Dava İzleme

Van’da işkenceyi haberleştiren gazeteciler 175 gün sonra özgür

Duruşmanın ardından akşam saatlerinde tahliye edilen gazeteciler. Soldan sağa: Adnan Bilen, Nazan Sala, Şehriban Abi, Cemil Uğur. (Ece Koçak/MLSA)
Ece Koçak

Van – Van’da iki yurttaşın kolluk kuvvetlerince işkence görmesini haberleştiren dördü tutuklu beş gazeteci hakkında “örgüt üyeliği” suçlamasıyla açılan davanın ilk duruşması bugün Van 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Mahkeme heyeti, yaklaşık altı aydır tutuklu olan dört gazetecinin de tahliyesine karar verdi. Bir sonraki duruşma 2 Temmuz tarihinde görülecek.

Van’ın Çatak ilçesinde Osman Şiban ve Servet Turgut’un helikopterden atılarak işkenceye uğramasının haberleştirilmesinin ardından 9 Ekim 2020 tarihinde tutuklanan Mezopotamya Ajansı (MA) muhabirleri Adnan Bilen ve Cemil Uğur, Jinnews muhabiri Şehriban Abi, gazeteci Nazan Sala ve tutuksuz yargılanan MA muhabiri Zeynep Durgut bugün ilk kez hâkim karşısına çıktı. 175 gündür tutuklu bulunan gazeteciler duruşmaya SEGBİS aracılığı ile katıldı. 

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş ile Diyarbakır temsilcisi Mahmut Oral, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eş Başkanları Serdar Altan ve Dicle Müftüoğlu, Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu (MKGP) sözcüsü Ayşe Güney ve İstanbul milletvekili Ahmet Şık da duruşmayı dayanışma amacıyla takip edenler arasındaydı.

İlk önce duruşmaya gazeteci ve izleyici almayacağını ilan eden mahkeme başkanı, avukatlarla yaptığı müzakere sonucu yalnızca dört gazetecinin salona alınmasına izin verdi. Duruşma salonuna giren gazetecilerin ise telefonları ve bilgisayarları toplandı. 

Bilen: “Bu yargılama tarihe not düşülecek”

Kimlik tespitlerinin ardından ilk olarak Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Adnan Bilen söz aldı. Bilen savunmasına şu sözlerle başladı: “Biz gazeteciyiz ve bu bir gazetecilik yargılamasıdır. Burada yapılan yargılama, tüm muhalif gazetecilerin yargılanmasıdır. Bu yargılama tarihe not düşülecektir.”

Mahkeme başkanı, “Kendinle ilgili kısımları anlat, herkes biliyor” diyerek Bilen’in sözünü kesti. Bilen 20 yıldır gazeteci olduğunu, bugüne dek böyle bir durumla karşılaşmadığını söyleyerek savunmasına devam etti: “Emniyet’te iki telefon konuşmasını kiminle yaptığım soruldu. Telefonda görüştüğüm kişi Van Tabip Odası Başkanı. İkincisi ise bir avukat ile müvekkili hakkında yaptığım görüşme. AİHM kararını bana açıklamasını istemişim. Bunlar nasıl suç olabilir?”

Bilen: “Türkiye’de basın kartı sahibi olmayan on binlerce gazeteci var”

2015 Newroz kutlamasında çektiği fotoğrafların bilgisayar arşivinden alınarak “örgüt üyelerinin flamaları çekilmiş” şeklinde bir notla iddianameye eklendiğini söyleyen Bilen, “Dünyanın hiçbir yerinde bu suç olamaz. O çektiğim fotoğrafları hepimiz çektik. Hepimiz oradaydık. Tüm televizyonlarda renkli şekilde yayınladı. Ben bu fotoğrafları sosyal medya hesaplarımda paylaştığım için propagandadan da yargılandım ve HAGB aldım,” dedi. 

