Haberler

AYM’de bir dönem kapandı: Zühtü Arslan ve siyasetin yargı krizi

AYM’de bir dönem kapandı: Zühtü Arslan ve siyasetin yargı krizi

 

 

 

 

HAYRİ DEMİR

Anayasa Mahkemesi'nde üç dönemdir başkanlık yapan, son dönemde özellikle iktidar ve ortaklarının hedefi olan Zühtü Arslan'ın görev süresi bugün yapılacak seçimle sona erdi. Arslan dönemi, yakın tarihteki yargı-siyaset krizinin en görünür olduğu alan oldu. Yeni seçilen Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, 20 Nisan'da Zühtü Arslan'ın görev süresinin dolmasıyla birlikte göreve başlayacak. 

Zühtü Arslan, Yükseköğretim Genel Kurulunca gösterilen üç aday arasından dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 17 Nisan 2012'de Anayasa Mahkemesi (AYM) üyeliğine atandı. Arslan, 10 Şubat 2015'te de AYM başkanı olarak seçildi.

Aslan, özellikle son yıllarda iktidar ve iktidar ortağı MHP’liler tarafından hedef haline getirildi; kararları beğenilmedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, AYM’nin Can Dündar ve Erdem Gül kararı için “Karara uymuyorum, saygı da duymuyorum" derken, yakın dönemde Can Atalay kararı iktidar ortaklarınca “AYM derhal kapatılsın” çağrılarıyla karşılandı. Yargıtay’ın, Atalay hakkındaki ihlal kararını veren AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunmasına varan, Türkiye hukuk tarihinde görülmemiş olaylar hep Arslan döneminde yaşandı.

AYM’nin 18’inci başkanı olan Arslan döneminin, siyasal gündemden düşmemesinin bir nedeni 12 Eylül 2012’de yapılan anayasa değişikliği referandumundan sonra getirilen bireysel başvuru mekanizmasıydı. Başta siyasetçiler ve gazetecilerin bireysel başvuruları sonucunda alınan kararlar AYM’yi hedef tahtası haline getirdi. 

Arslan vedaya hazırlanırken onun döneminde alınan kararları derledik. AYM hangi kararlarıyla iktidar ve iktidar ortağı MHP’li nasıl kızdırdı?

Rakamlarla AYM’nin son 10 yılı

AYM’nin kendi sitesindeki verilere göre, bireysel başvuru yolunun açıldığı 2012 yılından 2023 yılı sonuna kadar toplamda 579 bin 754 başvuru yapıldı.

  • Özellikle 15 Temmuz darbe girişimin ardından yoğunlaşan bireysel başvurulardan 484 bin 711’i karara bağlandı.

  •  Aralık 2023 yılı sonu itibariyle derdest olan başvuru sayısı 95 bin 43.

  • Sonuçlandırılan dosyalarla ilgili 395 bin 309 başvuruya “kabul edilemez” kararı verildi.

  •  En az bir hakkın ihlal edildiği başvuru sayısı ise 72 bin 560.

  • İhlal ile sonuçlanan başvurularda 56 bin 443 karar ile ilk sırada ‘makul sürede yargılanma hakkı ihlali’ gelirken, üçüncü sırada 4 bin 238 ihlal kararıyla ‘ifade özgürlüğü ihlali’ yer aldı.

  • 2012-2023 yılları arasındaki ihlal kararlarının yarıya yakını olan yüzde 48,1’i, yani 35 bin 433 ihlal kararının 2022 yılında verildi.

İlk gerilim: Twitter’a erişimin ihlaliyle geldi

AYM’nin verdiği ihlal kararları, AK Parti ile kurum arasında gerilimin ana nedenlerinden biri oldu. İlk gerilim, 2013’teki Gezi eylemleri nedeniyle Twitter’a getirilen erişim engeline karşı yapılan başvuruya ilişkin ihlal kararı verilmesiyle yaşandı.

AYM, Nisan 2014’te verdiği kararla, Twitter'ın engellenmesinin “ifade özgürlüğü ihlali olduğunu” vurguladı ve “gereğinin yapılması için” Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı'na yazı gönderdi.

AYM’nin bu kararına ilk tepki dönemin Başbakanı Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan geldi. Erdoğan, “AYM’nin verdiği karara uymak zorunluluğu olması hasebiyle bu karara uyarız. Ama saygı duymuyorum” dedi.

