Basın ÖzgürlüğüCezaevindeki Gazetecilerİnsan Hakları

Van’da 4 gazeteci tutuklandı: Haber yaparken devletin resmi görüşünü savunmuyorsan risk altındasın

Rabia Çetin

6 Ekim 2020 tarihinde Mezopotamya Ajansı’nın Van bürosu basılmış, aynı operasyon kapsamında ajans muhabirlerinden Adnan Bilen ve Cemil Uğur, Jinnews muhabiri Şehriban Abi, gazeteci Nazan Sala, Fehim Çetiner ve eski gazete dağıtımcısı Şükran Erdem gözaltına alınmıştı. 24 saat avukat kısıtlaması getirilen gazeteciler, 9 Ekim’de tutuklanma talebiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edildi. Sulh Ceza Hâkimliği Adnan Bilen, Cemil Uğur, Şehriban Abi ve Nazan Sala hakkında “devlet aleyhine toplumsal olayları haber yaptıkları” gerekçesiyle “örgüt üyeliği” suçlamasıyla tutuklama kararı verdi.

Adnan Bilen, Cemil Uğur, Şehriban Abi, Nazan Sala hakkında verilen tutuklama kararında ise şu ifadeler yer aldı: “Ajite ve propaganda yaptıkları, basın kartlarının resmi geçerliliklerinin olmadığı ve bu nedenle basın mensubu olmadıkları, bina içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında hırsızlık, Türkiye Cumhuriyeti’nin terörle mücadele yöntem ve faaliyetlerini eleştiren, küçük düşüren ve karalamayı amaçlayan haberler yaptıkları, devlet aleyhine toplumsal olayları haber yaptıkları…”

Tutuklama tutanağında geçen “devlet aleyhine toplumsal olayları haber yaptıkları” gerekçesinin ‘dayanağı’ ise Adnan Bilen’in 11 Eylül tarihinde Van’ın Çatak ilçesinde gözaltına alınan Osman Şiban ve Servet Turgut isimli köylülerin helikopterden atıldığını gündeme getirmesiydi. Helikopterden atılan köylülerden Servet Turgut 30 Eylül’de tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybederken, Osman Şiban’ın tedavisi ise sürüyor. Şiban ve Turgut’un helikopterden atılmasına dair dosyaya ise ilgili gizlilik ve yayın yasağı kararı getirdi.

“Haber yaparken devletin resmi görüşünü savunmuyorsan tutuklanabilirsin”

-

Avukat Veysel Ok

Gazetecilerin “devlet aleyhine toplumsal olayları haber yaptıkları” gerekçesiyle tutuklanmasına ilişkin değerlendirmede bulunan Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) Eş-Direktörü avukat Veysel Ok, “Türkiye’nin hukuk sisteminde ‘devlet aleyhine toplumsal olayları haber yapmak’ gibi bir suçlama yok. Sulh Ceza Hâkimliğinin kurduğu bu cümle, gazetecilerin yaptığı haberlerden rahatsız olan, tedirgin olan devlet memurlarını korumaya yönelik bir hamle. Üstelik tüm gazeteciler toplumsal olayları haber yapar. Zaten haber dediğin toplumsaldır. Yani toplumsal haberleri yaparken devletin resmi görüşünü savunmuyorsan, yansıtmıyorsan risk altındasın, tutuklanabilirsin” diyor.

Gazetecilerin yaptıkları haberlerin yanı sıra çalıştıkları ajansa dair de suçlandığını vurgulayan Ok şöyle konuşuyor: “Oysa bu ajans hukuk zemininde kurulmuş, Türkiye’nin birçok yerinde ofisi olan yasal bir haber ajansıdır. Bu nedenle bir gazetecinin çalıştığı kurum üzerinden ya da haberi yayımladığı yer üzerin suçlanması da hukuk ile açıklanamaz.  Bir savcının ya da hâkimin haberin nasıl, nerede, yayınladığı konusunda söz söyleme hakkı yok. Hiçbir yargıç bir gazetecinin bir haberi nerede, kimin aleyhine yayınlandığını, kimi sıkıştırır gibi soruları sorma hakkı yok. Bir haber devleti zora sokuyorsa da haberdir. Ve bunu nerede yayınlayacağı gazetecinin kararıdır. Ama bu soruşturmada mahkeme ve savcı yetkisini aşarak devleti koruma refleksiyle bu gazetecileri tutukladılar.”