“Bize sarı basın kartımızı sordular. İddianamede de basın kartı sahibi olmadığımız yazıyor. Basın kartı, akredite kartıdır. İletişim Başkanlığı 4 ayda toplam 680 kişinin basın kartını iptal etti. Türkiye’deki yabancı basının %90’ı ülkeyi terk etti. Türkiye’de sarı basın kartı sahibi olmayan on binlerce gazeteci var. Van Gölü Gazeteciler Cemiyeti’nin 100 küsür üyesinin yalnızca 12’si sarı basın kartı sahibidir,” diye konuşan Bilen, İletişim Başkanlığının da basın kartı yönetmeliği iptal davasında kartın “tanımlayıcı değil, kolaylaştırıcı nitelikte olduğunu” vurguladığını hatırlattı.

Bilen: “Ajansın yayın politikasını muhabir belirleyemez”

Bilen savunmasına şöyle devam etti: “Bir ajansın yayın politikasını muhabir belirleyemez. Ben ve burada bulunan arkadaşlarımız kendi yaptıklarımızdan sorumlu tutulabiliriz. Bizler muhabiriz. Ajansın yaptıklarında bizim sorumluluğumuz olamaz. İstanbul’da bir merkezimiz var, yayın kurulu var.”

“Son olarak, bu haksızlığa son verilmesi gerekir. Altı aydır cezaevindeyiz. Aylarca neyle suçlandığımızı bile bilmedik. Bu pandemi sürecinde biz özgürlüğümüzden, işimizden, evimizden uzak bırakıldık. Bu haksızlığın giderilmesi gerekiyor.”

Mahkeme başkanı tarafından sık sık sözü kesilen Bilen, savunmasına “İddianame geldiğinde bunlarla suçlandığımıza inanamadık,” diyerek son verdi.

Adnan Bilen ve oğlu Zal (Ece Koçak/MLSA)

Mahkeme başkanı salonu terk etti

Bilen’in savunmasının ardından Van Barosu Başkanı Zülküf Uçar’ın duruşma salonuna girmek istediği sırada duruşma salonu kapısının içeriden kilitlendiği anlaşıldı. Uçar içeri alındıktan sonra kapı tekrar kilitlendi.

Mahkeme başkanı, COVID-19 tedbirleri gereği salonda daha az avukat bulunmasını istedi, avukatları çıkarması için içeri polis alındı. Savunma ile heyet arasında çıkan gerginlik sonucu mahkeme başkanı salonu terk etti. Baro Başkanı Uçar’ın görüştüğü hâkim, salona dönmeye ikna edildi.

Duruşmaya Nazan Sala’nın savunması ile devam edildi: “Burada yargılanan bizler değiliz, gazetecilik faaliyeti. 15 yıldır gazetecilik yapıyorum. Sarı basın kartı dikkate alınan bi kart değil. 2010 – 2017 yılları arasında sarı basın kartım vardı. 2017’de gazete KHK ile kapatıldıktan sonra kartım iptal edildi. 2019 yerel seçimleri sonrasında belediye basın biriminde müdürlük yaptım. Ta ki kayyım atanıncaya kadar. İşime son verilince mahkemeye başvurdum. Bu süreçte serbest gazetecilik yapmaya çalıştım. Yasal olan, bir sürü yerde temsilciliği ve muhabiri olan bir ajansta çalıştım. Davamı kazandım ve işe iade edildim. Sonrasında da tutuklandım. Benim işyerime baskın yapılacaksa, belediyeye baskın yapılmalıydı.”

Sala: “Bir gazetecinin arşivinde gazete bulunması kadar normal durum var mı?”

Pandemiye dair de birçok haber yaptığını ancak iddianamede kasıtlı şekilde çeşitli tarihlerde yapılmış, seçili haberlere yer verildiğini söyleyen Sala, “Benim evimdeki gazete arşivinden de bahsedilmiş. 2010 ile 2016 tarihleri arasında çıkmış 10 gazeteden ibaret bir arşivim var. Bunlar iddianamede suç unsuru olarak çıkıyor. Gazeteler için toplatma kararı da yok. Bir gazetecinin arşivinde gazete bulunması kadar normal bir durum var mıdır?” diye konuştu.

