Basın ÖzgürlüğüYazarlar

Basının Terörle Mücadele Kanunu ve tutuklu Kürt gazeteciler

SEDAT YILMAZ*

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı 2018 yılından bu yana “Terör propagandası yapanların basın kartının arkasına sığındığı” gerekçesiyle Basın Kartı Yönetmeliği’ni muhalif tüm yapılara karşı yürüttüğü politikaların bir parçası olarak değiştiriyor.

Örneğin, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun verdiği 4 Kasım 2020 tarihli karar ile 2018’de kabul edilen Basın Kartı Yönetmeliğine karşı açılan bir davada, “İletişim Başkanlığının yetkisinin kart vermekle sınırlı olduğu; kartın kimlere verileceği, hangi hâllerde basın kartının iptali gerekeceğinin belirlenmesi konusunda yetkisinin olmadığı” gerekçesiyle yönetmeliğin birçok maddesinin yürütmesini durdurmuştu.

Bu karar sonrasında, İletişim Başkanı Fahrettin Altun, 1 Nisan 2021’de Twitter hesabından “Basın Kartı Yönetmeliğimizin bazı maddeleri Danıştay tarafından iptal edilmiş. Daha iyisini yapmak için derhal çalışmaya başladık. Görevde olduğumuz müddetçe ‘gazetecilik’ adı altında ‘terörizm propagandası’ yapanlarla mücadele edeceğiz. Terör sevicileri boşuna sevinmesinler!” mesajını paylaşmıştı.

Altun’un mesajının ardından İletişim Başkanlığı gerçekten de yönetmeliği 20 Mayıs 2021’de bir kez daha değiştirmiş, buna karşı da Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Gazeteciler Cemiyeti Derneği, Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) ve Türkiye Foto Muhabirleri Derneği dava açmıştı.

Bunun üzerine 15 Kasım 2022 tarihinde Danıştay bir kez daha Basın Kartı Yönetmeliği’nin gazetecilere basın kartı verilmesini ve iptalini kapsayan maddelerini iptal ederek, kararda “demokratik toplum” vurgusu yaparak “Basının, haber verme ve eleştiri hakkı vardır” demişti.

Bunun üzerine, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, 10 Nisan’da Basın Kartı Yönetmeliği’nin “yeni” halinin Resmi Gazetede yayımlandığını duyurdu.

İşin aslı, basın üzerindeki baskılar dikkate alındığında yönetmeliğin fiili olarak bugüne dek Altun’un istediği şekilde uygulandığını söylemek yanlış olmaz. Anayasal bir güvence olan “Haberleşme hürriyeti”, “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” ve “Basın hürriyeti”nin büyük tehdit altında olduğu; sansürden, idari ve hukuki cezalara kadar baskı silsilesi herkesin malumu.

Ancak yönetmeliğin ayrıca Kürt basınını yakından ilgilendiren bazı maddeleri var ki bunları Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) Basın Kartı Yönetmeliği’ne yansıması olarak değerlendirmek mümkün.

‘Basın kartına benzer!’ 

Yönetmelikte özellikle Kürt gazetecilere karşı silah olarak kullanılan düzenlemelerden birisi, “Basın kartına benzer kart düzenleme” başlığı altında düzenlenen 46. madde: “Başkanlıkça verilen basın kartlarına dizgi, fon, tertip, şekil ve renk bakımından benzer kart düzenlemiş veya bu kartları kullanmış olanların tespiti hâlinde bu kişiler hakkında Başkanlıkça Cumhuriyet Başsavcılıklarına suç duyurusunda bulunulur. Soruşturma ve/veya kovuşturma kesin olarak tamamlanıncaya kadar bu Yönetmelikte belirtilen şartları taşısalar dahi bu kişilere basın kartı verilmez, varsa basın kartları geçici olarak iptal edilir.”

Bu ifade, sahte kart basımını engellemek için konulmuş bir düzenleme gibi görünse de pratikte Kürt gazeteciler, bunun yansımalarını sahada bambaşka bir boyutta yaşamaktadır.

Tanıtım kartlarına el konuldu

Buna çok yakın zamandan verilecek bir örnek, 6 Şubat’ta yaşanan Kahramanmaraş merkezli depremlerin hemen ardından 8 Şubat’ta Urfa’nın Birecik ilçesinde 21 kişinin ölü olarak çıkarıldığı enkazda yürütülen “arama kurtarma” çalışmalarını takip eden Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Mahmut Altıntaş ve JINNEWS muhabiri Sema Çağlak’ın İletişim Başkanlığı tarafından verilen “turkuaz” kartları olmadığı gerekçesiyle gözaltına alınması.

