Haberler

Emniyet’te polisten gözaltındakilere: Burası otel değil, bunu öğreneceksiniz!

Emniyet’te polisten gözaltındakilere: Burası otel değil, bunu öğreneceksiniz!

 

AZİZ ORUÇ

Van’daki mazbata krizine karşı İstanbul’da düzenlenen protestolarda ters kelepçeyle ve darp edilerek gözaltına alınan sanatçı ve gazeteciler, defalarca polisin fiziki ve psikolojik şiddetine maruz kaldı. İki kişinin burnu kırıldı. Gözaltındaki gazeteci ve sanatçılar, gözaltında yaşadıklarını MLSA'ya anlattı.

Yaşananları unutmadıklarını belirten gazeteciler, ‘Bir polis gözaltındakilere, ‘Burası İstanbul’un gözbebeği, burası otel değil. Bunu öğreneceksiniz. Burası sizin kişiliklerinizi unuttuğunuz yer’ dedi. Bazı kadınlar, ped ihtiyaçlarının bile ancak adliyeye getirildiklerinde karşılandığını belirtti. 

İstanbul’da Van'daki mazbata krizine karşı 3 Nisan’da yapılan protestolar sırasında 132 kişi gözaltına alındı. Protestoyu takip eden Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Ferhat Sezgin, Pir Haber Ajansı (PİRHA) muhabiri Dilan Şimşek, Yeni Yaşam Gazetesi muhabiri Sema Korkmaz ve Artı Gerçek muhabiri Müzeyyen Yüce polis tarafından darp edilerek, gözaltına alındı. İki gün gözaltında kaldıktan sonra 5 Nisan’da tutuklama talebiyle İstanbul Sulh Ceza Mahkemesi’ne sevk edilen dört gazeteci, yurtdışına çıkış yasağıyla serbest bırakıldı. 

Haber takibi sırada polisin fiziksel şiddet uygulayarak gözaltına aldığı Ferhat Sezgin’in burnu kırıldı. Grup Hevra üyesi müzisyen Yusuf Keleş, gözaltına alındığı sırada fiziki şiddete uğradı ve burnu iki yerden kırıldı.

Fiziksel şiddet, tehdit, kötü muamele ve psikolojik baskıya maruz kalan gazeteciler MA Muhabiri Ferhat Sezgin, Artı Gerçek Muhabiri Müzeyyen Yüce ve müzisyen Yusuf Keleş, yaşananları MLSA’ya anlattı.

Yüce: Böyle keyfi bir uygulamayla hiç karşılamamıştım

“Yaşadığım bu olayı hukuk ve gazetecilik üzerinden cevaplamak oldukça güç. Çünkü tamamen kolluğun keyfi uygulamalarının bir sonucudur” diyen Müzeyyen Yüce, basın açıklamasını takip etmek için bulunduğu alandan darp edilerek ve ters kelepçe ile gözaltına alındığını söyledi. Yüce, “Bu kadar yıldır toplumsal olayları, sokak eylemlerini, basın açıklamalarını izliyorum; böyle keyfi bir uygulama ile hiç karşılaşmadım” dedi. 

‘Faslı bir genç de gözaltına alındı’

Yüce devamında şunları söyledi: “Gözaltına alındığım andan serbest bırakılıncaya dek hem fiziksel hem de psikolojik şiddete maruz kaldım. Zaten darp edilerek, ters kelepçe ile gözaltına alındığımı ifade etmiştim. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki aileme ve kurumuma haber verme hakkım gözaltı sürecinde kullandırılmadı. Ailem gözaltında olduğumu bir gün sonra medyadan öğrendi. Kesinleşmiş hiçbir suçu bulunmayan insanlara, şahsıma ‘bir suçlu’ gibi davranılmasının yanında oldukça onur kırıcı bir süreç yaşadık. Hakkım olan temel ihtiyaçlara bile bir lütuf şeklinde saatler sonra ulaştım. Bunlar su, yemek, lavabo gibi temel ihtiyaçlar üstelik. Her şeyden önce gözaltındaki insanlara yapılan muameleyi konuşmak gerekiyor bence. Çok yoğun bir psikolojik şiddet söz konusuydu. Gözaltında, alandan alınan Fas uyruklu bir genç vardı. Türkçe bilmiyordu. İki gün boyunca ne bir tercüman getirildi ne de ailesine haber verme hakkı kullandırıldı. İki gün boyunca onun çaresizce ağlama seslerini dinledim. Ve bu çaresizliğe karşı ‘Artık bu ülkeye gelmemeyi öğrenir’ diyerek gülen polislere şahitlik ettim.