Sosyal medya hesaplarına yönelik açık araştırma raporuna dayandırılarak “örgüt propagandası” suçu da yöneltilen Sala, iddianameye yansıyan paylaşımları ile ilgili şöyle konuştu:

“Twitter hesabımda 300’e yakın tweet var. Çocuk istismarından iş cinayetlerine kadar birçok konuda tweet’im, retweet’im var. Ancak iddia makamı maksatlı bir şekilde aralarından yalnızca birkaç tweet’i seçmiş.” Mahkeme başkanı, “suç unsuru olacak şeylere girme” diyerek Sala’nın sözünü kesti. Sala savunmasına şöyle devam etti: “Ciddi bir inceleme yapılmış olsaydı benim paylaşımım olmadığı, etiketlendiğim için sayfamda görünen şeyler olduğu anlaşılırdı. Bunlardan suç isnat edilmektedir.”

Sala: “Geçirdiğim ameliyatlar nedeniyle ilaç almam gerekiyor”

“Altı aydır cezaevindeyiz. Geçirmiş olduğum ameliyatlar nedeniyle ilaç almam gerekiyor. Üçüncü aydan sonra alafranga aparat aldırabildim. Ciddi sağlık sorunları ile karşı karşıya kaldım. Cezaevine geldiğimde karantinada kaldım. Günlerce, hatta aylarca kalan da var,” diye konuşan Sala, cezaevinde geçirdiği süre boyunca hayatını koğuş arkadaşlarının desteği ile sürdürebildiğini vurguladı. 

“Biz gazetecilere, özellikle Kürt gazetecilere uygulanan bir müdahale söz konusu. Bir ülkede basın özgür olmazsa kimse özgür olmaz; siz de olmazsınız. Tahliyemi ve beraatimi istiyorum.” Sala’ya “örgüt propagandası yapmak” suçu yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) hükümlerini kabul edip etmediği soruldu. Sala, HAGB’yi kabul etti. 

Abi: “Kadın ve çocuk istismarı haberi yapmak suç mu?”

Sala’nın ardından Jinnews muhabiri Şehriban Abi söz aldı. 2019 yılında stajyer olarak Jinnews’da çalışmaya başladığını ifade eden Abi, “Türkiye yasalarına göre 2018 yılında kurulmuş olan Jinnews haber ajansında parça başı çalışmaya başladım. Tutukluluğumuzun beşinci ayında iddianame hazırlandı. İddianame denilse de… Yalnızca 2020 yılının ilk dört ayında teknik takip yapılmış. Ben kadın ve çocuk istismarı haberleri yaptım. Bu haberleri yapmak suç mudur? Hakkımda örgüt üyeliği iddiasıyla iddianame hazırlanmış da olsa, örgüt üyesi olduğumuza dair bir tespit yapılamamıştır,” diye konuştu.

Mahkeme başkanı, salonda kendi arasında sessizce konuşan gazetecileri “Aranızda konuşmayın,” diyerek uyardı. Ardından Abi’ye “Dosyanda not defteri var, ona dair ne diyorsun?” diye sordu. Abi şöyle cevap verdi: “Ben gazeteciyim, telefonumun kaybolması ya da kırılması durumunda rehberimdeki numaraları buraya geçiriyorum. Kim örgüt üyesidir kim değildir ben bilmiyorum, bilemem. Ben gazeteciyim. Bunun örgütsel herhangi bir anlamı yoktur.”

Uğur: “İki yurttaşın helikopterden atıldığını haberleştirdiğim için tutuklandım”

Abi’nin ardından MA muhabiri Cemil Uğur söz aldı. Uğur savunmasında iddianameye itiraz etti: “Ben gazeteciyim ve burada gazetecilik yargılaması yapılıyor. İddianamede sadece toplumsal haberler yapıldığı, doğa olayları, spor ve magazin haberleri yapılmadığı iddia ediliyor. Oysa biz Van Başkale depreminden Türkiye’nin hafızasına kazınan kareleri de çektik. Mezopotamya Haber Ajansında çalışıyor olmamız suç unsuru olarak isnat edilmiş vaziyette. Oysa ajans yasal olarak kurulmuş ve ticaret sicile kayıtlı faaliyet yürütüyor.”