Dönemin AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yasin Aktay ise kararı ‘gayri milli’ bulduğunu belirterek, “İki üç adam Twitter’a girememiş diye acele karar alınıyor” dedi.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın açıklaması ise “Mahkeme kararı bağlayıcıdır. Elbette bu mahkeme kararını ilgili kurumlar yerine getirecektir. Anayasa Mahkemesi'nin kararı en kısa zamanda yerine getirilmelidir" şeklindeydi.

O günlerde erişim engeli kalksa da Twitter, 2014 yerel seçimlerinden hemen önce Erdoğan'ın “Twitter'ın kökünü kazıyacağız” sözünden hemen birkaç saat sonra yeniden erişeme kapatıldı.

Gerilim artı: Erdoğan ‘kararı tanımadı’

AYM ve AK Parti arasındaki gerilimin en üst seviyeye çıktığı dönemin başlangıcı ise 2016 yılı oldu. Gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül, Suriye'deki iç savaşa silah taşıdıkları öne sürülen MİT tırlarına ilişkin haberleri nedeniyle Erdoğan’ın “bedelini ağır ödeyecekler” açıklamasının ardından 26 Kasım 2015’te tutuklandı.

Gazetecilerin tutuklanmasına karşı AYM’ye yapılan bireysel başvuruya dair verilen ihlal ve tahliye kararı, Erdoğan’ı oldukça kızdırdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın doğum gününden bir gün önce, 25 Şubat 2016’da verilen kararla birlikte iki gazeteci tahliye oldu. Ancak Erdoğan, “AYM bu şekilde bir karar vermiş olabilir. Ben AYM’nin kararına sessiz kalırım. Verdiği karara uymuyorum. Saygı da duymuyorum" diyerek, karara tepki gösterdi.  

MHP lideri Bahçeli, AYM’yi hedef haline getirdi 

Aynı yıl içerisinde Barış için Akademisyenlerinin “Bu Suça Ortak Olmayacağız" bildirisiyle ilgili verilen ihlal kararı iktidarın tepkisini çekti. 2016’da bin 128 akademisyen, “Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki sokağa çıkma yasakları ve operasyonları” eleştirdiği “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisini yayımladı. Bildirinin yayınlanmasından sonra AK Partili yöneticiler tarafından hedef alınan akademisyenler, yine Erdoğan’ın ilgili kurumları “gereğini yapmaya” çağıran ifadelerinin ardından gözaltına alınmaya başlandı, haklarında açılan soruşturmalarla üniversitelerden atıldı.

Buna karşı yapılan başvuruyla ilgili AYM’nin 2019’da verdiği hak ihlali kararı, bu kez sadece AK Partili yöneticileri değil, aynı zamanda MHP’li pek çok ismi de kızdırdı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yüksek mahkemeyi, “Anayasal düzeni yıkmak için kan döken, eylem yapan bir terör örgütüne destek olan sözde akademisyenlerle ilgili verilen cezaların neresinde hak ihlali vardır? Bunlar haklı değil, haysiyetsizdir. Bu nasıl bir haktır? Bu halde hak nedir, nasıl tarif edilecektir? Hainlerle ilgili hak ihlali kararı verenler maşeri vicdanda vebal altındadır" sözleriyle hedef aldı.

Arslan Demirtaş kararına imza attı

AYM, 4 Kasım 2016'dan bu yana cezaevinde bulunan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararına rağmen tahliye edilemeyen eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş için Haziran 2020’de verdiği ancak tahliye yolunu açmayan hak ihlali kararıyla bir kez daha iktidarın oklarını üstüne çekti.

Demirtaş'ın beş ayrı bireysel başvurusunu değerlendiren yüksek mahkeme, yerel mahkemelerin, “seçme ve seçilme hakkının kısıtlanması”, “Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olması” ve “propaganda hakkının sınırlandırılması” ile ilgili konularda Demirtaş'ın iddialarına kararlarda değinilmemesinin ihlal olduğuna ve Demirtaş'a, 50 bin TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Oy birliğiyle alınan kararda Arslan’ın da imzası vardı. AYM’den ihlal kararı çıktı ama bu kararda da Demirtaş ile ilgili AİHM’in verdiği “derhal tahliye” kararına uyulmaması, yargılama sürecinin özenli olup olmadığı, siyasi nedenlerle tutukluluk halinin sürdüğü konularına değinilmedi. AYM’nin kararı da Demirtaş için tahliye kapısını açmadı ama yine de verdiği ihlal kararı iktidarı öfkelendirmeye yetti.

