyle suçlayacağını bilemediğini aktardı. 

Eren, Libya’da hayatını kaybeden MİT mensubu ile ilgili haber yapan gazetecilerle ilgili dosyanın tüm gazetecilere gözdağı amacı taşıdığını belirtti. Eren sözlerine şöyle devam etti: 

“Hükümet, ‘Bizim Libya’daki, Suriye’deki operasyonlarımızla ilgili bir şey yazarsanız, haber yaparsanız, başınıza bunlar gelir’ diyor. ‘İktidarın koronavirüs salgınına karşı izlediği politikayı eleştirirseniz içeri girersiniz, kamuoyuna gerçekleri aktarırsanız yargılanırsınız,’ diyor. Salgın döneminde özellikle şeffaflık ve doğru bilgiye erişim çok önemli, gazetecilerin işini yapabilmesi çok önemli. Evden çalışma olanağına sahip olanlar evlerine kapandı fakat sosyal medya üzerinde inanılmaz bir bilgi kirliliği var ve tam bu noktada bağımsız gazetecilik çok önemli. Fakat hükümet, gazeteciliği yapılamaz hâle getirdi. Koronavirüs ile ilgili haber yapan televizyon kanallarına RTÜK üzerinden para cezaları ve yayın durdurma cezaları veriliyor. Basın İlan Kurumu kendini mahkeme yerine koyarak BirGün ve Evrensel gibi birtakım gazetelere ceza veriyor.”

Ok: ‘Adalet Bakanlığı verilerinin şeffaf olmadığını düşünüyoruz’

Sözlerine Adalet Bakanlığı’nın verdiği verilere göre cezaevlerinde 300 binden fazla mahpus olduğunu belirterek başlayan MLSA Eş Direktörü avukat Veysel Ok, cezaevlerinin kapasitesinin aşılmış olduğunun altını çizdi. COVID-19 pandemisi öncesinde de cezaevindeki bir bireyin cezaevinde sağlıklı koşullarda kalma fırsatı olmadığını belirten Ok, mahpusların gerek beslenme, gerek hijyen, gerek de sağlık hizmetlerine erişim açısından büyük sıkıntı çektiğini söyledi. 

MLSA’nın müvekkilleri ile ilgili yaptığı başvurularla ilgili olarak Ok şunları kaydetti: “Türkiye’de ilk COVID-19 tanısı konur konmaz tutuklu müvekkillerimiz için tahliye başvuru yaptık fakat bir buçuk aydır bazılarına henüz yanıt bile gelmedi. Tutukladıkları insanların hayatlarıyla bile ilgilenmiyorlar. Tahliye taleplerine ret bile gelmediği için Anayasa Mahkemesi’ne başvuramıyoruz, süreç bir türlü ilerlemiyor.”

Ok, MLSA’nın savunmanlığını üstlendiği gazeteci Aziz Oruç’un Patnos Cezaevinde kaldığı koğuşta COVID-19 belirtileri gösteren bir mahkûm olduğu halde bu kişinin günlerce revire bile çıkarılmadığını aktardı. Virüsün koğuşta yayılmasının kronik sağlık sorunları olan gazeteci Oruç’un hayatını riske atacağını vurgulayan Ok, Oruç’un henüz hakkında iddianame bile hazırlanmamış olduğu halde tutuklu bulunduğunu hatırlattı. 

Cezaevinde bulunan gazeteci ve yazar Ahmet Altan’ın da 70 yaşında olduğunu ve COVID-19 için risk altında olduğunu hatırlatan Ok, sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye’de 65 yaş üstüne uygulanan bir sokağa çıkma yasağı var ve hükümet bu yaş grubunu korumaya oldukça gönüllü görünüyor; sürekli onlarla ilgili propaganda yapılıyor. Fakat cezaevlerinde 65 yaş üstünde tutuklular var. Bu konuda samimiyet olsaydı, önce 65 yaş üstü mahpuslar tahliye edilirdi.”

Avukat görüşlerinin kısıtlanmasının cezaevleri üzerindeki denetim mekanizmasının ortadan kalktığını vurgulayan avukat Veysel Ok, şu an cezaevlerinde ne olduğu ile ilgili dışarıya çok az bilgi taşınabildiğini söyledi. Bakanlığın verdiği bilgilere dair şüpheli olduğunu söyleyen Ok, “Adalet Bakanı, özgür medya çalışanlarının yaptığı haberler ve sivil toplumun baskısı sonucu pandeminin cezaevlerine sıçradığını kabul etmek zorunda kaldı. Bu nedenle biz de bakanlığın verdiği verilerin şeffaf olmadığını düşünüyoruz.”