“Savcılığın yapması gereken işkence iddiasını soruşturmaktır”

Gazetecilerin “devletin terörle mücadele yöntemini itibarsızlaştırma” gerekçesiyle ‘örgüt üyesi’ sayılmasına ilişkin de değerlendirmede bulunan Ok, “Devlet elbette terörle mücadele verir ama bunu hukuk zemininde yapmak zorunda. Ne işkence bir terörle mücadele yöntemidir, ne de bir insanı helikopterden atmak terörle mücadeledir. Bunlar hukuksuzluktur, bunlar insanlığa karşı suçlardır. Savcılığın burada yapması gereken insanlığa karşı suç iddiasını soruşturmaktır. Ancak savcılık bunu yapmak yerine devleti koruma refleksiyle gazeteci tutukluyor,” diyor.

Yine Sulh Ceza Hâkimliğinin tutanağında, gazetecilerin üzerinde bulunan basın kartlarına ilişkin Cumhurbaşkanlığı İletişim Daire Başkanlığı tarafından verilmediği için ‘geçerli olmadıkları ve bu nedenle söz konusu kişilerin basın mensubu olmadıkları’ ifadesi yer aldı. Gazetecilerin basın kartı üzerinden mesleğinin sorgulanmasına dair herhangi bir yasal zemin olmadığını söyleyen Ok şu değerlendirmede bulunuyor: “Basın kanununda gazetecilik tanımında gazetecinin basın kartı taşıması zorunluluğu ve gazetecinin basın kartı üzerinden mesleğinin sorgulanmasıyla ilgili herhangi bir yasal hüküm mevcut değil. Basın kartı sadece bir kimliktir, bazı devlet çalışmalarında akredite olmasını kolaylaştıran bir yoldur. Tutanakta geçen ifadeler savcının basın kanunundan bir haber olmasından kaynaklanıyor. Savcılığın bu tutumu daha önce devlet yetkililerinin Avrupa’daki toplantılarda ‘Türkiye’de tutuklu gazeteci yoktur, çünkü basın kartları yok’ diye savunma yapmasıyla benzer.”

‘Gazeteci değilsin’ demek hukuki değil, politik bir yorumdur

Avukat Murat Timur

Adnan Bilen’in avukatı Murat Timur ise gazetecilerin üzerinde bulunan basın kartlarının Cumhurbaşkanlığı İletişim Daire Başkanlığı tarafından verilmediğinden ‘gazeteci sayılmamalarının’ hukuki değil, politik bir yorum olduğunu söylüyor. Timur, “Yani kartı başkanlık veriyorsa gazetecisin yoksa gazeteci sayılmıyorsun. Üstelik özgürlüğün kısıtlanıyor. Bu yorum aynı zamanda ‘devlet gazeteciliği’ tanımını da beraberinde getiriyor” diyor.

Timur, gazetecilerin hem kart nedeniyle ‘gazeteci’ sayılmaması hem de ‘devlet aleyhine toplumsal haber yapmak’ gibi bir suçlamayla karşı karşıya kalmasının ana akımda çalışmayan bağımsız, özgür ve tarafsız haber yapan gazeteciler için de bir tehdit olduğunu söylüyor.

“Yayın yasağından önce yapılan paylaşım suç sayıldı”

Gazetecilerin helikopter işkencesinden hemen sonra alındığını ancak dosyada buna dair çok fazla bir şey bulunmadığını söyleyen Timur şöyle konuşuyor: “Bu dosyanın içeriğinde helikopterden atılma meselesini çıkaramazsınız. Ama gözaltının asıl sebebinin bu olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu duruma atıfta bulunan tek bir ibare var. Adnan Bilen’in yayın yasağına rağmen buna dair haber paylaştığı. Oysa Adnan, haberi yayın yasağından bir gün önce paylaşmış.”

