-
MLSA Hukuk Birimi, gazeteci Yıldız Tar’ın tutuklanmasına dayanak yapılan eski iletişim kayıtlarının ve barışçıl faaliyetlerinin “örgütü üyeliği” suçlaması için yeterli olmadığı gerekçesiyle AİHM’e başvurdu.
-
Başvuruda, Tar hakkında güncel ve somut bir olgu gösterilmeden tutuklama kararı verildiği, gazetecilik, toplantı ve örgütlenme faaliyetlerinin özgürlükten yoksun bırakma tedbirinin dayanağı haline getirildiği belirtildi.
İSTANBUL – Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) Hukuk Birimi, gazeteci Yıldız Tar’ın yaklaşık 100 gün tutuklu kalmasına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurdu. Başvuruda, Tar’ın “silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla tutuklanması ve tutukluluğunun sürdürülmesinin yanı sıra, konutunun aranması ve dijital materyallerine el konulması ile gazetecilik ve barışçıl sivil toplum faaliyetlerinin suçlama konusu yapılmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “kişi özgürlüğü ve güvenliği”, “özel hayat”, “ifade ve basın, toplantı ve örgütlenme” özgürlüklerini ihlal ettiği belirtildi. Başvuruda ayrıca, bu haklara getirilen kısıtlamaların AİHS’nin 18. maddesinde düzenlenen “amaç dışı kullanım yasağına” aykırı olduğu vurgulandı.
Tar hakkında 17 Şubat 2025’te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “örgüt üyeliği” iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında Tar’ın Ankara’daki evine 18 Şubat’ta sabahın erken saatlerinde baskın düzenlendi ve polis tarafından arandı. Telefon, dizüstü bilgisayar, ses kayıt cihaz, flash bellek ve diğer dijital materyallere el konuldu. Tar aynı gün gözaltına alınarak İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne götürüldü.
Tar’a yöneltilen suçlamaların temelini 2012-2013 yıllarına ait telefon görüşmeleri, kendisine gönderilen iki SMS ve bir ortam dinlemesi kaydı oluşturdu. Başvuruda, söz konusu kayıtların üniversite etkinlikleri, barışçıl gösteriler, HDK toplantıları ve gazetecilik faaliyetleriyle ilgili olduğu belirtildi.
“Güncel ve somut örgütsel bağ gösterilmedi”
Tar, 19 Şubat 2025’te alınan kolluk ifadesinde kendisine yöneltilen kayıtların önemli bölümünün üzerinden yaklaşık 13 yıl geçtiğini, bazı görüşmeleri ayrıntılı olarak hatırlamadığını ve kayıtlarda şiddet, örgütsel talimat veya silahlı bir örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğunu gösteren bir unsur bulunmadığını belirtti.
Başvuruda, Tar’ın 2012 yılında Halkların Demokratik Kongresinin (HDK) birkaç toplantısına gazeteci veya katılımcı olarak katıldığı, 2013 yılından itibaren ise HDK toplantılarına katılmadığı aktarıldı. HDK’nin çeşitli siyasi partiler, sendikalar, dernekler, sivil toplum kuruluşları ve bireylerin katılımıyla oluşturulmuş bir platform olduğu belirtilerek, HDK hakkında verilmiş bir kapatma kararı veya HDK’nin PKK/KCK’nin bir parçası olduğuna ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmadığı ifade edildi.
Tar, 22 Şubat’ta İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliğince tutuklandı. Hakimlik kararında Tar’ın “HDK toplantılarına yoğun şekilde katıldığı” değerlendirmesine yer verildi.
Tar’ın müdafileri ise birkaç HDK toplantısına katılımın “yoğun” faaliyet olarak değerlendirilemeyeceğini, Tar’ı silahlı örgütün hiyerarşik yapısına bağlayan güncel ve somut bir delil, örgütsel görev veya talimat ilişkisi bulunmadığını açıkladı.
Gazetecilik faaliyetleri suçlama kapsamında değerlendirildi
AİHM başvurusunda, suçlamaya dayanak yapılan bazı iletişim kayıtlarının doğrudan gazetecilik faaliyeti kapsamında olduğu belirtildi.