Günel: “Üst sınırdan cezada bile cezaevine girmeyecekler, yine de tutuklular”

Müvekkilleri Oda TV Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan ile Sorumlu Haber Müdürü Barış Terkoğlu’nun tutuklanma süreci ile ilgili bilgi veren avukat Serkan Günel, bu sürecin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Libya’da birkaç şehidimiz var” açıklaması ile başladığını aktardı. Bu açıklamanın toplumda infial uyandırmasının ardından bu şehitlerin kim olduğunun yalnızca Oda TV tarafından değil, sosyal medyada pek çok kişi tarafından araştırıldığını ve Libya’da hayatını kaybedenlerle ilgili açıklama yapıldığını aktaran Günel, ilerleyen günlerde milletvekili Bekir Bozdağ’ın da uzun bir basın açıklaması düzenleyerek iki şehidin isimlerini ve Libya’daki görevlerini deşifre ederek bu kişiler hakkında bilgi verdiğini hatırlattı.

Bunun ardından pek çok mecranın konuyu haberleştirdiğini belirten Günel, 3 Mart tarihinde Manisa’da bir yerel gazeteci olan Hülya Kılınç’ın imzasıyla Oda TV’de yayımlanan haber gerekçesiyle soruşturma açıldığını, bunu Yeni Yaşam gazetesinde yayımlanan bir başka haber ile gazeteci Murat Ağırel’in bir tweet’inin de takip ettiğini belirtti, Oda TV haberinde MİT mensubunun ifşa edilmediğinin sorgu sırasında açıkça anlatıldığını ekledi.

Oda TV’nin bir internet sitesi olduğu için Basun Kanunu’na değil, 5651 sayılı İnternet Kanunu’na tabi olduğunu belirten Günel, bu nedenle Oda TV nezdinde bir Sorumlu Müdür sorumluluğu olmadığını, hele de haberin kimin imzası ile yapıldığı belliyse bu pozisyonunun herhangi bir suçlamayla karşılaşamayacak olmasına rağmen müvekkili Barış Terkoğlu’nun tahliye edilmediğini belirtti. Günel, “Oda TV, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’ndan (BTK) gelen e-mail doğrultusunda talep edilen haber siteden kaldırıldığı halde kapatıldı. Zar zor ulaştığımız kararda anayasal düzene aykırılık, haberlerin içeriğinin ‘zararlı’ oluşu nedeniyle bir kapatma gerekçesi var,” ifadelerini kullandı.

Geçtiğimiz haftalarda yürürlüğe giren yeni infaz düzenlemesi kapsamında koşullu salıverilme istisnalarına müvekkillerinin suçlandığı MİT Kanunu’nun da eklendiğini hatırlatan Günel, bunun bu dosya kapsamında tutuklanan gazetecileri tahliye etmemek için ekstra bir çaba gösterildiği anlamına geldiğini söyledi. Günel, MİT Kanunu kapsamındaki suçlamaların denetimli serbestlik istisnalarına eklenmediğini hatırlatarak müvekkillerinin üst sınırdan, yani 5 yıl hapis cezası bile alsalar cezanın infazı için cezaevine girmeyeceklerini söyledi.

Yapılan son tahliye başvurusunun da hiçbir gerekçe gösterilmeden reddedildiğini aktaran Günel, gelinen noktada Sulh Ceza Hâkimliklerinden bir talepleri kalmadığını, hâkimliklerin tarafsızlığını yitirdiğini ve artık yalnızca iddianamenin bir an önce yazılmasını beklediklerini söyledi. Bu beklentinin de sonunda karşılandığını aktaran Günel, henüz iddianame ellerine geçmediği halde gazetelerden öğrendiklerine göre iddianamenin mahkemeye gönderildiğini ekledi. 