‘Kadınların ped ihtiyacı bile karşılanmadı’ 

Bir de iki günlük gözaltından hatırladığım bir cümle var: Bir polis memurunun temel ihtiyaçlarına ulaşmak isteyen insanlara sarf ettiği ‘Burası İstanbul’un gözbebeği, burası otel değil. Bunu öğreneceksiniz. Burası sizin kişiliklerinizi unuttuğunuz yer’ sözleri oldu. Bazı kadınların ped ihtiyaçları bile ancak adliyeye getirildiğimizde giderildi.”

‘Yaşananlara sessiz kalmayacağım’

Hukuksuz ve keyfi uygulamaya karşı suç duyurusunda bulunacağını anlatan Yüce, “İlk hastane kontrolünde zaten darp raporu talep etmiştim. Aldım da. Vücudumun çeşitli yerlerinde morluklar, ters kelepçe yüzünden bileğimi çevreleyen kesikler ve yaralar… Her şeyden önce de onuruma, kişiliğime yapılan bu saldırıya sessiz kalmayacağım. 

Basın olduğumu derken, polisin tepkisi şiddet oldu

Ben ablukaya alınmış grubun arasından çıkmak için polise basın olduğumu ifade ettiğim an gözaltına alındım zaten. Yani basın olduğumu söylediğimde polisin tepkisi şiddet oldu. Ben emniyette ifade vermedim. Boynumda kurum kartım olmasına ve defalarca basın olduğumu belirtmeme rağmen beni darp ederek gözaltına alanlara ne anlatabilirdim. Bu yüzden de emniyette ifade vermedim” diye belirtti. 

İtiraz ettikçe ters kelepçeyi sıktılar

Yüce son olarak şunları söyledi: “Dediğim gibi darp edilerek gözaltına alındım ve devamında da psikolojik şiddete maruz kaldım. Hakime, mahkemeye gerek yoktu Vatan Emniyet’te. Onlar zaten seni yargılayıp cezanı kesmiş. Hukuksuzluğa karşı her itirazımda ise ters kelepçeyi daha çok sıktılar. Ben savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldım. Mahkemeye çıkmadım. Savcılıkta da herhangi bir örgüte üye olup olmadığım, neden orada olduğum soruldu.

Oradaki kolluğun görevi öncelikle gazetecinin can güvenliğini sağlamak olmalıyken, orantısız bir güç uyguluyor. Son dönemde yargıdaki cezasızlık politikası, polisi tam anlamıyla işkence yapan bir unsur haline getirdi. Gücünü iktidardan alan, tamamen keyfi uygulamalara karşı bir ceza almayanlar güçlerini pervasızca insanlar üzerinde kullanıyor. Gazetecilerin de haksızlıkları, hukuksuzlukları, hak ihlallerini duyurmalarına engel olmak için bu gücü kullanmakta çekinmiyorlar. Ancak mesleğini onuruyla yapan hiçbir gazeteci bu baskılara boyun eğmedi, asla da eğmeyecek.”

Keleş: Şiddet sıradanlaştı 

Demokratik eylemelerde burnu kırılan ve şiddet gören ilk kişi olduğunu düşünmediğini birçok demokratik eylemde hatta hakkını arayan işçilerin bile darp edildiğine çok tanık olduklarını belirten Keleş, “Şiddet, polis şiddeti maalesef sık sık rastlanan bir durum haline geldi. Karşılaştığım şiddet hoş bir durum değildi. Kürt sanatçıları, Kürt gazetecileri, tiyatro oyuncuları ve sanatın her alanında ciddi bir baskı ve şiddet var. Bu durum gerçekten kabul edilebilir bir şey değil. Bunlara karşı güçlü bir şekilde birlik içinde tepki koymak gerekiyor” dedi. 

Buz ve ağır kesiciler verilmedi

Gözaltında kötü muameleye maruz kaldıklarını anlatan Keleş, “Tuvalete çıkmanın sadece belirli saatleri vardı. Saatlerce bizi bekletilip, sert tepkiler verene dek kimse gelmiyordu. Polisler geldiğinde de bize küfür edip, bağırıyordu. Benim ve gazeteci bir arkadaşımızın burnu kırıldı. Gözaltında iken burnumuz için doktor buz ve ağrı kesiciler yazmasına rağmen bize verilmedi. Hastanede polis, ‘biz size buz ve ağır kesici veririz’ demişti. Ama karakola geldiğimizde verilmedi” diye belirtti.  

‘Burnum iki yerden kırıldı’

Burnunun iki yerden kırıldığını anlatan Keleş şunları söyledi: “Okmeydanı Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu Hastanesi’nde kırılan burnum için rapor aldık. Dosyaya geçmesi gerektiğini polislere söylememize rağmen polisler o raporu dosyaya koymadı. Mahkemeye çıktığımızda hakime ilettim ama raporum dosyada yoktu. Avukatlarım da durumla ilgileniyor ve gerekli şikayette ben de bulunacağım.