İki yurttaşın helikopterden atıldığına dair haberi yaptığı için tutuklandığını vurgulayan Uğur, işkence haberlerinin yüksek kamu yararı taşıdığına dikkat çekti:

“Bana sorulan telefon görüşmesi, haber kaynağımla yaptığım görüşmedir. Ben iki yurttaşın helikopterden atıldığına dair haberi yaptığım için tutuklandım. Bu suç değildir. Haberimizin kaynakları hastane raporları ve görgü tanıklarının beyanlarıdır. Bu tarz işkence haberleri yüksek kamu yararı taşır. Yargıtay kararlarına göre, Basın İş Kanunu’nun 1. Maddesi uyarınca fikir işlerine çalışan gazeteciler fikir işçisidir. Gazetecilik tanımı için basın kartı şartı yoktur.”

“Telefonda bulunan görüntüleri görmedim ve sosyal medyada paylaşmadım. Gazetecilik görevimi yerine getirdiğim için yapılan suçlamayı kabul etmiyorum çünkü gazetecilik suç değildir.”

Durgut: “Yüzlerce kadının öldürüldüğü bu ülkede 8 Mart’ı aktarmanın nesi suç olabilir?”

Tutuksuz yargılanan gazeteci  Zeynep Durgut ise duruşmaya Cizre’den SEGBİS ile bağlandı: “Dört arkadaşın gözaltına alınmasından sonra hakkımda yakalama kararı çıkarıldı. 8 Mart’ı aktarmam suç olarak isnat ediliyor. Canlı bağlandığım TV programı da beni alakadar etmiyor. Bugün A Haber dahi arasa ona da aktarım yapabilirim. Ben gazeteciyim. Her gün yüzlerce kadının öldürüldüğü bu ülkede 8 Mart’ı aktarmanın nesi suç olabilir? Bunun hukuksuz olduğunu düşünüyorum.”

“Jinnews haber kanalında 6 yıl süreyle çalıştım. Sterk TV’ye yaptığım açıklamalar suç unsuru olarak sunuldu,” diye konuşan Durgut, çoğunlukla kadın, çocuk ve doğa haberleri yaptığını ifade etti ve beraatini talep etti.

Tanık dinletilmesi talebine karşı, “Ne gerek var?”

Savunmaların tamamlanmasının ardından söz alan avukat Ekin Yeter, duruşmada iki tanık dinletmek istediğini söyledi. Mahkeme başkanı, avukat Yeter’e “Ne gerek var, çok heyecanlısınız,” diye yanıt verdi.

Yargılanan gazetecilerin savunmalarının tamamlanmasının ardından avukatların beyanlarına geçildi. İlk olarak Bilen’in avukatı Murat Timur söz aldı, mahkeme başkanından sözünü kesmemesini rica etti.

Timur savunmasında dosyanın özünün helikopterden atıldığı iddia edilen yurttaşlarla ilgili haberler olduğunu vurguladı, “iddianamede bir şeyler serpiştirilmiş ama özü budur,” diye konuştu. Bu kanıya Bilen’in telefon kayıtlarıyla ilgili toplam 28 sayfanın 27’sinin bu habere ilişkin olması sebebiyle vardıklarını belirten Timur, “7 gazeteci, Emniyet’in istihbarat raporuna göre Kültür Komitesinde oldukları düşünülerek 2 ay boyunca mahkeme kararı ile dinlendi. Sonrasına kayıtların imha edildiği tutanak altına alındı. 7 ay sonra emniyette müvekkilime bu konuşmalar soruldu. AYM, İlhan Gökhan kararında bu kayıtların delil olarak kullanılamayacağını belirtiyor,” diye konuştu. 

“Savcı sanırım penguen belgeseli bekliyor ancak Van’da penguen yok”

Kolluk aşamasında dosyada gizlilik kararı olduğunu öğrendiklerini söyleyen Timur, “Gizlilik kararı olduğu için dosyada bulunan hiçbir bilgi belgenin bize verilemeyeceği ifade edildi. Hiçbir delil incelenmedi, bu sanık hakları açısından da ciddi bir ihlaldi. Bir kişinin özgürlüğünü altı aydır keyfi bir şekilde ihlal ediliyor. Tutukluluğa itirazlarımız dahi incelenmedi. Sekiz tahliye talebimizin dördü matbu gerekçelerle reddedildi. Diğer dördünde ise tutuklama kararı isteyen savcı, tutuklama kararı veren hâkime denk getirebilmek için uzun süre dilekçemizi bekletti,” dedi.