“Adnan Bilen’in 2018’de ceza aldığı paylaşımlar yine soruşturma dosyasına girdi”

Adnan Bilen hakkında 2018’de Facebook ve Twitter gibi sosyal medya hesaplarında yaptığı bazı paylaşımlardan dolayı ‘örgüt propagandası’ gerekçesiyle dava açıldı. Yargılama sonunda Bilen’e 1 yıl 3 ay hapis cezası verilmiş, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hükmedilmişti. Bilen’in avukatı Timur, “Cezası kesinleştiği halde bu gözaltına gerekçelerden biri de yine paylaşımlar gösterildi. Oysa hukukta ‘Bir yurttaş aynı suçtan dolayı iki kez yargılanamaz’ diye bir ilke var. Ama örgüt propagandası sayılan paylaşımlar bu kez örgüt üyeliği gerekçesi sayılıyor” diyor.

“Avukat ve tabip odası başkanıyla yapılan görüşme suç sayıldı”

Bilen’in İstanbul Barosu’na bağlı avukat Gülizar Tuncer ve Van Tabip Odası Başkanı ile haber için yaptığı telefon görüşmelerin de soruşturma dosyasına girdiğini belirten Timur, “Adnan Bilen bir yıldır dinleniyor. Son 3-4 ayda avukat ve Tabip Odası Başkanı ile yaptığı 2-3 dakikalık görüşmeler de dosyaya girmiş. Üstelik Gülizar Tuncer’in kim olduğu kolayca anlaşılabilir. Ama yine de Gülizar Tuncer sanki avukat değil de illegal biriymiş gibi gösterilmiş.”

“Hırsızlık dosyasının gerekçesi kopyala-yapıştır yapılmış”

Gazetecilerin sorgulama tutanağında en ilginç suçlama ise “bina içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında hırsızlık” ifadesi. Murat Timur bu suçlamaya dair şu açıklamada bulunuyor: “Tüm ifadeler alındıktan sonra sorgu zaptının ‘gereği düşünüldü’ kısmı daha önceki bir hırsızlık dosyasının gerekçesinden kopyala yapıştır yapılmış ve gazeteciler ‘bina içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında hırsızlık’ suçundan tutuklamaya sevk edilmiş. Hâkimlik de savcılığın bu talebini kabul ederek tutuklama kararı vermiş. Yani ‘hırsızlık’ suçlamasıyla tutuklanmışlar. Oysa sorguda böyle bir isnat ve delil de bulunmamakta. Özetle tutuklama kararı daha önceden talimatla geldiği için baştan savma, hukuki gerekçelerden uzak, keyfi ve kolluğun yaptığı değerlendirmeler dikkate alınmış.”

Gazetecilerin sorgusundan: “Neden örgütsel haberler yapıyorsunuz?”

Van Barosu’ndan avukat Ekin Yeter ise dosyada gizlilik kararı olduğu için tüm delilleri göremediklerini, avukat kısıtlaması sebebiyle gazetecilerin savunma hakları kısıtlanmış halde ifadeye girdiklerini söylüyor.

Avukat Ekin Yeter

“Dosyada başından beri hukuka aykırı bir tutum izlendi” diyen Yeter şöyle konuşuyor: “Emniyet, savcılık ve sorgu hâkimliğinde sorulan sorulardan dosya içeriğini kestirebiliyoruz. Ajansın yapmış olduğu haber türleri suç sayılarak tutuklandı bu insanlar. Sorulan soru net olarak şöyleydi; ‘Neden sadece örgütsel haberler yapıyorsunuz?’ Bu tabir bizzat kullanıldı. Biz savunmalarımızda ajansın yaptığı işçi, spor, ekonomi, kadın, yaşam haberlerinin içeriklerini sunduk. Buna rağmen muhalif haberleri ‘örgütsel haber’ şeklinde değerlendirip bunu bir tutuklama gerekçesi yaptılar.”

‘Örgütsel haber’ tabiri muhalif gazetecilere yönelik bir tehdit

Gazetecilerin ‘örgütsel haber’ tabiriyle tutuklanmasının muhalif gazeteciler bir tehdit olduğunu söyleyen Yeter, “Gazeteciliğin ruhunda muhaliflik olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla Türkiye genelinde yüzlerce basın mensubu, herhangi bir muhalif haber yaptığında ‘örgüt yandaşı’ olarak değerlendirilip tutuklanabilir” diyor.