Kavala kararında Arslan karşı oy verdi

AYM, Gezi davası kapsamında tutuklu bulunan iş insanı Osman Kavala’nın kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlal edildiğine ilişkin yapılan bireysel başvuruyu 5'e karşı 10 oy ile reddetti. Ancak, kararda ihlal yönündeki karşı oyun sahibi Zühtü Arslan oldu.  

Arslan, Gezi protestolarının Kavala tarafından finanse edildiğine, Gezi protestolarının hükümeti devirmek amacıyla gerçekleştiğine ilişkin dosyada ikna edici herhangi bir delil olmadığını belirterek, çoğunluğun oyuna katılmayan isimdi.

 

Soylu’dan Arslan’a: Canı yanan biziz

AYM ve AK Partililer arasındaki bir başka gerilim yine 2020 yılında yaşandı. Yüksek mahkeme, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında yayınlanan 676 sayılı Kanun Hükümde Kararname’de yer alan, “güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması” düzenlemesine karşı Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından yapılan iptal başvurusunu yerinde görerek, düzenlemeyi iptal etti. Üstelik oy birliğiyle alınan kararla düzenleme, “özel hayatın gizliliğine” aykırılık gerekçesiyle iptal edildi.

Karar sonrası yüksek mahkemeyi hedef alan bu kez dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu oldu: “Sevgili AYM Başkanı, size söylüyorum. Şehit cenazelerindeki bir yaşındaki çocukların gözyaşlarını ben yaşıyorum. Anne ve babalarla biz konuşuyoruz. ‘Cumhurbaşkanımıza selamlarımızı söyleyin, biz ona inanıyoruz’ diyen anne babaların itimadı biz sorumluluğumuza alıyoruz. Canı yanan biziz.”

 Soylu hedef aldı, AYM üyesi ‘ışıklar yanıyor’ dedi

Bu karardan hemen sonra, Eylül 2020’de, bu kez 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nda yapılan değişiklikle şehirlerarası karayollarında gösteri yürüyüşlerini yasaklayan yasa maddesinin AYM tarafından iptali gerilimi daha artırdı.

Karardan sonra Soylu’nun AYM Başkanı Zühtü Arslan’a seslenerek sarf ettiği, “Bisikletinle işe git gel bakalım. Özgürüz ya! Tamamen her şey güvenlik altında, hadi git. Niye polis koruması alıyorsun, niye eskortlarla geziyorsunuz” sözleri uzun süre gündem oldu. Soylu’nun bu açıklamasından sonra Gül tarafından AYM atanan üyelerden Engin Yıldırım, Twitter’dan bisikletli iki fotoğrafını, “Bisiklet maceram 2020-1992” notuyla paylaştı.

Soylu’nun bu hedef almaları “ışıklar yanıyor” polemiğine kadar uzadı. Aslında bu polemik, AYM’nin 5 yıl 10 aylık hapis cezasının kesinleştiğine ilişkin kararının, TBMM Genel Kurulu'nda, 4 Haziran 2020'de okunmasıyla milletvekilliği düşürülen İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu'nun siyasi ve kişilik haklarının ihlal edildiğine karar vermesiyle başladı. Ancak, ihlalin ortadan kaldırılması için kararın gönderildiği İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, karara direnerek, Enis Berberoğlu'nun yeniden yargılanmasına yer olmadığına hükmetti. 

Yerel mahkemece bu kararın verildiği gün AYM üyesi Yıldırım, yüksek mahkemenin fotoğrafına sosyal medya hesabından "Işıklar yanıyor" notuyla paylaştı. İçişleri Bakanlığı ise bu tweete cevaben, Bakanlık binasının fotoğraflarını paylaşarak, altına "Işıklarımız hiç sönmüyor"  yazdı.

