- Gazeteci Alican Uludağ, haberlerini duyurduğu sosyal medya paylaşımları nedeniyle tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşmasında tahliye edildi. Uludağ ve avukatları, 90 günlük tutukluluk süreci ile duruşmaya fiziki katılım sağlanmamasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini söyledi.
- Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada savcı tutukluluğun devamını istedi. Mahkeme, Silivri Cezaevi’nden bağlanan Uludağ hakkında tahliye kararı verdi.
Büşra Genel
Gazeteci Alican Uludağ, haberlerini duyurduğu sosyal medya paylaşımları nedeniyle “Cumhurbaşkanına hakaret”, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “yargı organlarını alenen aşağılama” suçlamalarıyla tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşmasında tehliye etti.
Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmanın saat 10.00’da başlaması bekleniyordu. Ancak esas hâkimin mazeretli olması ve yerine nöbetçi hâkimin görevlendirilmesi nedeniyle duruşma saat 14.35’te başladı.
Tutukluluğunun 90. gününde bulunan Uludağ, duruşmaya Ankara’ya getirilmedi. Mahkeme, Uludağ’ın Silivri’deki Marmara Cezaevi’nden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmaya katılmasına karar verdi.
Duruşmayı çok sayıda gazeteci, avukat ve aile üyesi izledi. Büyük salon talebine rağmen duruşma küçük bir salonda görüldü. Ankara Barosu Başkanı Avukat Mustafa Köroğlu da müdafi olarak davaya katılma talebinde bulundu.
SEGBİS bağlantısı sırasında yalnızca mahkeme heyetini görebildiğini belirten Uludağ, duruşma salonunun tamamını görmek istediğini söyledi. Yakınlarını ve meslektaşlarını selamlayan Uludağ, kimlik tespiti sırasında “Yargı muhabiriyim” dedi.
Savunmasına tutuklu gazetecileri anarak başlayan Uludağ, şunları söyledi:
“Merdan Yanardağ, İsmail Arı, Pınar Gayıp, son tutuklanan gazeteci Yelis Ayaz ve tüm tutuklu gazetecilere selam gönderiyorum.
90 gündür ailemden uzakta, Silivri Cezaevi’ndeyim. SEGBİS’le bağlanmaya yönelik itirazımı dile getirmeme rağmen duruşmaya buradan katılıyorum. Cezaevinden yapılan bir yargılama sağlıklı olamaz.
Fethullahçıların döneminde zorlu koşullarda yargı muhabirliğini öğrendim. O gün de bugün de hiçbir çıkar grubunun gölgesinde gazetecilik yapmadım. O gün de tarihin doğru tarafındaydım, bugün de doğru tarafındayım.
Asla pişman olunacak bir gazetecilik yapmadım. Gazeteciliği halkın çıkarı için yaptım. Bu dava, Anayasa’da güvence altına alınan basın ve ifade özgürlüğünün engellenmesinden ibarettir. Bu, halkın haber alma hakkının engellenmesidir.”
"Terör savcısının gazeteciyle ne ilgisi olur?"
İddianameyi hazırlayan savcıya da tepki gösteren Uludağ, “Kim bu savcı? Basın savcısı mı? Hayır, terör savcısı. Terör savcısının gazeteciyle ne ilgisi olur? Gazeteci terörist mi?” dedi.
Savcılığın yaklaşımını eleştiren Uludağ, “Savcının delilden şüpheliye gitmesi gerekirken, şüpheliden delile gitmiş” ifadelerini kullandı.
Uludağ, suçlamaya konu edilen paylaşımlarının büyük bölümünün Ekim 2025 öncesine ait olduğunu söyledi. Paylaşımlarından örnekler veren Uludağ, “Savcı altını çizmiş. 90 gündür düşünüyorum. ‘Sandıkta kaybettiğini yargı eliyle geri almaya çalışıyor’ demişim. CHP’li belediyelere yönelik operasyonları kastettim. Burada hakaret nerede?” dedi.
Bir yargı muhabiri olarak yargıdaki operasyonları eleştirdiğini belirten Uludağ, Gezi Davası hükümlüsü Tayfun Kahraman örneğini verdi:
“Hakkında iki Anayasa Mahkemesi kararı olmasına rağmen tutuklu. Cezaevine girdiğimde Tayfun Kahraman’ı gördüm. Gözlerinde adaletsizliğin verdiği duyguyu gördüm. Bir yargı muhabiri olarak bunu yazmayacak mıyım?”
İddianamede hangi paylaşımıyla hükümeti veya yargıyı aşağıladığının belirtilmediğini söyleyen Uludağ, paylaşımlarının yargının siyasallaşmasına karşı ve yargı bağımsızlığını savunmak amacıyla yapıldığını ifade etti.
"Kimse fikrini söylemesin isteniyor"
Savcılığın yalnızca haber ve bilgileri değil, düşünce ve yorumları da suçlama konusu yaptığını belirten Uludağ, “Bilgiye ‘yalan’ demenin yanı sıra, bir fikri ve düşünceyi de suç haline getirmek istemiş savcı. Yani kimse fikrini söylemesin isteniyor” dedi.
Gazeteci Furkan Karabay’ın tutuklanmasına ilişkin paylaşımını da hatırlatan Uludağ, “Gazeteci tutuklamak savcılar için hobi haline geldi demiştim. Şimdi ben tutukluyum” ifadelerini kullandı.
