Basın ÖzgürlüğüCezaevindeki Gazeteciler

Van’da tutuklanan gazeteciler: Karantina kötü muameleye gerekçe olarak kullanılıyor

6 Ekim’de evlerine yapılan baskınlarda gözaltına alınıp üç gün sonra tutuklanan gazeteciler Cemil Uğur, Adnan Bilen, Nazan Sala ve Şehriban Abi koronavirüs salgını nedeniyle uygulanan karantinanın tutuldukları Van Cezaevi’nde kötü muameleye gerekçe yapıldığını aktardı.

‘Bulaş riskinin en yoğun olduğu yerde tutuluyoruz’

Askerler tarafından gözaltına alınmasının ardından “helikopterden düştü” denilerek hastaneye yatırıldıktan sonra hayatını kaybeden Servet Turgut ile aynı gözaltı sürecinde ağır yaralanan Osman Şiban’a dair haberleri nedeniyle gözaltına alındıklarının altını çizen Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Adnan Bilen, Cemil Uğur ile birlikte girdikleri karantina süresinin iki hafta önce bittiğini ancak bir türlü farklı bir koğuşa sevk edilmediklerini söyledi. Karantina ve tutukluluk süreçlerinde yaşadıkları hak ihlalleri ve maruz bırakıldıkları kötü muameleyi Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’ne (MLSA) anlatan Bilen: “Bulaş riskinin en yoğun olduğu yerde tutuluyoruz. Yan koğuşlardan pozitif vakalar çıkıyor. Talep etmemize rağmen buradan çıkarılmadık. Karantina süremiz iki hafta önce bitti, ancak hâlen buradayız” dedi.

‘Karantina kötü muameleye gerekçe olarak kullanılıyor’

Tutuklama kararının ardından, kendilerinden önce adli tutukluların kaldığı koğuşa alındıklarını söyleyen gazeteci Nazan Sala da karantinanın kötü muameleye gerekçe olarak kullanıldığını vurguladı: “Bizden önce uyuşturucu bağımlısı adli tutuklular o koğuşta tutulmuştu. Yoksunluk sendromu yaşayan tutuklular koğuşun her yerine kusmuş ve koğuş öylece bırakılmıştı. Siz temizlemiyorsanız fırça verin, biz temizleyelim dedik. Bir hafta boyunca ne su ne de fırça verildi. O pisliğin içinde tutulduk. Her talebimiz ‘Yeteri kadar personelimiz yok’ denilerek reddedildi. Koğuşta gardiyanları çağırmak için yerleştirilen zile bastıktan saatler sonra birileri gelip ‘Acil durumlar dışında butona basmayın’ deyip gidiyordu. Karantina, cezaevinde kötü muamelenin gerekçesi olarak kullanılıyor.”

14 günlük karantina sürecini Sala’yla birlikte geçiren Şehriban Abi de kötü muameleyle cezalandırıldıklarını belirterek, “Haber için aldığım onlarca nota el koydular. Not defterim, bilgisayarım ellerinde. Oralarda sadece yaptığım haberler için aldığım notlar var ve bunu biliyorlar. İşimiz gazetecilik, bunun da farkındalar. Bu yüzden savcılık sorgusunda, hiçbir gerekçe bulamadıkları için alakasız konularda onlarca soru cevaplamamız istendi. Şimdi de soğuk koğuşlarda uzun süre tutuklu bırakarak cezalandırmaya çalışıyorlar” diye konuştu.

Gözaltı sürecinin de usule uygun yürütülmediğine, kendilerine herhangi bir gözaltı kararı gösterilmediğine değinen MA muhabiri Uğur, gözaltı gerekçesine ve kararına ne kendilerinin ne de avukatlarının ulaşabildiğini ifade etti. Uğur, gözaltı ve tutukluluk sürecini şöyle anlattı: “Gözaltı işlemini yapan memurlara gözaltı kararını ibraz etmeleri gerektiğini söyledik. Oralı bile olmadılar. Sonrasında da ne biz avukatlarımızla görüşebildik, ne de avukatlarımız savcılıkla görüşebildi.”

‘Hak haberciliği yaptırmamaya çalışıyorlar’

Gazeteci Bilen de gözaltına alındıklarında kendilerine askerlerce işkence edilen yurttaşlara ilişkin haber konusunda soru soracaklarını düşündüklerini, ancak olayla ve kendileriyle alakasız ne varsa dosyaya dahil edildiğini söyledi. Sorgu süreciyle ilgili konuşan Bilen, “Bize sorulan soruları gördüğümde bizi gözaltına almak için bahane aradıklarını, o bahaneleri bile bulamadıklarını gördük. Yöneltilen sorular şunlardı: ‘PKK, KCK ile ilgili, örgütün yönetim şekli hakkında bildiklerinizi anlatınız.’ Hatta daha fantastik bir soru ise ‘KCK Sözleşmesi’nin 14. maddesinin birinci fıkrası nedir?’ şeklindeydi. Böyle bir soruşturma olur mu? Bir gazeteciye böyle sorular neden sorulur? Yaptığımız haberleri görünmez kılmaya, hak haberciliği yaptırmamaya çalışıyorlar” dedi.

MLSA’nın bulundukları Van Yüksek Güvenlikli ve Van T Tipi Cezaevi’nde ziyaret ettiği gazeteciler, haklarındaki iddianamenin hazırlanmasının sürüncemede bırakılmasının da cezaya dönüştürülmeye çalışıldığını, meslektaşlarının ve hak örgütlerinin buna müsaade etmemesi gerektiğini ifade etti.