AYM kendi kararını uymadı

Böylesi kararlar AYM’nin iktidar cephesinin oklarını üstüne çekmesinde etkili olsa da Arslan’ın başkanlığı, AYM’nin kendi kararlarının tersi kararlar aldığı bir dönem de oldu. AYM, HDP’li milletvekillerinin, 4 Kasım 2016’da tutuklanmasından sonra yapılan bireysel başvurularla ilgili, bir yılı aşkın süre sonra “milletvekili tutuklu yargılanabilir” kararı verdi. Oysa bu karar yüksek mahkemenin daha önce verdiği, “milletvekili tutuklu yargılanmaz” yönündeki emsal kararıyla çelişiyordu. Birbirinin aksi bu iki kararın altına Zühtü Arslan’ın imzası vardı.

Roboski katliamına dair oy çokluğu kararında Arslan imzası

AYM’nin Roboski’de çoğunluğu çocuk 34 kişinin savaş uçaklarının bombardımanı sonucu yaşamını yitirmesiyle ilgili başvuruya dair, Ocak 2015’te verdiği ret kararı da tartışılan kararlardan biri oldu.

Ailelerin “yaşam hakkı ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlali” gerekçesiyle yaptığı başvuruda AYM, “müracaattaki eksikliğin süresinde giderilmemesi” gerekçesini öne sürdü.  

Arslan’ın da bu yönde görüş verdiği kararda tek bir muhalefet şerhi vardı. Üyelerden Osman Paksüt, “Başvurunun reddine ilişkin karara, sürenin geçirilmiş olmasının ve mazeretin kabulünün aşırı bir şekilcilikle incelenip incelenmediği noktasından tereddüt duyduğumdan katılmamaktayım” şerhiyle, Arslan’ın da bulunduğu çoğunluğa katılmadı.

Arslan’ın en büyük sınavı: HDP kapatma davası

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından HDP’nin kapatılması istemiyle hazırlanan iddianameyle açılan dava, Arslan’ın başkanlık dönemindeki en büyük sınavıydı.

MHP’liler tarafından HDP’nin kapatılmasıyla ilgili yapılan çağrılar sonrası ilk adım tam da MHP’nin, 18 Mart 2021’de, yapacağı olağan kongresinden bir gün önce atıldı. 17 Mart’ta Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, HDP’nin kapatılması talebini içeren iddianameyi, Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, “memnuniyete karşıladığı” bu gelişme, süreç uzadıkça AYM’nin hedef tahtasına bir daha oturtulmasına neden oldu.
AYM, ilk olarak “usul yönünden eksiklikler olduğu” gerekçesiyle oy birliğiyle iddianamenin Yargıtay’a iadesine karar verdi.

Bu gelişme karşısında ilk tepki beklendiği gibi MHP lideri Bahçeli’den geldi. Bahçeli, kararın verildiği gün yaptığı açıklamada, “AYM’nin iade kararı milli vicdanda hükümsüzdür, Türkiye’nin var oluş̧ haklarına sadece usul açısından değil, esastan da ileri düzeyde zarar vermiştir” diyerek, AYM’nin kapatılması çağrısını da “ertelenemez bir durum” sözleriyle yeniledi.

Yargıtay ise iade edilen iddianameye karşı ikinci bir iddianame hazırladı ve bunu Haziran 2021’de yeniden AYM’ye gönderdi. Bu kez kabul edilen, 451 kişi hakkında siyaset yasağının da talep edildiği kapatma davasıyla ilgili süreç, Arslan dönemi sona ererken hâlihazırda AYM’de bekliyor.

Gerilim ‘yargı darbesi’ne evrildi

Arslan döneminde iktidar ve AYM arasındaki en büyük gerilim ise Mayıs 2023 seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) Hatay’dan milletvekili seçilen Gezi davası tutuklusu Can Atalay ile ilgili verilen ihlal kararıyla yaşandı.

Atalay’ın milletvekili seçilmesi sonrasında tahliye talebiyle yapılan başvuruya, 25 Ekim’de Zühtü Arslan’ın da aralarında bulunduğu 9 üyenin oyuyla ihlal kararı verildi. Kararda, "seçilme ve siyasi faaliyette bulunma" hakkı ile "kişi hürriyeti ve güvenliği" haklarının ihlal edildiği sonucuna varıldı. Ayrıca Atalay’ın tahliyesi içinde kararın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine hükmedildi.