Savcının kendi bakış açısıyla iddianame hazırladığını vurgulayan Timur, “Neden magazin, spor haberleri yok diye sorgulamış. Kendi değerlendirmeleri üzerinden penguen belgeseli bekliyor sanırım, ancak Van’da penguen yok. Van kedisi haberi mi bekliyor? Savcının iddianamesi politik belgedir,” dedi. 

Son olarak Bilen’in gazeteci olup olmadığı yönündeki değerlendirmeye ilişkin konuşan Timur, “Basın kartı alınmak zorunda değil. Dün de Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (İDDK), basın kartı yönetmeliğinin çeşitli hükümleri hakkında keyfi oldukları gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verdi. Kamuoyunda bu dosya gazetecilik dosyası olduğu biliniyor” ifadelerini kullandı ve gazetecilerin beraati ile tahliyesini talep etti. 

“Gazetecilerin telefonlarına el koydunuz ve tutanağa bile geçirmediniz”

MLSA Eş Direktörü Veysel Ok savunma için söz aldı. “16 yıldır ifade özgürlüğü çalışan bir avukat ve bu alanda faaliyet yürüten bir derneğin eş direktörü olarak çalışıyorum,” diyen Ok sözlerine şöyle devam etti: 

“Ben bu duruşmada size ‘gazetecilerin dijital materyalleri aranamaz, el konulamaz’ hükmü içeren bir AYM kararı sunacaktım ki duruşmayı izleyen gazetecilerin telefon ve bilgisayarlarına el koydunuz ve bunu tutanağa dahi geçirmediniz. Gazetecilerin telefonlarının ve bilgisayarlarının iade edilmesini, haberlerini yazmaları için kolaylık sağlanmasını talep ediyorum. Siz bu konuda kararınızı verin, savunmaya öyle geçeceğim.”

Ok’un bu talebine istinaden söz alan duruşma savcısı ortada bir el koyma kararı olmadığını söyledi, bunun duruşma sırasında ses ve görüntü kaydı alınmasını engellemeye yönelik bir tedbir olduğunun açık ve anlaşılır olduğundan talebin reddini istedi. Heyet de el koyma kararı olmadığını söyleyerek, bunun ses ve görüntü kaydına yönelik bir tedbir olduğu gerekçesiyle talebin reddine karar verdi. 

Ok savunmasına şöyle devam etti: “Gözaltı anında elde edilmiş delillerle, makul şüphe olmaksızın tutuklandılar. Burada yargılanan işkence haberleridir. Hepimiz bu gazetecilerin 6 aydır tutuklu olma nedeninin bu olduğunu biliyoruz. Fezleke doğrudan iddianamede yer alıyor. Savcının düşüncelerinden ibaret bir metin esas alınıyor. Savcı sıklıkla gazetecilerin çalıştıkları ajansların web siteleri hakkında verilen erişim engeli kararlarını vurguluyor. Savcı hangi yetkiyle gazetecinin spor ve magazin haberi yapmamasını örgüt üyeliğine delil gösteriyor? Bu iddianame biz avukatlara da hakaret. Van’da gazeteci ne yapsın, Van’da sürekli hak ihlali var ve onun haberini yapıyor. Böyle bir yetkisi varsa savcı kanun yazmış, yasama organın yetkisini gasp etmiştir.”

“Sigorta ve prim ödeyen bir ajans nasıl örgüt yayını oluyor?”

Savcının erişim engeli kararlarına da değinen Ok, şöyle devam etti: “Erişim engeli kararı bir mahkûmiyet değildir, sulh ceza hâkimlerinin verdiği bir tedbirdir. O zaman bu gazetelerde yazan yüzlerce yazar ve muhabir örgüt üyesi. MA hâlâ faal, ticaret sicile kayıtlı, vergi ödeyen bir haber ajansıdır. İddianame bu kurumu terör örgütü olarak kodluyor. O zaman kapatın. Prim ve vergi alıyor ama çalışanlarına terörist diyorsunuz. Devlet, vatandaşa tuzak kurar mı? Avrupa Konseyi tavsiye kararında ‘eğer açık net bir delil yoksa gazetecinin telefonuna bilgisayarına ajandasına el konulamaz’ deniyor. Nasıl ki ben sizin masanızdaki CMK’ya el koyamıyorsam siz de böyle kolay el koyamazsınız.” Sözlerini iddianamenin hukuksuz olduğunu vurgulayarak bitiren Ok, tüm sanıkların tahliyesini ve beraatini talep etti. 