Yargıdaki hukuka aykırı uygulamaları ve tartışmalı atamaları haberleştirdiği için bugün sanık olarak yargılandığını söyleyen Uludağ, “Türkiye, uyuşturucu baronu Zindaşti’yi serbest bırakan hâkimleri gördü. Bu örnekler ortadayken benim sosyal medya paylaşımlarımın neresinde hakaret var?” diye konuştu.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi yöneticilerinden birinin Afyon’dan Silivri’ye kelepçeli sevk edilmesini eleştirdiği paylaşımının da dosyaya konulduğunu belirten Uludağ, “Ben bu muameleyi eleştirmişim. Cezaevine ilk girdiğimde ben de yerde yattım. Eleştirdiğim uygulamaları bizzat yaşamış biriyim. Bunun neresinde suç var?” dedi.
Uludağ, 23 Eylül 2025 tarihli paylaşımında kullandığı “yargı ile saray arasında kara propaganda mekanizması” ifadesinin bilgiye dayandığını savundu:
“İktidara yakın gazetecilere CHP’li belediyelerle ilgili bilgilerin sızdırıldığını yazmışım. Hâkim Bey, bunun eksiği yok, fazlası var. Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, bilgiye dayalı bu paylaşımımı yalanlamadı. Ama savcı bir yıl sonra çıkıp bunun dezenformasyon ve yalan olduğunu söylüyor.”
"Suç işlemedim, gazetecilik yaptım"
Bir yargı muhabiri olduğunu vurgulayan Uludağ, “Sosyal medya paylaşımlarımın temel amacı bilgilendirmektir. Sosyal medya paylaşımlarım dışında suçlandığım başka bir iddia da yok” dedi.
Gazeteciliğin kamusal denetim görevi olduğunu belirten Uludağ, “Gazetecinin görevi, halk adına devleti yönetenleri denetlemektir. Bu paylaşımlardaki temel amaç halkı bilgilendirmek ve uyarmaktır. Suç işlemedim, gazetecilik yaptım” ifadelerini kullandı.
Savunmasının sonunda beraatini talep eden Uludağ, tutuklanma gerekçesi olarak gösterilen “kaçma şüphesine” de tepki gösterdi:
“5 ve 10 yaşındaki çocuklarım beni beklerken ben neden kaçayım? Beni bulacakları yer basın odasıdır.”
Uludağ, “Bugün içeride olmakla dışarıda olmak arasında büyük bir farkın kalmadığı bir dönem yaşıyoruz. Demokratik düzen büyük bir tehdit altında. Türkiye büyük bir yol ayrımında. Bugün gazeteciler susarsa toplum da susar” dedi.
"Evinden alındıktan yaklaşık 20 saat sonra hücreye konuldu"
Uludağ’ın avukatı Abbas Yalçın, duruşmada adil yargılanma hakkı ihlallerine dikkat çekti. Cumhurbaşkanı’nın dosyada müşteki sıfatıyla yer almadığını belirten Yalçın, soruşturmanın İstanbul’daki terör savcılığı tarafından yürütülmesini eleştirdi.
Yalçın, müvekkilinin gözaltına alındıktan kısa süre sonra İstanbul’a götürüldüğünü ve yaklaşık 20 saat sonra hücreye konulduğunu anlattı:
“Yol boyunca İstanbul Emniyeti’nden defalarca aranarak ‘Neredesiniz, hadi’ denildi. Alican, evinden alındıktan yaklaşık 20 saat sonra hücreye konuldu.”
Uludağ’ın yüz yüze savunma hakkının engellendiğini savunan Yalçın, “Parasını cebinden ödeyerek duruşmaya gelip yüz yüze savunma yapmak istedi. 20 saat içinde İstanbul’a götürülüp tutuklandı ama duruşma için buraya getirilemedi. Bu ağır bir hukuksuzluk ve eziyettir” dedi.
Ankara Barosu Başkanı Mustafa Köroğlu ise davanın yalnızca bir gazetecinin ceza dosyası olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.
Köroğlu, “Bir gazetecinin kamuoyunu ilgilendiren bir konuda yaptığı açıklamalar rahatsız edici olabilir. Ancak ifade özgürlüğünün bulunduğu demokratik bir toplumda bunun doğal karşılanması gerekir” dedi.
“Dezenformasyon” düzenlemesinin gazetecilerin mesleklerini yapmasını zorlaştırmak amacıyla kullanıldığını savunan Köroğlu, siyasi makamların eleştirilere daha fazla tahammül göstermek zorunda olduğunu belirtti.
Savcı tutukluluğun devamını istedi
Savcı, Uludağ’ın tutukluluğunun devamını talep etti. Savcı, “somut delillerin bulunması” ve “eylemlerin niteliği” gerekçelerini ileri sürdü.
Bunun üzerine yeniden söz alan Uludağ, “Savcı suç unsurundan bahsediyor fakat bunu somut kavramlarla açıklamıyor. 90 gündür tutuklu bulunan bir gazeteci hakkında bu karar veriliyorsa diyecek söz bulamıyorum” dedi.
Mahkeme, duruşma sonunda Alican Uludağ’ın tahliyesine karar verdi.