Ancak, yerel mahkeme ihlal kararına uymadı ve hüküm verildiği gerekçesiyle dosyanın Yargıtay 3. Ceza Dairesi'ne gönderilmesini kararlaştırdı. Yargıtay 3. Ceza Dairesi ise 8 Kasım'da mahkûmiyet kararını onayan bir önceki kararın doğru olduğunu belirtti. AYM'nin ihlal kararına uymayı reddeden Yargıtay 3. Ceza Dairesi, ihlal kararında imzası bulunan aralarında AYM Başkanı Arslan’ın da olduğu yüksek mahkemenin üyeleri hakkında, "Anayasa’yı ihlal ettikleri ve yetkisini aştıkları" iddiasıyla suç duyurusunda bulundu.

Bu karar yargı ve siyaseti karşı karşıya getirdi. Muhalefet cephesi, yaşananları “yargı darbesi” olarak değerlendirirken, iktidar kanadından da AYM’yi hedef alan açıklamalar ardı sıra geldi. AK Partili kimi isimler Yargıtay’ın kararına tepki gösterse de AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, eleştirileri dile getiren AK Partililere tepki göstererek, Atalay’ın milletvekilliğinin de düşürülmesi için gereğinin yapılması gerektiğini ifade etti.

AYM kararına rağmen tahliye edilmeyen Atalay ile ilgili yapılan ikinci başvuruda da AYM ihlal kararı verdi. Ancak, yerel mahkeme ve Yargıtay 3. Ceza Dairesi, kendi kararlarında direndi ve Atalay tahliye edilmedi.

Sonuçta Atalay’ın milletvekilliği de düşürüldü. AYM Başkanı Arslan, Atalay hakkındaki ihlal kararlarının ikisinde de ihlal yönünde oy kullandı.

Arslan ‘sansüre dur’ dedi

Arslan’ın lehte oy kullandığı bir başka önemli karar ise kamuoyunda “sansür yasası” olarak bilinen, iktidarın “dezenformasyonla mücadele” adıyla Türk Ceza Kanunu’na eklediği, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasıyla getirilen düzenlemeyle ilgiliydi.

CHP’nin ilgili maddenin yürütmesinin durdurulması talebiyle yaptığı başvuru, 8 Kasım’da karara bağlandı. İptal isteminin 6’ya karşı 9 oyla reddedildiği kararda, Zühtü Arslan muhalif kalan isimdi.

Arslan, karara karşı yazdığı 18 maddelik şerhinde düzenlemenin Anayasa’nın 26. maddesinde korunan ifade özgürlüğüne sınırlama getirdiğini savundu. Şerhte Arslan, yasadaki belirsizliklere ve muğlaklıklara vurgu yaptı.

 

‘Giderayak’ Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kararı

Zühtü Arslan’ın görev süresinin bitimine kısa bir süre kala verilen bir karar da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ilgiliydi. Başkanlık sistemine geçilmesinin arından Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasıyla yayınlanan ve Cumhurbaşkanlığı ile bakanlık teşkilatlarını düzenleye ve tarihe ‘1 Numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ adıyla geçen düzenleme, Arslan’ın görev süresinin bitimine iki aydan kısa süre kalmışken karara bağlandı.

CHP tarafından söz konusu kararnamedeki maddelerin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle AYM’ye taşınan başvuruda, 6 yıl sonra verilen kararla kararnamede yer alan 37 madde veya fıkranın iptal edildi.

Arslan, Erdoğan’a bakarak veda etti: Kararlara uyulması anayasal zorunluluktur

AYM kararlarına, yerel mahkeme ve Yargıtay’ın uymamasıyla yaşanan gerilimlerde çok az konuşmayı tercih eden AYM Başkanı Zühtü Arslan, veda konuşmasında tüm bu gerilimlere de yanıt niteliğinde bir açıklama yaptı.

Arslan, görevi bırakmadan önce yaptığı veda konuşmasında uygulanmayan AYM kararlarını gündeme getirdi. AK Partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katıldığı törende konuşan Arslan’ın Erdoğan’a bakarak, "Bir hukuk devletinde katılmasak da bu kararlara uyulması anayasal bir zorunluluktur" diyerek bir dönemi kapattı. 

Image

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) haber alma hakkı, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü alanlarında faaliyet yürüten bir sivil toplum kuruluşudur. Derneğimiz başta gazeteciler olmak üzere mesleki faaliyetleri sebebiyle yargılanan kişilere hukuki destek vermektedir.