“Zeynep Durgut farklı bir sulh ceza hâkiminin önüne çıkarıldığı için tutuksuz”

Ok’un ardından Nazan Sala ve Zeynep Durgut’un avukatı Ekin Yeter söz aldı. Tutuklu meslektaşları ile aynı haber içeriklerini üreten Durgut’un “Ajansınızı objektif bulmuyorum ama bu iddialarda suç yok” diyen farklı bir sulh ceza hâkiminin önüne çıkarıldığı için tutuksuz yargılandığını ifade eden Yeter, sözlerini şöyle sürdürdü: “Gizlilik kararı verilen dosyanın iddianamesi çıkınca gördük ki elle tutulur tek bir delil, mesleki faaliyetlerin suçlama konusu edilmesi dışında da suçlama yok. Hapishanede yaşanan bir hak ihlalinin haberleştirilmesi neden devlet düşmanlığı olsun? Yurttaşlara işkence yapanların haberlerini yapmak iktidarı rahatsız eder, doğrudur, ama basının denetim görevidir.”

Avukat Veysi Atay ise uluslararası kurumların raporlarına göre dünyada hapiste tutulan gazetecilerin üçte birinin Türkiye’de olduğunu hatırlattı. Atay, tutuklanmayıp da hakkında adli kontrol kararı verilen ya da yargı tacizine maruz kalan gazetecileri de katarlarsa verilerin artacağını söyledi.

“Sarı basın kartı muhalif gazeteciler için kullanılan bir koz”

Atay’ın ardından Cemil Uğur’un avukatı Naim Çali söz aldı: “İddianamenin kendisi müvekkili aklayıcı niteliktedir. Suç atfı yapılanlar kitaplar, gazeteler ve bir tane telefon görüşmesidir. Bu dosyanın asıl çıkış nedeni helikopter olayıdır.” Sarı basın kartı konusuna da değinen Çali, bunun hükümetin “tutuklu gazeteci yoktur” demek için kullandığı bir koz olduğunu ifade etti. “Toplatma kararı bulunmayan kitaplar müvekkilin yazdığı kitaplar değildir. Bu nedenle kitap içeriklerinden sorumlu tutulmaları mümkün değildir,” diyen Çali müvekkilinin tahliyesini ve beraatini talep etti.

Avukat Resul Tamur ise KCK Sözleşmesinde bahsi geçen basın birimi ile Mezopotamya Ajansı Van bürosu arasında bağlantı kurulmaya çalışılsa da bu bağlantının kurulamayacağını ifade etti, ajansın merkezinin İstanbul’da olduğunu hatırlattı. “Sırf dosyayı doldurmak amacıyla dosya Van ile ilişkilendirilmiş.” 

“İddianame, erişim engeli kararlarını kapatma kararı gibi sunuyor”

Tamur sözlerine şöyle devam etti: “İddianamede erişime engelleme kararlarından söz ediliyor. Oysa bu bir tedbirdir. Bu erişim engelleme kararları savunma dahi alınmaksızın tüm siteye yönelik geliyor,” diye konuşan Tamur, iddianamede bu ajansların kapatıldığına dair bir algı yaratılmaya çalışılsa da erişim engelinin bu anlama gelmediğini vurguladı: “MA, Jinnews ve Yeni Yaşam’a yönelik bir kapatma kararı yok, hâlâ yasallar. Burada bir çarpıtma söz konusu.”

Savunma için söz alan avukat Barış Oflas ise soruşturmanın MA, Jinnews ve Yeni Yaşam’ı kriminalize etmeye yönelik başlatıldığını vurguladı. “Helikopter haberi sonrası dosyaya start verildi. Bunu nereden anlıyoruz? Helikopterden atılan köylülerin işkence iddialarını soruşturan savcı ile bu davanın soruşturma savcısı aynıdır.” 