Polis amiri kolumu kırmaya çalıştı 

Dışarıda darp edilip, gözaltına alındık. Aynı şekilde arabada polisin sözlü ve fiziki şiddetine maruz kaldık. Hepimizin elleri ters kelepçedeydi. Bir polis amiri bana kolunu içeri sok dedi yerin dar olduğunu söyledim. Kalkıp kolumu kırmaya çalıştı, sırtıma yumruklar vurdu. Polis amiri, ‘Ben o kolu bir yere sokmasını bilirim’ diyerek, hakaretlerde bulundu. Müzisyen ve sanatçı olduğumu belirttim tepki değişmedi aksine kötü muamele arttı. Bir polis ‘Sanatçı isen ne işin var burada’ dedi. Emniyet de de benzer durumlar ile karşı karşıya kaldık. Gözaltında iken bize ‘yasadışı bir eylemde bulundunuz’ deniliyordu. İfade de bize ‘yasadışı slogan atma’ ve ‘taş atıp kamu malına zarar verme’ gibi suçlarla suçluyorlardı ve bunlarla ilgili sorular soruldu.”

Faşizme karşı birlik olmak lazım

Tüm yaşanan şiddete rağmen tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildiklerini belirten Keleş, “Israrla ‘yasadışı bir eyleme katıldınız mı? ‘Slogan attınız mı?’ gibi sorular sorulup, durdu. Yargılamanın sonucunda mahkemede serbest bırakıldık. Gözaltı, tutuklama, baskı ve şiddetle herkesi sindirmek istiyorlar. Bunlara karşı kesinlikle birlik olmak gerekiyor aksi takdirde var olan faşizme karşı direnmek zor olacak. Bijî hunera kurdî (yaşasın Kürt tiyatrosu)” dedi. 

Sezgin: Gazeteciyim dedim daha fazla dayak yedim

Elinde kamera ve fotoğraf makinesi olmasına rağmen ve defalarca “gazeteciyim” diye bağırmasına rağmen polisin fiziki şiddetiyle gözaltına alınan MA muhabiri Ferhat Sezgin, “Gazeteciyim dedikçe, polisler beni darp etti. Bana aileme küfürler edildi. Defalarca kafama ve göğsüme vuruldu. Gözaltı esnasında da kötü muameleye maruz kaldık. Polis bize düşmanmışız gibi davranıyordu. Zaten devamlı bağırıp küfürlerle hakaret ediyorlardı bende dahil diğer tüm arkadaşlara. Saatlerce ben ve gözaltına alınanların elleri ters kelepçede kaldı. Kötü muameleyi aşan bir durum vardı. Gazeteci olduğumu söylediğimde polisin şiddeti daha da arttı.

Kafamı araca vurup, burnumu kırdı

Çekilen görüntülerde de görülüyor. Gazeteciyim dememe rağmen şiddete maruz kalıyorum. Polis ‘gazeteciysen burada be işin var lan’ dedi. Eylemi takip etmeye geldiğimi söylediğimde ise kafamı gözaltı aracına vurarak burnumu kırdılar. Sonra aracın içene koydular. Vücudumun çeşitli yerlerinde morluklar ve burnumda hala ciddi ağrılar var” diyerek, yaşananlara tepki gösterdi. 

Gazeteciye ‘Neden eyleme katıldın’ sorusu

Sezgin devamında şunları söyledi: “Savcı gözaltına alındığım sıradaki fotoğrafları göstererek ‘Neden eyleme katıldın’ dedi. Eylemci olmadığımı ve gazeteci olduğunu beni o ablukaya döverek kattıklarını söyledim. Örgüt propagandası yapmakla suçlandım fakat gazetecilik için orada olduğunu herkes biliyor. Vatan Emniyeti’ne gittiğimizde 4-5 saat ters kelepçeyle bizi beklettiler. Araç içinde fenalaşanlar bile oldu. İnsanlık dışı bir muameleyle karşı karşıya kaldık. Hiçbir suçum yokken ve bu konuda mağdur benken ilginç bir şekilde tutuklama ile mahkemeye sevk edildim. Deneyimli serbestlik ile serbest bırakıldım. Gazetecilere yönelik bu saldırılar ilk değil belli ki sonda olmayacak. Özgür Basın çalışanları olarak tek inandığım çizgi hakikat çizgisidir ve bu hakikat çizgisinden bizi hiçbir şekilde geri adım atmayacağız. 

Hastanede rapor aldığını ve Türkiye İnsan Hakları İstanbul Temsilciliği’ne başvuruda bulunduğunu anlatan Sezgin, raporuyla beraber polisler hakkında suç duyurusunda bulunacağını söyledi.

Image

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) haber alma hakkı, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü alanlarında faaliyet yürüten bir sivil toplum kuruluşudur. Derneğimiz başta gazeteciler olmak üzere mesleki faaliyetleri sebebiyle yargılanan kişilere hukuki destek vermektedir.