Yıldız: ‘Salgına rağmen hayat durmuyor, haber hâlâ üretiliyor’ 

Panelde son olarak söz alan gazeteci Candan Yıldız ise iktidarlar değişse bile değişmeyenin iktidarla gazetecilik arasındaki gerilim olduğunu, fakat salgın döneminin geçmişteki örneklerden farklı olarak kendine özgü baskı mekanizmaları ürettiğini vurguladı. COVID-19 salgını sürecinde gazeteciliğe sahip çıkmanın elzem olduğunu vurgulayan Yıldız, “Bugün buzdolaplarını doldurmayan yurttaşlar ile ilgili haberler yapıyoruz, bunları okuyoruz; koronavirüs nedeniyle yoksullaşma ve işsizlik oranın arttığını görüyoruz. Böyle bir dönemde televizyonların, gazetelerin boş kalması kabul edilemez. Medya organları bizim beslenme kanallarımız,” diye konuştu. 

Yıldız sözlerine şöyle devam etti: “Gazeteciler bizim için cezaevindeler. Barış’lar, Ferhat Çelik ve Aydın Keser herkesin ‘Türkiye’nin Libya’da ne işi var’ diye sorduğu bir dönemde o haberi yaptıkları için cezaevindeler. Murat Ağırel de uzun zamandır belediyelerle ilgili yolsuzlukları haberleştiren bir gazeteci arkadaşımızdı. Hülya Kılınç, yereldeki gazeteciliğin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteren bir isim.”

Salgına rağmen hayatın durmadığını ve haber üretilmeye devam edildiğini belirten Yıldız, son dönemde yaşanan tutuklamaların iktidar nezdinde doğru haberciliğin önünü almak için bir tehdit olarak öne sürüldüğünü vurguladı. 

Gazeteci Yıldız, “Birkaç yıldır içinden geçtiğimiz süreçte herkes kendi mahallesine sıkıştı, kendi mahallesinde kalmak istedi, oradan ses vermek istedi. Aslında Haberin Var Mı? biraz da bunu kırmak için bir araya gelen bir kampanya inisiyatifi olarak ortaya çıktı. Gazetecilere yönelik hak ihlallerine karşı ses çıkaran pek çok meslek örgütü var fakat bütün bunları bir araya getirmeyi hedefliyoruz. Mart başından beri yaşadığımız süreçte Rawin Sterk’i de katarsak yedi gazeteci tutuklandı. Birbirine benzemez yayın çizgilerinin kalemleri ve muhabirleri olan bu gazetecileri ve doğru bilgiyi aktarma haklarını birlikte savunuyoruz. En başta bu tutuklamalara karşı ‘Gazeteciler bir an önce tahliye edilsin’ talebimiz ile yola çıkmıştık fakat COVID-19 salgını araya girdi, arkadaşlarımızın yaşama hakkını tehlikeye soktu. Haberin Var Mı? inisiyatifi olarak yaptığımız kampanyacılık da bu salgın karşısında meslektaşlarımızın yaşama hakkını savunmaya dönüştü.”

‘Türkiye’de büyük bir gazeteci direnişi var’

Moderatör Mehveş Evin, panelin sonunda konuşmacılara bundan sonraki sürece dair temennilerini ve atılabilecek adımlarla ilgili önerilerini sordu. 

Türkiye’de büyük bir gazeteci direnişi olduğunu ve baskıya rağmen halkı bilgilendirmeye devam ettiklerini belirten Faruk Eren, “Hapishanedeki meslektaşlarımız bu yayını izleyemeyecek ama buradan hepsine dayanışma mesajlarımı yolluyorum,” dedi. 

Avukat Veysel Ok, hukuki olarak gerekli her adımı attıkları halde siyasi iradenin serbest bırakmak istemediği gazetecilerin tahliye edilmediğini belirterek buna karşı en önemli çözümün geniş bir dayanışma ağı olduğunu vurguladı. Ok, “Biz hukuki olarak yapacaklarımızı yapıyoruz fakat tutuklu gazetecilerin, özellikle de İstanbul’a uzak illerde olanların, bu süreçte unutulmaması en büyük temennim,” dedi.

Avukat Serkan Günel ise tutuklu yargılama pratiğinin Türkiye’deki en büyük sorun olduğunu belirtti, tutukluların COVID-19 belirtileri göstermese bile bir an önce serbest bırakılması gerektiğini vurguladı.

Gazeteci Candan Yıldız ise cezaevindeki gazeteciler ile COVID-19 salgınına rağmen sahada olan gazeteciler arasında bir bağ olduğunu, bütüncül bir şekilde değerlendirerek bu durumun ortaya çıkarılması gerektiğini aktardı ve ekledi: “Yan yana ve dayanışmayı önceleyen bir tutum içinde olmamız lazım yoksa boğulacağız.”