Avukat Oflas’ın düğün görüntüleri dosyada delil

Dosyada bir elbise bulunduğunu da hatırlatan Oflas, “Sarı kırmızı yeşil renkli elbisenin ‘örgütsel elbise’ olduğu iddia edilmiştir. Bunu da ilk defa bu dosyada gördük,” dedi. Kendi düğününden görüntülerin de dosyada suç delili olarak öne sürüldüğünü hatırlatan Oflas şöyle konuştu: “Dosyada delil bulunamadığından benim düğünümde meslektaşlarımın sahneye çıkıp şarkı söyledikleri an dahi Cemil Uğur’un telefonunda bulunmuş, Cemil bu görüntüleri kamuoyu ile paylaşacak gibi örgütsel propaganda olduğu öne sürülmüştür.”

Baro Başkanı: “Soruşturmayı yürütenler üzerinde ciddi bir baskı vardı”

Van Barosu Başkanı Zülküf Uçar da “İddianame olayın aslını yansıtmıyor. Dava, helikopterden iki vatandaşın atılması ile ilgili. Haberi yapan arkadaşlar belgelere dayandırarak yapmıştır. Soruşturmanın başından beri gördüğümüz husus, soruşturmayı yürütenler üzerinde ciddi bir baskı olduğudur.”

Gazetecilerin magazin haberi yapmadıkları için suçlandığını tekrarlayan Uçar, şöyle konuştu: “Biz de isterdik işkenceyle öldürülen insanlar olmasaydı da sürekli magazinsel haberler okuyalım. Ama her yeni güne acaba bugün hangi ihlal yaşanacak diye uyanıyoruz.”

“Türkiye’deki gazetecilerin %50’si basın kartı sahibi değil”

Uçar’ın ardından Türkiye Gazeteciler Sendikası avukatı Ülkü Şahin, gazetecilerin sarı basın kartı sahibi olmamasına yönelik suçlamaya dair söz aldı: “Türkiye’de şu an gazetecilerin yarısı basın kartı sahibi değil. TGS tarafından İletişim Başkanlığı’na basın kartı sahibi olan ve sigortalı çalışan gazetecilerle ilgili yapılan bir bilgi edinme başvurusu var. 20 Aralık 2020 itibariyle yaklaşık 9 bin gazetecinin basın kartı olduğu cevabı verildi. 17 bin 500 kişinin de sigortalı çalıştığı belirtildi. Görüldüğü gibi Türkiye’deki gazetecilerin %50’si basın kartı sahibi değil.

Bununla beraber dün Danıştay İDDK, basın kartı yönetmeliğinin pek çok hükmünün keyfiyete yol açar nitelikte olduğunu ortaya koydu ve yürütme durdurma kararı verdi. Bunun yanında AYM, Beyza Kural kararında başvurucuyu basın kartı olmasa dahi gazeteci olarak kabul etmiş ve ihlal kararı vermiştir. Görüldüğü üzere gerek Danıştay gerek AYM gerekse de bizzat İletişim Başkanlığı tarafından kartın zorunlu olmadığı ortaya koyulmuştur.” 

Avukat Zelal Pelin Doğan da Bağımsız Milletvekili Ahmet Şık’ın tanık ve mağdurlarla görüşerek Osman Şiban’ın ağır yaralanmasının ve Servet Turgut’un ölüm nedeninin işkence olduğunu ortaya koyan raporu da mahkemeye sundu.

Savcı, gazetecilerin tutukluluğunun devamını istedi

Avukatların savunmalarının tamamlanmasının ardından görüşü sorulan duruşma savcısı, gazetecilerin tutukluluğunun devamını talep etti. Savcı, sanıkların gazetecilik faaliyeti değil örgütsel faaliyet yürüttüğüne dair kanaatini sürdürdüğünü ifade etti. 

Kısa bir aranın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, gazeteciler Adnan Bilen, Cemil Uğur, Şehriban Abi ve Nazan Sala’nın tahliyesine karar verdi. Gazeteciler hakkında ayda bir imza verme ve yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol tedbirleri uygulanacak. Bir sonraki duruşma 2 Temmuz 2021 tarihinde görülecek.