26 Ekim 2012 tarihli telefon görüşmesinde Tar’ın, T24’te çalışan gazeteci Ruken Tunçel’e Boğaziçi Üniversitesinde yaşanan öğrenci olayları hakkında bilgi verdiği aktarıldı. 1 Mayıs 2013 tarihli görüşmede ise Tar’ın, 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı takip ederken gazeteci Derya Okatan’a DİSK Genel Merkezi’ne yönelik polis müdahalesi hakkında bilgi verdiği belirtildi. Bu bilgilerin daha sonra Bianet’te yayımlanan haberde kullanıldığı kaydedildi.
Başvuruda, söz konusu görüşmelerde şiddet çağrısı, örgütsel talimat veya silahlı bir örgütle hiyerarşik bağ bulunduğunu gösteren herhangi bir içerik olmadığı vurgulandı.
Tar’ın öğrencilik döneminde katıldığı basın açıklamaları, üniversite etkinlikleri ve toplumsal gösterilerin de soruşturma kapsamında ele alındığı belirtildi. Bu faaliyetlerin barışçıl olduğu, Tar’ın şiddete başvurduğunu veya bir terör örgütünün talimatıyla hareket ettiğini gösteren somut bir olgu bulunmadığı ifade edildi.
Tutukluluk kararlarında genel gerekçeler kullanıldı
Tar’ın tutuklama kararına yaptığı itiraz İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesince 5 Mart 2025’te reddedildi. Tar’ın müdafileri, suçlamaya esas kayıtların eski tarihli olduğunu, kaçma veya delilleri karartma tehlikesinin bulunmadığını ve daha hafif tedbirlerin neden yetersiz kalacağının ortaya konulmadığını belirtti.
19 Mart 2025’te yapılan tutukluluk incelemesinde de tutukluluğun devamına karar verildi. Başvuruda, bu ve sonraki kararlarda Tar’ın kişisel durumuna özgü somut kaçma veya delil karartma riskinin gösterilmediği, suçun niteliği, cezanın ağırlığı ve mevcut delil durumu gibi genel gerekçelerin tekrarlandığı belirtildi.
İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, 8 Mayıs 2025’te dosyada yetkisizlik kararı vererek dosyanın Ankara’ya gönderilmesine ve Tar’ın tutukluluğunun devamına karar verdi. Dosyanın Ankara’ya gönderilmesinin ardından Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi, 30 Mayıs 2025’te Tar’ın tahliyesine karar verdi. Tar böylece yaklaşık 100 gün tutuklu kaldı.
AİHM’e beş farklı hak kapsamında başvuru
MLSA Hukuk Birimi, Tar’ın AİHS’nin 5. maddesinde düzenlenen kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini belirtti. Başvuruda, tutuklama için makul şüpheyi ortaya koyan somut olgular bulunmadığı, tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda kişiselleştirilmiş ve yeterli gerekçe gösterilmediği belirtildi.
Tar’ın evinin aranması, dijital materyallerine el konulması ve eski haberleşme kayıtlarının soruşturmada kullanılması nedeniyle AİHS’nin 8. maddesinde düzenlenen özel hayata, konuta ve haberleşmeye saygı hakkının ihlal edildiği vurgukandı.
Gazetecilik faaliyetlerinin suçlama ve tutuklama gerekçesine dönüştürülmesinin ifade ve basın özgürlüğünü (10. madde), barışçıl toplantı ve sivil toplum faaliyetlerinin suçlama konusu yapılmasının ise toplantı ve örgütlenme özgürlüğünü (11. madde) ihlal ettiği belirtildi.
Başvuruda ayrıca, bu müdahalelerin 5, 10 ve 11. maddelerle bağlantılı olarak AİHS’nin 18. maddesinde düzenlenen haklara getirilen kısıtlamaların amaç dışı kullanılması yasağına aykırı olduğu açıklandı.
Tar hakkında “örgüt üyeliği” suçlamasıyla açılan ceza davası Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesinde devam ediyor.