Birecik Emniyet Müdürlüğü’ne götürülen gazetecilere, “Birecik’e neden geldiniz?”, “Kurum kartını size kim verdi?” şeklinde sorular soruldu. İfadelerini alınan gazeteciler, “sahte,  taklit” gibi suçlamalarla basın kartlarına el konularak serbest bırakıldı.

Yine Urfa’nın Suruç ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından saldırıya uğrayan Şenyaşar ailesinin Urfa Adliyesi önünde devam eden nöbet eylemini takip ettikleri sırada 17 Mart’ta gözaltına alınan JINNEWS muhabiri Gülistan Dursun ile MA’nın stajyer bir muhabirinin kurum tanıtım kartlarına “sahte, taklit” denilerek el konulduktan sonra serbest bırakıldılar.

Yönetmeliğin “Basın kartı alabilecek kişilerde aranan genel şartlar” başlığı altında düzenlenen 8. maddesinin “Basın kartı talep edenlerin başvuruda bulunabilmeleri için” (d) bendinde “12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3 üncü maddesinde sayılan terör suçları ile 4 üncü maddesinde sayılan terör amacı ile işlenen suçlardan veya 6 ncı maddede belirtilen suçlar ile 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunun 4 üncü maddesi gereğince hüküm giymemiş olması” şartı da Kürt gazetecilere yönelik konulmuş bir basın kartı ambargosudur.

Kürt basın çalışanlarının haber, sosyal medya paylaşımları ve ifadeleri delil gösterilerek sık sık yargısal saldırıya uğradığı verilerle açıkça kanıtlandı. Bu ambargodan kaynaklı, Kürt basın çalışanları sahada aktif çalışmalarına rağmen bu haktan faydalandırılmıyor.

Diyarbakır’da 16 gazeteci tutuklu

Bu maddenin somut yansımalarından birine örnek, Diyarbakır’da 8 Haziran 2022’de gözaltına alınıp 16 Haziran’da tutuklanan Jinnews Müdürü Safiye Alagaş, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği Eşbaşkanı Serdar Altan, Mezopotamya Ajansı editörleri Aziz Oruç ve Ömer Çelik, Xwebun Yazı İşleri Müdürü Mehmet Ali Ertaş, Zeynel Abidin Bulut, Mazlum Doğan Güler, İbrahim Koyuncu, Neşe Toprak, Elif Üngür, Abdurrahman Öncü, Suat Doğuhan, Remziye Temel, Ramazan Geciken, Lezgin Akdeniz ve Mehmet Şahin’e yöneltilen suçlamalar. Gazetecilere yöneltilen suçlama “örgüt üyeliği.”

Tutuklu meslektaşlarım hakkındaki iddianame, tutuklanmalarından 10 ay sonra 28 Mart’ta hazırlanarak hazırlanarak Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunuldu. Uzun tutukluluk süresine rağmen halen cezaevinde olan gazeteciler, Temmuz’da hakim karşısına çıkacak.

Ankara’da 9 gazeteci tutuklu 

Kürt basınına yönelik 25 Ekim 2022’de Ankara merkezli yapılan operasyonda da gözaltına alınan gazetecilerden dokuzu çıkarıldıkları mahkemece 29 Ekim’de tutuklanarak Sincan Cezaevi’ne gönderildi.

MA Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, ajans muhabirleri Berivan Altan, Ceylan Şahinli, Deniz Nazlım, Selman Güzelyüz, Emrullah Acar ile JINNEWS muhabirleri Habibe Eren ve Öznur Değer; tutuksuz yargılanan MA muhabiri Zemo Ağgöz ve bir süre MA’nın Ankara bürosunda stajyer olarak çalışan Mehmet Günhan hakkında yürütülen soruşturma üç buçuk ay sonra tamamlanarak, suçlamalar iddianameye dönüştü.

Gazetecilerin yapmış olduğu 149 haber suçlama konusu oldu. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi, ilk duruşma için seçimden sonraya, 16 Mayıs’a gün verdi.

Basın örgütlerini dayanışmaya davet ediyorum 

Durum buyken tüm basın meslek örgütlerini, söz konusu Basın Kartı Yönetmeliği’ni biraz da Kürt gazeteciler gözüyle okumaya ve tutuklu 25 çalışma arkadaşımızı gündemlerine almaya davet ediyorum.

*Bu işin hakları, Atıf-Gayriticari (CC BY-NC) Lisans ile kısmen saklıdır. Bu iş, MLSA’ya atıf ile ve ticari olmayan amaçlar ile kullanılıp dağıtılabilir.